Yakın Tarihimizde İktidar Oyunları -5-
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2288  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  17 Aralık 2007
YAKIN TARİHİMİZDE İKTİDAR OYUNLARI-5-
 
Yeni gelişmelerden Türk milliyetçileri de payına düşeni alır.. Ziya Gökalp kuşağı ve devamı olan Yusuf Akçura, Fuat Köprülü, Nureddin Topçu, Mümtaz Turhan, Osman Turan... gibi şahsiyetler arka plana düşerken İslamsız Türkçüler daha önemli hale gelir. Yeni dönemde komünizm düşmanlığı ise “İslamcı Türkçüler”e pay edilir..

 

Klasiklerinden kopmuş sığ İslamcılar azıcık bilgilerini Yahudi ve Mason düşmanlığına, İslamcı Türkçüler komünizmle mücadeleye, tarihinden ve toplumundan kopmuş Batı’yı anlamadan Batı’nın sınıf çatışmalarına akıl erdiren yeni yetme İslamsız batıcılar da enerjilerini vatanı ve milleti komünizmle kurtarmaya harcarlar.. Bu hedefler görev gibi benimsenince bir süre sonra Yahudi düşmanlığı İslamcılığı, komünizm düşmanlığı İslamcı Türkçüleri, İslam’ı dışlama da solu sığlaştırır. Tesadüf müdür, nedir, bu akımların önderleri Sabetaycılara yabancı değildir.

 

Bu arada yeni döneme, yeni gazete ile girenler olur. 1930’lu yılları sahibi olduğu Karikatür Dergisi’nde Yahudilerle alay ederek geçiren Simavi ailesi, 1943 sonbaharında Almanya SSCB’ye yenilince sessizliği yeğler. Kısa bir sessizlikten sonra 1947’ye gelindiğinde Türkiye, Simavi ailesini bu kez Hürriyet Gazetesi ile tekrar karşısında bulur. Artık yeni dönemin fenomeni Simaviler, yükselen değeri ise Hürriyet Gazetesi’dir. Yeni fenomen yeni gündemde ısrarlıdır, ne yapar eder, ısrarlı yayınlarla Kıbrıs’ı halkın duygularını harekete geçiren bir kırbaç gibi kullanır, sonunda Kıbrıs’ı bir sorun olarak devlete ve millete mal eder.

 

Tarihin her döneminde İbrani ticaret burjuvazisi tarafından koloni olarak kullanılan, zaman zaman da “vatan olabilir mi?” tartışmalarına konu edinilen Kıbrıs, birden bire milli bir sorun olur. Mustafa Kemal döneminde Lozan’da Kıbrıs’ı İngiltere’ye ve on iki adayı da İtalya’ya bir çırpıda veren Türkiye, yeni dönemde Kıbrıs konusunda neden aslan kesilmiştir? Simavi ailesi, Mustafa Kemal’in göremediği hangi ulusal çıkarları görmüştür? 1 Mayıs 1925’te Kıbrıs İngiliz kolonisi olurken TBMM, basın, halk, diplomasi hangi tepkiyi göstermiştir? Bu soruları tartışan olmaz. Sanki bir el “Kıbrıs’ı, Rumlara yar etmem” der gibi bir çaba içindedir.

 

Azınlıklar arası çatışma, bölgesel düzeye sıçramıştır. Yahudiler ile Rumlar arasındaki ezeli Kıbrıs rekabetini hangi koşullar tekrar gündeme getirmiştir, halk, yani Müslüman çoğunluk bundan habersizdir. Analiz yoktur, çünkü ideolojiler sığlaştırılmıştır. İsrail Devleti’nin kurulmasının bunda bir etkisi olmuş mudur? Halk bunlardan habersizdir ama mutludur, çünkü ezanı Arapça okuyabilmektedir ve köyden köye gidecek para bulanlar, İstanbul’a gidecek duruma gelmiştir. 

 

Devir değişir fakat ekonomi politiğimiz değişmez.. İttihatçılar iktidara geldiklerinde Türk burjuvazisi oluşturarak Osmanlı’yı kapitalistleştirebileceklerini ve kalkındırabileceklerini düşünmüşlerdi. Ekonomi büyük ölçüde Rum, Ermeni, Yahudi ve Levantenlerin elindeydi. Azınlıklar, Devleti ve milleti, ekonomik güçleri ile adeta teslim almışlardı. Millî burjuvazi oluşacak, millet kurtulacaktı.. Fikir ilginçti. Gün geldi, İttihatçılar iktidar oldu. Devlet para dağıttı, birileri devlet desteği ile rekabet edebilecek düzeyde zengin oldu. Fakat halkı heyecanlandıran bir gelişme olmadı. Çünkü desteklerin büyük çoğunluğu Türk ismi taşıyan İslamsız Türkçülere yani Sabetaycılara yapılmıştı. Kapitalistleşme doğruydu ama halkın yararına olacağı teorisi ise sadece bir yalandı.

 

İnönü, başbakanlığı döneminde devlet destekli burjuva projelerine direnmişti. Fakat fitne fesat boş durmadı, İstanbul’dan Ankara’ya taşındı, ne yaptı, etti, Mustafa Kemal ile İnönü’nün arasını açtı. Celal Bayar başbakan oldu, devlet destekli burjuva projesi tekrar gündeme geldi. Milli Şef İnönü, cumhurbaşkanı olduğunda ise projeye son verdi. Bu çatışma, yeni dönemde, dış faktörler de vardı ama DP’yi oluşturan olgulardan biri de bu oldu. DP, millî burjuvazi oluşturma projesini tekrar gündeme getirdi. Mesaj bu kez daha netti: Her mahallede bir milyoner olacaktı.

 

CHP, DP’ye yenilecektir, tahminler bu yöndedir. CHP, Kasım Gülek gibi ABD Yahudi Lobisi’nin devşirmelerinin marifetiyle yenilmez; adeta hezimete uğrar. İnönü şaşkındır. Fakat duydukları, İnönü’yü daha da şaşırtır: “İntikamını aldık!” Çünkü İnönü, Varlık Vergisi’ne Sabetaycıları da dahil etmiştir. Her ne kadar çalışma kamplarına göndermemişse de, besleme burjuvazinin önü kesilmiştir. Buna içerlemişlerdir, çok geçmemiş intikam da almışlardır.

 

1924’de Mustafa Kemal’in kontrolünde sistemin merkezine oturan Sabetaycılar, DP döneminde, özellikle 1950’den sonra kontrolden çıkarlar ve ABD ile ilişkileri yoğunlaştırırlar. Bundan önce Sabetaycılar Yahudi Lobisinin ülke içinde pazarlık yapabileceği başka alternatifleri de bütünüyle ortadan kaldırılır. Çünkü İslamcılar, Türkçüler ve gittikçe güçlenen Solcular Filistin, Yahudi, Mason, Komünizm, SSCB, ABD ve zaman zaman da Kıbrıs konuları hakkında meşgul edilerek “merkez”in sorunları ile ilgilenmekten uzaklaştırılırlar.

 

Batı tipi demokrasilerle yönetilen ülkelerde iktidar, geniş halk çoğunluğu içinden “devşirilmiş” kadrolara dayanır. Geniş halk kitlesi dururken etnik bir azınlığa dayanmak çok risklidir ve bu tür demokrasilerin maliyeti de yüksektir. Sabetaycılar kaçınılmaz olarak, nüfusları yeterli olmadığı için geniş halk kitlelerine karşı bir savunma biçimi olan maliyeti yüksek bir demokrasiyi tercih eder. II. Dünya Savaşı sonunda ABD Yahudi Lobisi, Sabetaycıların dışında oturup pazarlık yapabileceği adam akıllı kişiler bulamaz. Sonunda pazarlık Sabetaycılarla yapılır. Dar kadro, içinden bir kısmını feda ederek Yahudi Lobisinin devşirmeleri ile iktidarı paylaşır. Büyük sıkıntılarla geçen 1946-1960 arası, Yahudi Lobisi açısından sorunlu bir dönemdir.

                                         Harun Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link