Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Yeni Dış Politikamız
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2226  |  Puan: 9  |  05 Kasım 2007
 
 
YAŞASIN CUMHURİYET, YAŞASIN YENİ DIŞ POLİTİKAMIZ

 

            Yazıyı kaleme aldığım gün Cumhuriyetimizin kuruluşunun 84.yıldönümüne denk düşüyor. Bir an, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1800’lerden yıkılışına kadar geçen süreçteki sıkıntıları ve Türkiye Cumhuriyeti’nin günümüze uzanan sürecini gözlerimi kapatıp film izler gibi yaşadım. Öyle bir süreç ki, bir yanda halkın 280 yıldır çektiği acı ve sefalet; öte yanda Selçuklu İmparatorluğu’ndan beri Batı diğer değişle İslam dışı güçlerin Devletlerimiz başına musallat oluşu…

            Osmanlı eski gücünde değildir; Batı ise 1071’den beri Türk-İslam Devletlerinden intikam almanın zamanının geldiğini düşünmekte. Osmanlı’nın son 200 yılı vahşi Batı ve Haçlı saldırılarıyla baş etme, ayakta kalabilme mücadelesinin tarihidir. Her yolu dener idareciler; tadil, ilga, toprak terki… ancak bir türlü kendini toparlayamaz. Batı o kadar kinle saldırmaktadır ki, 800 yıldır Anadolu’ya yerleşmiş bulunan ve onlara göre İslamla özdeşleştirilmiş Türkler’den intikam alma günü gelmiştir artık. Batı, Osmanlı ile birlikte İslam’ı da yok etme düşüncesindedir. Zaten Osmanlı demek onlara göre Hilafeti temsil eden Osmanlıdır.

            Aslında Osmanlı idarecileri ve özellikle 2.Abdulhamid de Batı’nın Osmanlı’ya bakışının farkındadır. Hilafetin ve geniş coğrafyaya yayılmanın Batıyı tahrik ettiğini Abdulhamid daha o dönemlerde dile getirmiş ve “ne yapabiliriz” üzerine kafa yormuştur.. Öyle ki, geniş coğrafyayı terk edip Anadolu’ya çekilmeyi; hilafeti kaldırmayı bile tefekkür etmiştir.*

            Her şeye bir ömür biçen Allah medeniyetlere de ömür biçmiştir; hak vaki olur ve Osmanlı İmparatorluğu yıkılır. Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası üzerine Türkiye Cumhuriyeti zuhur eder. Terk ettiğimiz coğrafyadaki halklar kendi devletlerini kurmuşlardır ancak yaklaşık yüz yıldır bir türlü Osmanlı dönemindeki huzur ve güven ortamını yakalayamamışlardır. Terk ettiğimiz coğrafyada kan, gözyaşı ve sömürü eksik olmaz.

            Mustafa Kemal’in akılcılığı sayesinde, ilkeleri tesbit edilmiş bir Türkiye Cumhuriyeti kurulur. Hilafet, Saltanat kaldırılmış; seküler anlamda bir laiklik uygulaması ile Batı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne bakışı değiştirilmiştir. Bir imparatorluk paşası olan Gazi Mustafa Kemal hem Turan Ülküsünden hem de terk ettiğimiz İslam coğrafyasından zihnen vazgeçmemiştir. Ama şartlar ve akıl, o gün için yenilmiş bir medeniyetin yenilgiyi kabul etmesinden öte bir şey değildir. Ne var ki, genlerine kadar işlemiş, emperyal bir geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti umutlarını asla esir etmemiştir. O umut “Türkiye Cumhuriyeti güçlenecek; muasır medeniyeti yakalayacak, üzerine çıkacak ve tüm ezilen halkların umudu olacaktır” bir gün. Yeni Cumhuriyet’in stratejisi ise “Yurtta Barış Dünyada Barış” tı. Zaten İslam da kelime anlamı olarak “barış” değil miydi!

Türkiye Cumhuriyeti bir ric’at hattı (Anadolu) üzerinde kurulmuştur. Bu hatta toparlanıp, mutlaka ve mutlaka tekrar o şanlı yürüyüşe başlayacaktı.

Bu yürüyüşün ilk adımları 1990’ların başında atılmaya başlandı sanırım. Yeni bir dünya kurulurken bu yeni düzen içerisinde mutlaka yerimizi almalıydık. Türkiye bir karmaşanın içerisine sürükleniyor endişesinin yaşandığı geçtiğimiz aylarda ve çok kritik zamanda www.muvazene.com isimli sitemde ve Yeni Ufuk Gazetesi’nde “Türkiye Cumhuriyeti Seçimini Çoktan Yaptı” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O gün yazdıklarım birçok kişi tarafından komplo teorisi olarak değerlendirilmiş ancak seçim sonuçları açıklandığında anlattıklarımın hiç de komplo teorisi olmadığı ortaya çıkmıştı. Gündemin analizini yaptığım o yazıda geleceğe de projeksiyon tutmuş ve “Hükumet ile Ordumuz yeni ve büyük adımlar atmak için kenetlenmiştir” demiştim.

Türkiye Cumhuriyeti dış politikasının değiştiğinin ilk işaretini dışişleri bakanı olduğu dönemde Abdullah Gül vermişti. Filistin’de seçimi kazanan Hamas Lideri’nin Türkiye ziyareti tüm dünya kamuoyunda geniş yankılar bulmuş ve eleştirilmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bu eleştirilere cevap olarak “Kimse bize, neden bu işin müdahilsiniz diye soramaz; Filistin’in tapusu hala bizim elimizdedir” diyerek, artık büyük yürüyüşün başladığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının yeni bir sürece girdiğini ilan etmişti.

2 gün önce, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da “Ortadoğu’da bize rağmen siyaset yapmak isteyen güçler var, buna Amerika da dahil ama bilmeliler ki bu coğrafyada bize rağmen bir şey yapılamaz” diyerek bir zamanlar terk ettiğimiz coğrafyada yeniden söz söyleyecek güce sahip olduğumuzu ilan etmiştir. Bu açıklamayı yaparken de Enver Paşa gibi hayalperest olmadığını “ABD bizim stratejik ortağımızdır” diyecek kadar akılcı olduğunu zihinlerimize kazımıştır.

Yeni dış politikamız Mustafa Kemal’in “Ulusu ulaşılamayacak hayaller peşinde koşturumayın” akılcılığında  ilerlerken yeni girdiğimiz süreçte daha dinamik bir hal almıştır. Gün, bir aktör olarak sahneye çıkma günüdür. Bu Cumhuriyeti kurup; bu günlere taşıyanlara minnetlerimi sunuyorum.

Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Yeni Dış Politikamız….

 

*İki Kader İki Lider/Harun Özdemir/Zvi Yayınları

                                                                     Av.Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
ismet kurt [ 26 Mayıs 2010 00:20:54 ]
yanlış bir blği [:^(&a#093;

Fikret ASLAN [ 23 Kasım 2007 06:24:32 ]
Şinasi Kardeşime katılıyorum ama yıllardır yürütülen İç-Dış Politikaları zaten biz değil başkalarının emriyle Süloşlar Mesutlar yapıyordu. Şimdiki İç-Dış politikalarımız halkın istediği şekilde derinden ve doğru bir şekilde yapıldığına inanmakla beraber Çankaya'daki Yüzü her daim gülücüklerle dolu olan Zat'a güvenmediğimi, bu yüzden birazcık şüphelerimin olduğunu belirtmek istiyorum.

Bir Çin Atasözü:
"Yüzünde daima gülücük olan insanlardan nefret ediyorum..." (Bu Atasözü bana aittir ve Türkiyede tescil ettiremediğim için Çin'de tescil ettirdiğimden dolayı Çin Atasözü olarak tarihdeki yerini almıştır.)

Saygı ve hürmet ederim.

Şinasi [ 22 Kasım 2007 19:51:17 ]
Hangi dış politika?

Osmanlı'nın kendi bulunduğu coğrafya içerisindeki cihan hakimiyeti politikasının Osmanlı'nın çöküşüyle son bulması, müteakiben Atatürk'ün Yurtta Sulh Cihanda Sulh politikasının yanlış değerlendirilmesi sonucu bugünlere gelmemiz, gerek önceki hükümetler gerekse mevcut hükümet tarafından yeterince dikkate alınmamıştır.
Öncelikle Demirel ile Ecevit (şahsına değil, çevresine) başlayan siyasette yozlaşma, bugün son raddesine gelmiştir. Verdiğin örnekte Filistin'in tapusu bizde deniyor. Musul'un, Kerkük'ün, Kırım'ın, Kosova'nın tapusu bizde değil mi? Buralarda yaşayanlar bizim korumamız altında değil mi? Kıbrıs'ta yapılan yanlışı Mehmet Talat bile kabul ederken, bizim hangi dış politikamız yaşasın...
Dışarıda yaptırım gücü olmayan bir politika nasıl bir politikadır. Madem bir politika var, nedir Türkiye'nin 20 sene içerisinde yapacakları?
Politika kelime anlamı itibarıyla planlama, amaç, maksat gibi terimleri içerir. Bunlarla ilgili bir şey söyleniyor mu?
Bunlar söylenmiyorsa, buna politika mı denir?
Buna ancak yaşasın günübirlik dış / iç politikalar denebilir...

fatih [ 06 Kasım 2007 07:27:51 ]
Abi çok güzel söylüyorsun.Artık tarih değişti bizim de politikamız belli artık biz bu bölgenin istikrarıyız bizsiz bi şey olmaz bu masada biz olmazsak yarın bu masa kafamıza devrilir saygılar

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link