Terör -2-
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2139  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  01 Kasım 2007

TERÖR -2-

 

Terörün uluslararası bir kavram olduğunu ve arkasında dış odakların varlığını izah ettikten sonra, bu bölümde terörün nasıl olup da taraftar ve tetikçi bulduğunu izah etmeye çalışacağım.

Eğemenliği altındaki topraklarda yaşayan bireylere ve gruplara karşı:

1-Eşit hizmet sunamayan,

2-Fırsat eşitliğini gözardı eden,

3-Yönetimde adaleti sağlayamayan,

4-Bireylerin ve grupların kendilerini güvende hissetmemelerine sebep olan hukuk devleti olamamak, teröre kaynak sağlayan etmenlerdir.

Bu dört nimetten mahrum bırakılan ülke vatandaşları, umutsuzluk, çaresizlik ve ezilmişliğe düçar olurlar. Bu psikolojideki vatandaşlar, kendilerine uzatılacak ele, karanlık mı aydınlık mı diye bakmadan dört elle sarılırlar. Kendilerine uzatılacak bu el de, genellikle dış istihbaratların kadife eldiven geçirilmiş demir pençeleri olacaktır.

Devletler, doğal hakları olan bu nimetleri vatandaşlarından esirgediği zaman, bir gün mutlaka terörle muhatap olacaklardır. Çünkü biri birinin kurdu olan devletler, sürekli fırsat kollarken, onların eline koz vermiş olursunuz. Şu gerçeği hiçbir zaman unutmamalıyız: Thomas Hobbes, insan insanın kurdudur derken yanılmıştır; aslında devlet devletin kurdudur.

Terörün insan kaynağını incelerken, bazı odakların ürettiği ideolojileri de dikkate almak elzemdir. 19. Yüzyıl’da  temeli atılan, 20. Yüzyıl’da da dünyaya yayılan ve bireyciliği ön plana çıkartan ideolojiler de teröre tetikçi kazandırmada etkin rol almıştır. Sosyal bir varlık olan insanı bencilliğe, tedirginliğe ve güvensizliğe iten bireycilik felsefesi insanı yalnızlığı itmiştir. Kapitalist felsefeyle orantılı olarak yaygınlaşan bireycilik, insanı evrensel değerlerden, dayanışmadan ve ahlâktan ayrıştırmış; bencil, köşeye sıkışmış ve kimseye güvenmeyen, bir nevi ıztırar halinde “yalnız” bir varlığa dönüştürmüştür. Bu yalnızlık içerisinde çıkış arayan bireylerin karşısına yeni bir el uzanacaktır. Bu yeni el, yine bir başka devletin istihbaratının, kadife eldivenli demir pençesi olacaktır.

Mütemadiyen zikrettiğim, istihbarat örgütlerinin kadife eldivenli demir pençesi, hep kitle iletişim araçları vasıtasıyla uzanan bir eldir. Ülke içerisindeki aksaklıkları, siyaseten çözümsüz bir sunumla vatandaşlara sinsice zerkeden bu iletişim araçları; yasama, yürütme ve yargıya karşı güvensizlik tohumları ekerler. Vatandaşlar zaman içerisinde, devletin tüm müesseselerine karşı kin gütmeye başlarlar ve çözümü devlet mekanizmalarına karşı silahlı örgütlenmede ararlar. Bir ülke insanlarını belirli bir manipülasyona sevketmede en önemli fonksiyon kitle iletişim araçlarına düşer. Kitle iletişim araçlarının bu fonksiyonunu ciddiye almayan bir devletin, tabiri caizse “vay haline!”

Bazen de devletler, stratejik bir hamle olarak, kendi ülkelerinde terör hareketlerine yer verirler. Bunu bir örnekle açıklamaya çalışayım: Türkiye, İran ve Suriye’de Kürtler yaşamaktadır. Türkiye’de teröre başvuran PKK gibi Kürt yapılanmalar, ileriki yıllarda Suriye’de de harekete geçebilir. Suriye istihbaratı, ileride kendi topraklarında ortaya çıkabilecek Kürt Hareketi’ni kontrolü altında tutabilmek ve dış ülkelerin bu örgütlere sızmasını engellemek için kendi istihbaratına, terörist bir Kürt örgütü kurdurur ve bu örgüte kendi topraklarında terör eylemleri yaptırır. Bu örgüt eliyle, kendi topraklarında hareket alanı arayan dış istihbaratları ve stratejilerini manipüle etmeyi amaçlar. Böyle bir yapılanmaya yönelen devletlerin yadırganmaması gerekir. Bir devletin güvenliğine ve eğemenliğine kastetmeyi amaçlayan dış güçlere karşı, hamle niteliği taşıyan bu tip taktikler zaman zaman gereklilik arzedebilir. Devlet gibi devlet olabilmek için bu tür faaliyetleri gözardı etmemek gerekir. Bu devletin, oluşturduğu stratejik terörde, kendi ülkesi vatandaşlarının hayatını kaybetmesini göze almaktan başkaca da  çaresi yoktur.

                                                                       Av.Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Fikret ASLAN [ 01 Kasım 2007 06:10:02 ]
Yazınızdan anlaşılan şu ki: Devletin el uzatmadığı kitleler, Terörist Örgütler tarafından kullanılmaya hazırdır ve Dış Odaklar tarafından beslenen örgütler bu fakir kitleleri terörize edip Ülkeyi parçalamayı amaçlamaktadırlar.
Peki bende yazınıza muhalefet edip şöyle desem bana katılırmısınız:
Türkiye Coğrafyasının %95''ini gezen ve gören biri olarak Ege bölgesi köylülerinin yıllık kazançlarının ortalama 1000.-YTL olduğunu, Karadeniz Bölgesi köylülerinin (Çay ve Fındık olan bölgeler dahil) yıllık ortalama gelirlerinin 1200-1500.-YTL arası olduğunu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi köylülerinin yıllık ortalama RESMİ gelirlerinin 800-1000 YTL, GAYRİRESMİ gelirlerinin yıllık ortalama 10.000-50.000.-YTL.(Bölge Halkının % 40''ının Habur Gümrük Kapısından ve kontrol edilemeyen sınır boylarından KAÇAKÇILIKLA elde ettikleri gelirlerdir bunlar) olduğunu göz önüne alırsak asıl başkaldırması gereken bölgelerin Güneydoğu değil Ege bölgesinin ve Karadeniz Bölgesinin açlık sınırının 5 kat altında yaşam mücadelesi veren köylülerinin olması gerekmezmi.
Yani olay Devletin el uzatması olayından çok etnik Milliyetçiliğin pohpohlanması olayıdır.
Türkiyedeki halkların kardeşliğindeki samimiyet ve bağlılık dünyanın hiç bir Ülkesinde görülemeyecek kadar sağlam ve samimidir.
Bu sağlamlık ve samimiyetin tek sebebi DİN KARDEŞLİ?İDİR.
Ülkemizi geren ve huzurumuzu bozanların başında kendisini İSLAMİYETİN içinde görmeyen bazı mezhepler gelmektedir ve bu mezhebe bağlı olan şahısların Terör Örgütü içindeki konumlarına bakmak yeterlidir.
Terör örgütü içindeki bu malum şahısların Ermeniler tarafından yıllardır kullanıldıkları herkes tarafından bilinmekte ise de basınımızın önde gelenleri tarafından görmezden gelmeleri manidardır...

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link