Abd-Türkiye Ekseninde Yeni Dünya Düzeni
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2172  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  07 Ocak 2008

ABD-TÜRKİYE EKSENİNDE YENİ DÜNYA DÜZENİ

 

            Dünya tarihinde hiçbir süper güç, kuralsız ve keyfi hareket etmemiştir. Hiçbir süper güç sınırsız bir güce sahip olmamıştır; olamayacaktır. Süper güçlerin de kudretlerinin bir sınırı vardır. Güçlerinin yetmediği yerlerde ittifak arayışlarına giderek, bu zaaflarını yok etmeye çalışırlar.

            Şu an için tek süper güç olan ABD de aynı zaafları taşımaktadır. Özellikle dünyanın merkezi sayılan Ortadoğu ve enerji yataklarının merkezi Asya’da ABD’nin güç kaybı ve kontrol zorluğu çekmesi ABD’yi yeni arayışlara itmiştir. Şayet Ortadoğu ve enerji rezerv bölgesi Asya’da şartlar bu şekilde devam ederse, ABD bu bölgedeki etkinliğini ve nüfuzunu kaybedecektir. ABD, bu kayıpların neticesinin çok ağır olacağını ve sürecin bu şekilde devam etmesi halinde süper güç olmaktan da çıkacağını artık görmektedir.

            ABD, öngörüsüne uygun çözüm yolları arar iken, kendisini bu bölgede ayakta tutacak tek partnerin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu fark etmiştir. Aslında bu teşhis ve tespitleri yeni de değildir. Türkiye ile partner olma konusunda, 1990 yılından beri devam eden bir sürecin ve stratejinin son adımlarını atmaktadır ABD.

            Irak, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan, Lübnan, Filistin, Pakistan, Afganistan ve Orta Asya Türk Devletleri ile olan ilişkilerin Türkiye dışlanarak sürdürülebilirliği kalmadığını ABD biliyor artık. Eğer ABD bu bölgelerde var olmak istiyor ise mutlaka Türkiye Cumhuriyeti ile ortaklık kurarak var olabilir. Bu sadece ABD için hayatiyet taşımıyor; bölge ülkeleri için de Türkiye üzerinden dünyaya açılmak aynı şekilde hayatiyet taşımaktadır. Irak, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan, Lübnan, Filistin, Pakistan, Afganistan ve Orta Asya Türk Devletleri’nin dünyaya açılmak için ve huzur ve güven içerisinde yaşamaları için Türkiye Cumhuriyeti’nden başka araç kullanmaları, halklarına karşı büyük bir ihanet olacaktır. Bölge halkları, yaklaşık 100 yıldır (Osmanlı’dan kopmalarından beri) iliklerine kadar sömürülmüş ve deyim yerindeyse bir arpa boyu yol alamamışlardır. Osmanlı’dan kopmanın kendilerine huzur ve güven getirmediğini; batılı emperyalist güçlerin oyuncağı olmaktan öteye gidemediklerini artık onlar da görmüştür.

            Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yine Allah’ın büyük yardımı ile, hem Süper Güç ABD’nin hem de bölge ülkelerinin tek kurtuluş ümididir. Yeni bir dünya kurulurken, bu yeni dünyanın iki büyük aktöründen biri artık Türkiye Cumhuriyeti’dir.

            Türkiye Cumhuriyeti’nin geldiği noktayı akamete uğratmak isteyen dahili ve harici gafiller ve hainler son çırpınışlarını yapmaktadır. Dahildekiler “Türkiye Cumhuriyeti, ABD’nin kucağına itilmiştir;bağımsızlığımız ABD’ye ipotek edilmiştir” gibi kara propagandaya başvurmakta; hariçtekiler ise “ABD’nin desteği ile Türkiye Cumhuriyeti tekrar Osmanlı sınırlarına yayılıyor” diyerek direnmeye çalışmaktadır.

            Ülke içerisindekiler, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu sıçramasını iktidardaki AKP ile özdeşleştirip muhalefet etme peşindeler. Halbuki, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü politikası bir Devlet Politikasıdır. İktidardaki siyasî partinin kim olduğu benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Devlet, şartlara uygun siyasî parti ile iktidarı paylaşarak bu büyük adımları atmaktadır.

            Şahsım olarak, gelinen noktayı büyük bir umut ve heyecanla takip etmekteyim. Geçen yıl, MİT’in kuruluş yıldönümü münasebeti nedeniyle MİT bir açıklama yapmış ve bu açıklaması gündeme oturmuştu. O açıklamayı 17 Ocak 2007’de yani bundan bir yıl önce “MİT NE AÇIKLADI” başlıklı bir yazı ile paragraf paragraf incelemiş ve analiz etmiştim. http://www.muvazene.com/haber_oku.asp?haber=33 Yazımın son bölümünde:

            Bu açıklama ile de Kürselciler’in tehdidinin Türkiye’ye de yönelik olduğundan bahisle, almamız gereken önlemlerden bahsedilmektedir. Sizleri bilmem ama beni en çok karamsarlığa iten de bu paragraf oldu. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin en kötü günlerinde dahi dünya dengelerine oynadığına inanan biriyim. Türkiye’siz bir dünya dengesinin olamayacağına iman etmişim. Bizi hiçbir Küresel güç tehdit edemez sadece kendi saflarına çekmek ister. Kendi kurumlarımız bu gücümüzün farkında olmasa da Küresel Güçler bu gücümüzün farkındadır ve bizi tehditle değil ancak bizimle dost olarak yanlarına çekebileceklerini bilmektedirler. Biz güçlü, geleneği olan bir Devletiz. Birileri dünyayı yeniden dizayn etmek için yola çıkmış ise bizim yapacağımız şey onların bu planlarına karşı kendimizi korumak olmamalıdır. Biz de kendi gücümüzün ve konumumuzun farkında olarak karşımızdakilerle pazarlık masasına oturmalıyız. Eğer dünya yeniden şekilleniyorsa, yeniden şekillenecek olan bu düzende “kendi payımıza düşeni” nin pazarlığını yapmalıyız. Öngörüp savunma hattımızı güçlendirmek Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışmaz. Bize yakışan, öngördüğümüz düzenden kendi payımıza düşecek olanı arttırmak stratejisi olmalıdır.

        Bu açıklama, savunma pozisyonunda kalmamamız gerektiğini ifade etse de, iyi okunduğunda görülecektir ki “mevcut hattımızı korumak için” savunma pozisyonunda kalmamaktan bahsedilmektedir. Ben diyorum ki, “Evet, savunma pozisyonunda kalmamalıyız, hattımızın dışına çıkıp; yeni dünya düzeninde payımızı arttırmalıyız. Bugünkü düzen, Ergenekon’dan tekrar çıkmamıza en müsait dönemdir”.

        Ben, 2023 Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümünde Türkiye Cumhuriyeti’nin geldiği noktayı heyecanla ve umutla beklemekteyim. O gün, bugünden çok ama çok farklı bir Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşıyor olacağız.

                                                        Av.Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link