Yakın Tarihimizde İktidar Oyunları -6-
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2263  |  Puan: 7  |  10 Ocak 2008
 
YAKIN TARİHİMİZDE İKTİDAR OYUNLARI -6-
 
1945 sonrasında Türkiyeli Museviler ve yeni ortamdan dolayısıyla yararlanan Rum ve Ermeniler için kötü günler bitmiş gibidir. Kaybettiklerini kazanmaya başlamışlardır. Ama kaynağı belirsiz dedikodular devam etmektedir... Ummadıkları Yahudi düşmanlığı, İslamcılar arasında hızla taraftar bulmaktadır. Kıbrıs’ı sorun haline getirmeye çalışanlar vardır. Yerli Rumlar tedirgindir. Dedikodular hiç eksik olmaz... İsrail Devleti, artık bir seçenektir. Gitsek mi, kalsak mı, tartışılır… Yahudi Lobisinin dünyada kazandığı prestijden rahatsız olanlar, Türkiyeli az sayıdaki Yahudi’den de rahatsız olurlar. Çünkü alternatif olma olasılıkları çok yüksektir. İsrail Devleti, bir fırsattır, aslında İsrail’in de bunlara ihtiyacı vardır. Yahudilerin bir kısmı bundan yararlanır. İki yönlü manipülasyon yeni bir Yahudi göçünü tetikler. Kalmakta kararlı olanlar ise hızla toparlanırlar, derken “Atatürk’ün evi bombalandı” haberi hızla yayılır, ortalık karışır.

 

6-7 Eylül olayları, ekonomik güçleri ile Sabetaycılara rakip olabilecek azınlıkları şok eder. İstanbul ve İzmir’de mübadele dışı kalmış Rum, Ermeni ve Yahudilerin malları halka yağmalatılır. Halkın, yalan bir haberle provoke edildiği anlaşıldığında ise iş işten geçmiştir. Zararların ödeneceği vaat edilir, komisyonlar kurulur, ödemeler yapılır... Türkiye’nin Rum, Ermeni ve Yahudiler için güvenli bir yer olmadığı mesajı da verilmiş olur.

 

1960’a gelindiğinde ortalık karışmıştır.. Milli Mücadele önderlerinin yakınları, eski düzenden beslenen kimi aileler, dar kadrodan dışlananlar, Sabetaycı – Yerli Yahudi çatışması, 6-7 Eylül olayları, Irak, ABD Yahudi Lobisinin memnuniyetsizliği… gibi sorunlar Türkiye’nin istikrarını bozmuştur. Düzene, çeki düzen verilmesi gerekmektedir. İsmet İnönü’nün ABD ve Marshall Yardımı’nın amaçlarını öğrenmek için özel olarak gönderdiği kişiler, ustaca ele geçirilmiş, devşirilmiş ve ABD’nin adamları olarak geri gönderilmişlerdir.. Potinin ayağı sıktığı ise kesindir.. 

 

***

 

1957 CHP kongresinde gündeme gelen Anayasa değişikliği teklifi, gösterişli bir şekilde tartışılır ve oylanır, sonuç bildirgesinde ise Türkiye’nin kurtuluş belgesi olarak kamuoyuna sunulur. CHP kongresinde dile gelen ağır eleştiriler aslında Atatürk’ün 1924 Anayasası’na karşı gösterilen bir tepkidir. Kongrede DP gerekçe gösterilerek, anayasanın kefili Atatürk, bir çırpıda daha özgür bir anayasaya feda edilir. Yeni dönemde özgürlüğün adı artık “solculuk”tur, kefili ise İsmet İnönü’dür.

 

Çok geçmez 27 Mayıs olur. Hainler cezalandırılır. Halk üzgündür, fakat hainin ve hainliğin kime yapıldığını bilen yoktur. İnönü, başbakandır. Artık Kıbrıs, Türk malı bir sorundur. Ortalık karışır. Lozan baş müzakerecisi İnönü çözümü bulur. Mübadele dışı bırakılmış bir kısmı aslen Türk ama Ortodoks olan Rumlar, İstanbul’dan kovulurlar! Dünya kamuoyundan gelen tepkiler cılızdır. Sanki Kıbrıs gerekçe gösterilerek, Sabetaycıları ve Yahudileri dengeleyebilecek bir nüfus, kural dışı kararlarla ekarte edilmiştir. Dinî ve millî duygular kabartılmıştır; fakat her zaman olduğu gibi analiz yine yoktur.

 

İhtilal sonrası oluşan düzen, ABD Yahudi Lobisi tarafından tasarlanmıştır. Dar kadro, geniş halk kesimini temsil eden ve muhafazakâr devşirilmiş kadrolarca takviye edilir. Baş aktör namazlı niyazlı Süleyman Demirel’dir. Bu durum Sabetaycıların pek hoşuna gitmez. Fakat halk mutludur, İstanbul’un taşı toprağı ise altındır.

 

O günlerde yeni bir sohbet konusu oturumları heyecanlandırmaktadır. “İslamcılar neden parti kurmamaktadır?” Rahşan Ecevit’in muhterem babaları Namık Zeki Aral ve arkadaşları, İslamcı çevrelerde Demirel’i dengeleyecek bir lider aramaktadır.

 

Bir başka gelişme de İnönü cephesinde yaşanmaktadır. İnönü, şaibeli zaferlerine yeni bir şaibe katmakta kararlıdır. Solculuk moda olmaktan çıkmış; adeta ümit olmaktadır. Paşamız düşünür taşınır kararını veriri. Solculuk sola bırakılamayacak kadar önemlidir. Genel başkanlığını yaptığı CHP’yi, Kemalizm veya Atatürkçülükle izahı mümkün müdür, değil midir e de bakmaksızın ideolojik olarak “ortanın solu”na çekerken bir yandan da Türkiye İşçi Partisi’nin kurucularını sabit kalemle kağıda döker…

 

Görüldüğü gibi İslamcıların, Milliyetçilerin ve Solcuların gündemi doludur. Halk kamplara bölünmüş ve belli ölçüde Yahudi, Mason, Filistin, komünizm, faşizm, kapitalizm, SSCB, ABD, Kıbrıs... konularına duyarlı hale getirilmiştir. İrtica ise devlet politikasıdır, periyodik olarak gündeme gelir.

 

***

 

Mustafa Kemal, İstanbul’u sever ama gerçekte Anadolucudur. Abdülhamid’in özel ilgisini ayrı tutarsak, Anadolu Osmanlı’nın asker kaynağıdır, İstanbullulara göre ise sürgün yeri. Bu kanaat Osmanlı okumuşlarında da vardır. Anadolu’ya vali olarak gönderilenler bile sürgüne gittiğini düşünmüştür.

 

Anadolu’nun kaderini önce Abdülhamid’in demiryolu, sonra da Mustafa Kemal’in Ankara’yı başkent yapma kararı değiştirir. Ankara bir proje çerçevesinde başkent yapılır ve 17 fabrikanın Anadolu kentlerinde kurulması da bunun bir parçasıdır.

 

II.Dünya Savaşı yıllarında yurt genelinde pek yatırım yapılmaz. DP’li yıllarda ise millî burjuvazi, İstanbul’u tekrar kredi ve yatırımların merkezi yapar. Anadolu köylüsü ise bu dönemde siyasetle, traktörle ve İstanbul’la tanışır. Bu arada önemli bir gelişme de olur, İstanbul’un olur olmaz yerlerinde ikinci bir İstanbul’un temeli atılır.

 

Mustafa Kemal’in I. Planlı Kalkınma programı çerçevesinde başlattığı Anadolu’nun sanayileşme çabası, İnönü döneminde kesintiye uğramış, DP döneminde ise tekrar canlanmıştır. DP’nin siyasal çizgisini sürdüren Adalet Partisi’nin ilk yıllarında İstanbul, kaynakların önemli bir kısmını kullanmaya devam ederken, yer yer Anadolu’da küçük ölçekte ekonomik merkezler oluşmaya başlar. Köyden kente göç, sosyal bir olgu olur. Almanya’da da ikinci bir Türkiye’nin temeli atılır. Artık köyden çıkanlar için seçenek ikidir: İstanbul ve Almanya.

 

Kredi ve yatırımlar İstanbul’a yapılmaktadır ve ucuz emeğe ihtiyaç vardır. İstanbul sıfır maliyetli yetişmiş emeği gecekondularda ağırlar. Halk mutludur. Yeşilçam’da yılda ortalama 300 film yapılmaktadır. Yazlık sinemalar yorgun gecekonduyu kabul edecek kadar alçak gönüllüdür. İstanbul’dan sonra Ankara ve İzmir de keşfedilmiştir, oraların da taşı toprağı altındır.

 

İşlerin yolunda gitmesi herkesi mutlu etmez. Sol bağımsızlık ister, sokaklar hareketlenir, enerjileri toprağa verilmiş üniversiteli gençler, vatanı kurtarmakta kararlıdır. Karşı safa konuşlandırılmış Milliyetçi – İslamcı gençlik de vatanın bu şekilde kurtarılmasına razı değildir. Çatışma başlar. O günlerin sol liderleri ve aydınlarının önemli bir kısmının Sabetaycı olması, araştırma konusu bile yapılmaz. Tanrı’nın olmadığı bir kurtuluş modelinde Sabetaycılık da neyin nesi? Altın yumurtlayan büyük kentler, ideolojik kirlenmenin etkisinde kalır.

 

Süleyman Demirel’i dengeleyecek Müslüman parti henüz kurulmamıştır. Fakat sohbetler yoğunlaşmış, etraf hareketlenmiştir. Çok geçmez akademik kariyeri, Gümüş Motor teşebbüsü, Odalar Birliği mücadelesi Necmeddin Erbakan’ı ülke genelinde ve İslamcıların gönlünde marka yapmıştır. Hoca çok yönlü bir teşvikle karşılaşır, siyaset kaçınılmazdır.

 

Fakat terslikler birbirini kovalar, Hoca kabına sığmaz, uyarılara kulak vermez. Durum iyice çıkmaza girer. Çünkü marjinal konulara mahkum edilmiş Müslüman çoğunluk, laf dinlemez. Her kafadan bir ses çıkmaktadır. Oysa istenen çok açık ve nettir: Yahudi ve Mason düşmanlığına Demirel eklenecek ve İslamcılar sistemin varoşlarından kenar semtlerine taşınacaktır. Düşünülen olmayacak gibidir, düzene çeki düzen vermek kaçınılmazdır. Cunta darbe hazırlığındadır. Olaylar gelişir, duruma el konur.

 

ABD’nin 27 Mayısı’na, Sabetaycılar 12 Mart ile yanıt verir. Taşlar yeniden dizilir, Milliyetçiler Komünizm düşmanıdır; modernistler sosyalizm - komünizm hayranıdır; İslamcılar ise Yahudi ve mason düşmanlıklarına Demirel karşıtlığını eklemişlerdir. Milli Görüşçü(!) Muhsin Batur devreye girer, Erbakan işinin başına döner, çarklar işlemeye başlar.

 

Seçim olur. Demirel dengelenir. Sabetaycı eşi ile malum Bülent Ecevit CHP’nin başında ilk seçimden başarı ile çıkar. Seçimin tek mağlubu vardır, o da Demirel’dir. Abdi İpekçi elinden geleni ardına koymaz, Milli Nizam Partisi ile sisteme güven vermeyen Hoca, Milli Selamet Partisi ile sistemin merkezine davet alır, kokteylde her şey vardır; fakat konuk, çocuklar için hazırlanan meyve suyunda ısrar eder... Sohbet uzar, CHP – MSP koalisyonu kurulur.

 

Halk mutludur. Partiler çoğalmış, halk aranır sorulur olmuştur. Küçük işletmelerin sayısında artış vardır. Büyük şehirlere ve Almanya’ya gidenler zengin olmuştur. En azından köye gelen haberler bu yöndedir.

 

Yahudi Lobisi İslamcıları ihmal etmekle veya Demirel üzerinden kontrol etmeye çalışmakla hata yapmıştır. Durum değerlendirmesi kaçınılmazdır.

                                          Harun Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link