Yakın Tarihimizde İktidar Oyunları -7-
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2290  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  11 Şubat 2008
 
 
YAKIN TARİHİMİZDE İKTİDAR OYUNLARI
 
1970’e gelindiğinde bölgede ilginç gelişmeler olmaktadır. Lübnan’ın İsrail’e alternatif olma olasılığı belirince tasfiye edilmiştir. Kan gövdeyi götürmektedir. Şah’ın İran’ı, yükselen bir başka değerdir. Orası da “İslam Devrimi” ile kontrol edilecektir.

 

Türkiye’de durum değerlendirmesi kaçınılmazdır: İslamcılık kontrol edilecektir. İran’dan gelebilecek İslam Devrimi talebinin Doğu ve Güneydoğu’da kırılması gerekmektedir. Bölgede geleneksel İslam ve kurumsal olarak medreseler yer yer faaldir ve saygı yüksektir. O zaman etnik milliyetçilik tek çözümdür! Tohumlar ekilir..

 

Yahudi Lobisi çok kararlıdır, Kıbrıs’ı Rumlara yar etmeyecektir. Ortalık tekrar karışır, beklenmedik(!) bir gelişme olur. Batı karşısında 300 yıldır toprak kaybederek geri çekilen Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü test etmeyi düşünenler devreye girerler.

 

Dinî ve milliyetçi duygular ateşlenmiştir, ortalığı saran dalgayı dindirmek kolay olmaz. Halk kışlalara koşar, gönüllülerin sayısı milyonlarla ifade edilir. Türkiye hâlâ tek yumruktur. Bundan rahatsız olanlar vardır. Kıbrıs’a destek mitingleri durdurulur.

 

Analizler çok yönlüdür: Emaneten göz yumulan işgal, kalıcı olur! Uyarılar yapılır, yanıtlar olumludur, fakat beklenen adımlar atılmaz. Uyarılar tekrarlanır ve sertleştirilir, yanıtlar hep yumuşaktır, fakat geri adım bir türlü atılmaz ve TSK Kıbrıs’ta kurduğu karargâhı bir türlü sökmez... Bu arada bir kişi çok konuşmaktadır; kahraman ise bir türlü ortaya çıkmaz. Konuşan Hoca’dır, her türlü saldırıyı göğüslemeye hazırdır. Adeta belaların üzerine yürümektedir.

 

Haşhaş ekimi ile başlayan Sabetay – ABD Yahudi Lobisi çatışması Kıbrıs sorunu ile tırmanır! Sonunda bir uzlaşma yolu bulunur, tapusuz bir mülkiyetle Kıbrıs yurt edinilir. Fakat bu işten en kârlı çıkanlar, Kıbrıs’ı Rumlar yar etmeyenlerdir; ne yazık ki biz değil! 

 

Kıbrıs’ı kurtaran gençlik kendisini kurtaramaz. Ortam kısa sürede gerilir. Halk sadece büyük kentlere yerleşmez, üniversiteler de Anadolu’nun işgaline uğrar. Rahatsızlık fazladır. Gençlerin enerjileri ideolojik çatışmalarla toprağa verilir. Yüz binlerce Anadolu gencinin içi boşaltılır, enerjisi tüketilir, diplomasını taşıdığı mesleği öğrenemeden hayata atılır. İş bulan bile iş yapamaz; siyaset yapar. Ölenler geri gelecek değildir. Kalanlar ise yaşam çok zordur, çoğunun ideolojik uykudan uyanması zaman alır. Türkiye’nin en değerli evlatları iktidara alternatif olabilir diye korkuya kapılanlar, Anadolu gençliğini ideolojik kavgalara yönlendirir.

 

Hoca ciddi bir sorundur.. Kıbrıs’ta açığa çıkan enerjiyi kontrol etmek çok zordur. Sanayileşme, besmele gibi her derde deva gibi sunulur. İrtica, tehlike arzeder. Tesbih takke, yerini kalkınma projelerine bırakmıştır. Küçük işletmelerle ekonomiye tutunmaya çalışan Anadolu halkı, ilk kez sanayileşmeye özel sektör olarak yönelir. Millî burjuvazi, baba mirası saydıkları kredileri Anadolu’ya kaptırmayı kabullenemez. Durum değerlendirmesi kaçınılmazdır.

 

Oysa Hoca, işi fifti fifti planlamıştır. Yahudi, İsrail, Mason ve Demirel aleyhtarlığı her konuşmanın iskeletini oluşturur ama sanayileşme muhabbetinden bir türlü vazgeçmez. Anlaşılan irtica kabuk değiştirmiştir. Önce CHP-MSP, sonra da Milliyetçi Koalisyonlar bozulur. Arkasından Ak Günlere, Karaoğlanla girilir.

 

Durum sadece bir yerde değerlendirilmez… Sabetaycıların düşük ölçekli krizler yaratarak iktidarı elde tutma politikaları, ABD Yahudi Lobisi tarafından analiz edilir ve kriz kontrolden çıkacak kadar hormonlanır, kışkırtılır. Ülkeye korku hakimdir. İpekçi “akl-ı selim”dir, aracı olur, çünkü karşı oyunlara hazırlıklıdır. İşe oyun bozmakla başlamak ister. AP-CHP veya CHP-MHP veya AP-CHP-MHP’li koalisyonları önerir... Üstat her alternatife açıktır ama kışkırtıcıların hedefi tektir. Çok geçmez öldürülür. İş çığırından iyice çıkar, kontrol yabancıların eline geçer. Kontrollü başlatılan çatışma, kontrolsüz hale gelir. Darbenin olacağı kesindir.

 

ABD Yahudi Lobisi, Türkiye’de çoğunluğu azınlıkla yönetme siyasetine karşıdır, çoğunluğu çoğunlukla yönetmekten yanadır. Alternatif bulunmuştur. Çoğunluğu temsil edebilecek ve çoğunluk içinden devşirilmiş Turgut Özal, gündemdeki yerini alır. 1977’de MSP’yi elde etme operasyonunda başarısız olan Özal, Yahudi Lobisi desteğiyle iki yıl sonra önce ekonominin, 4 yıl sonra da siyasetin başına gelecektir.

 

Darbe olur, Yahudi Lobisi duruma hakimdir. Dar kadronun yönettiği Türkiye, halk çoğunluğunun yönetimine açılır. Lozan’ın kadrosu, yönetimi ABD’de devşirilmiş muhafazakârlarla paylaşmak zorunda kalır. Görülen o ki, Özal’ın gelişiyle Sabetaycılar güç kaybeder.

 

***

 

Türkiye yeni döneme yeni sorunların hazırlığını yaparak girmiştir: Sosyal ve siyasal politikalar düşük yoğunluklu çatışma modeli ile yeniden şekillendirilir. Kürtçe konuşmak ve başörtüsü kullanmak yasaklanır! Bunun nasıl bir sorun yaratacağı başlangıçta pek görülmez. Bu aklı verene itibar edilir. Halk bunu gelip geçici bir karar olarak algılar. Çünkü yasak herhangi bir yasaya dayanmamaktadır; eldeki tek belge de başbakanlık genelgesidir.

 

Basit gibi görünen bu kararın doğurduğu sonuçlar, yıllar ilerledikçe Türkiye tarihinin en önemli sosyal değişim projesi olmaya başlar. Feodal toplum modeli ile açıklanan Doğu ve Güneydoğu, İran’dan gelebilecek İslam Devrimini sosyalist Kürt milliyetçiliği ile karşılar.. Korkular kısa sürede giderilir, İslam devrimi bertaraf edilir.. Fakat sosyal etki bununla sınırlı kalmaz, bölgenin geleneksel tüm değerleri altüst olur. Bu da projenin bir parçası gibidir.. Modernleşme dayanılmaz bir hızla devam eder.. “Fren!”, diyenler çıkar, “devam!” diyenler de vardır. Fren.. Devam.. Fren… Devam.. derken tartışma büyür.. Hızlandıran faktörler devrededir, düşük yoğunlukta başlayan çatışma büyür, iş kontrolden çıkar.

 

Türkiye’nin geri kalan kısmında da iki gelişme bir arada olur: Geleneksel Sünnî İslam hormonlanırken, diğer yandan da lehte veya aleyhte herkes başörtüsünü tartışır. Bu da ayrı bir hormonlama gibidir. Başlangıçta aramakla zor bulunan başı örtülü kadın, örtünmek sorun oldukça artmaya başlar. Önce üniversitelerde, sonra da kentlerin her semtinde sıkça görülmeye başlar.

 

Sosyal değişim devam etmektedir. Kürtçülerin karşısına Türk milliyetçileri, İslamcıların karşısına da solcular konuşlandırılır. Çatışma büyür, ortam sık sık gerilir. Ama hiçbir sorun, PKK sorunu kadar sarsıcı değildir. Buna rağmen başörtüsü o kadar büyütülür ki, Marx ve Lenin hayranı Türk solu, bir gecede Atatürkçü olur!

 

Kadın üzerinden başlatılan değişim projesi kısa sürede amacına ulaşır, uyuyan dev uyandırılır. Baş örtememe kadını uyandırır, kadın da erkeği ve toplumu.. Kadınsız Türkiye 35 milyondur. Tartışma büyüdükçe Türkiye de büyür, 70 milyon olur. Artık kadın her yerdedir. Kadını evine göndermeye çalışanlar olur. Evden çıkanların ise geri dönmeye niyetleri yoktur.

 

Hoca yine konuşmaya başlamıştır. Belalara göğüs germektedir. Kendisine yer arayan kadına partisinin kapılarını sonuna kadar açmıştır.. Kadın değişmiş, kontrolü de zorlaşmıştır.. Yeni Türkiye çok kanallı TV ve radyolarıyla, bir sonraki güne, sabahlara kadar sürdürdüğü İslamcı ve başörtüsü tartışmaları ile girer.

 

Olanlar bunlarla sınırlı değildir. 12 Eylül’de kaybeden Sabetaycılar, Türkiye’yi hızla borçlandırmaya başlarlar. Tam bir yağmalama dönemi yaşanır. İhalelerle, hayali ihracat gelirleriyle… elde edilen sermaye, önce iç borca, sonra da paravan şirketler aracılığıyla da dış borca dönüşür. Çare özelleştirmedir! Öyle gelişmelerin temelleri atılır ki, Türkiye “kimseye yar olmaz” bir hal alır. Krizler krizleri tetikler.. Borç kartopu olmuş yuvarlanmış, az aşağıda çığa, krize dönüşmüştür.. Kontrol imkansız gibidir..

 

Halk meşguldür, TV’lere kulak verenler ise uykusuz.. Köyden kente göç, hücuma dönüşmüştür. Kentlere kaos hakimdir, kulaklar gürültü, ciğerler zehir solumaktadır. İçme suyu ise pet şişeye sığınmıştır.

                                              Harun Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Fikret ASLAN [ 22 Şubat 2008 04:54:35 ]
Türkiye gerçeğini bu kadar güzel anlatan bir yazı okumadım hayatımda...
Anadolunun en ücra köşesindeki köylü Memed Amcanın bile kabul edip bildiği bu gerçekleri daha ne kadar görmezden gelecek bizim ELİT BÜYÜKLERİMİZ...
Bu gerçekleri yabancı dilde tercüme ederek anlamaya çalışan ELİT BÜYÜKLERİMİZE Harun ÖZDEMİR''i okumalarını öneriyorum...

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link