Chp Ve Türk Solu'nun Halkla Savaşı
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2882  |  Puan: 5  |  19 Şubat 2008
 
 
CHP VE TÜRK SOLU’NUN HALKLA SAVAŞI
 
Türk Solu, tek parti dönemi sonuna kadar ülkede tek başına ve muhalefetsiz olarak iktidarda kalmıştır. Öyle bir iktidar ki, bürokrasiden sivil toplum örgütlerine kadar en ufak bir muhalif sesin çıkmadığı bir iktidar dönemi. Peki bu dönemin özeti nedir, bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir açılım, ilerleme sağlamıştır?
 
Mustafa Kemal rahatsızlanıp da Dolmabahçe’ye kapanınca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de solun ve CHP’nin elinde kendi içine kapanmış; ufuksuz, bağnaz, idealsiz bir yapıya dönüşmüştür. Öyle ki, Mustafa Kemal’in, Cumhuriyetin 10. Yılı hedefinin üzerine hiçbir şey koyamadığı gibi, yeni bir vizyon da geliştirememiştir.
 
Çok Partili Siyasal Hayat’a geçişimizle birlikte halk, yıllardır içine attığı tepkisini ortaya koymuş ve ne pahasına olursa olsun solun ve CHP’nin karşısına sandıkta dikilmiştir. O günden bugüne, ara ara, kısa dönemlerle iktidara gelen sol, halkın zihninde yokluk, karaborsa, darboğaz günleri, terör ve kargaşa ortamı olarak yer etmiştir.
 
Geriye baktığımızda Solun, Türk halkının yaşamına kattığı modern ve teknolojik hiçbir değer yoktur. Ne özgürlükler anlamında, ne ekonomik anlamda ne de ülkenin kalkınması anlamında hiçbir eser ortaya koyamamışlardır. Sağ iktidarlar döneminde gerçekleştirilmek istenen hamlelere de hep katı bir muhalefet ile karşı çıkmışlardır. Zaman onları her seferinde haksız çıkarmasına rağmen, hala ve ısrarla aynı bağnazlığı göstermekte ısrar etmekteler ve halka rağmen siyaset yapma geleneklerinden de vazgeçecek gibi durmuyorlar.
 
Türk Solu’nun en büyük açmazı “Bir fikri biz ortaya atmıyorsak veya biz düşünmemişsek; o fikir mutlaka kötüdür” karakteridir. Bu karakter ırsî bir hal almış durumda. Bundan kurtulmaları da mümkün görünmüyor artık. 2005 yılının Ekim ayında, Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde, meşhur solculardan Yalçın Doğan bir yazı kaleme aldı ve o yazısında bakın Türk Solu ve CHP hakkında neler söylemişti:
 
“Yeniliğe, teknolojinin gelişmesine karşı çıkarak, üretim ilişkilerini geliştirmek nasıl mümkün olabilir?..
Üretim ilişkileri gelişmeden, işçi sınıfı nasıl gelişebilir?..
Bu teori bir yana, Sol adına Türkiye’de dikilen bir çiçek, bir ağaç görmek istiyorum. Hep sağ iktidarlar dikiyor, bize hep onu eleştirmek kalıyor.
Bıktırıcı, solu halktan kopartan bir tekrar. İşte, şimdi de AB’de geriye düşmenin sancısı. Kazayla, bir sol iktidar bizi AB kapısına getirmiş olsaydı, kim bilir hep birlikte nasıl bayram yapardık!..
Ama, bu arada da uygarlığı yakalayan kilometre taşları. Daha planlı olsaydı, mutlaka çok daha iyi olabilirdi. Köprüye, renkli TV’ye hayır diyerek, karşı çıkan sol, iktidar yılları boyunca, bu ülkede kendi görüşleri doğrultusunda neden tek bir ağaç dikemiyor?..
Sonra da, yapılanları kötülüyor. Benim derdim bu. Aynı hata, bugün AB’ye karşı çıkarak yapılıyor. Bütün bunları söylemeyi, AKP’li olmakla bir tutmaya kalkanların durumu ise, en hafifinden kaba ve çaresiz.
Son elli yıldır, Türkiye'de solun insanı bıktıran ortak tavrı hep aynı. Batı'ya yaklaşan her değere, her uygulamaya karşı çıkmak. İstemezük avareleriyle ayaklanmak. Olmadı, Anayasa Mahkemesi kapısına dayanmak. Köprüden renkli TV'ye, duble yollardan serbest döviz kuruna kadar, halkın refahına katkıda bulunan ne varsa, hepsine karşı çıkmak. Sol olarak, halka sürekli ters düşmek. Sırada şimdi AB var. Sol adına AB'ye küfür etmek, şimdi moda. Halkın yüzde 80'inin katıldığı bir konuda, halka yine ters düşmek.
Elbette AB'nin ortak çıkarları var. AB içinde 25 ülkenin elbette ayrı ayrı çıkarı ve hesabı var. Ama buna karşı, Türkiye'nin de kendi çıkarları ve hesapları var. Uygarlaşma yolunda, bu bir denge oyunu. ‘Bizi parçalayacaklar, bizi bölecekler' paranoyasını geride bırakmak gerek. Sırf eleştirmek uğruna, ‘bu köleliktir, bu sonu belirsiz süreçtir' diye bağırıp çağırmanın hiç bir anlam ifade etmediğini bilmek gerek. Kürsülerde nutuk atmak, masa başlarında yazı yazmakla olmuyor. Anadolu'yu şöyle bir dolaşmak, oturduğunuz kentlerde gecekondulara uğramak gerek. Halkın AB hakkındaki düşüncesini öğrenmek gerek. AB'ye karşı çıkmak?.. Doğru, kötü bir Ortadoğu ülkesi gibi, geri kalmışlık içinde kıvranan, dünyadan kopuk, kendi içinde yuvarlanan, uygarlıktan uzak bir ülke olarak kalmak!.. Bunu da, solculuk adına yapmak. Çağdaş sol açısından, utanç verici bir durum.”
 
50 yıldır bu ülkede ne yapıldı ise Sağ İktidarlar tarafından yapıldı. Batıyla bütünleşme, ağır sanayi hamleleri, barajlar, köprüler, otobanlar, duble yollar, özelleştirme, sosyal politikalar… Yeni olan ne varsa hepsi Sağ İktidarlarca gerçekleştirildi. İsminde Halk ibaresi olmasına ve solcu olmasına rağmen, hiçbir sosyal politika üretemeyip; Sağ İktidarların sosyal politikalarına ve fakir ve fukaranın sorunlarına çözüm getiren icraatlara da en sert muhalefeti yine sol yapmıştır. İşin ilginç yanı, bu muhalefetinin gerekçesini de çoğu zaman laiklik ve cumhuriyet adına; Atatürkçülük adına yapmış olmasıdır. Rahmetli Özal, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’nu kurup, fakir fukaranın sorunlarına el attığında da yine en sert muhalefeti Sol yapmıştı.
 
Aslında Türk Solu ve CHP zihniyetinin karakterini en iyi ele veren sözü yıllar önce Erdal İnönü söylemişti. Özal’ın vaadlerine ve icraatlarına karşı politikaları sorulduğunda, Erdal İnönü “Onlar ne yapıyorsa biz tersini yapacağız” diyerek Türk Solu’nun içler acısı durumunu ortaya koymuştur.
 
Türk Solu üretmeyen; sadece muhalefet eden bir organizma. Sadece Sağ İktidarların talep ve icraatlarına değil; halkın taleplerine dahi muhalefet etme geleneği hücrelerine kadar sirayet etmiş. Yeni bir şey üretmeden, sadece Sağ’a muhalefet ederek ülkenin de önünü tıkamaktadır.
Muhalefetin olmadığı yerde tekamül de olmaz. Türk Solu ideal bir muhalefet yapabilseydi şimdi ülkemiz en az 50 yıl ileri gitmiş olurdu. Türk Solu muhalefetinin hiçbir yaratıcı etkisi olmadığı gibi, sistemi tıkayan, kuvvetleri çatıştıran, halkı bölen de bir yapısı var. Bir kambur gibi ülkenin sırtında durmaktadırlar ve düzelecek gibi de görünmüyor.
Gelelim gündemimize, şu anda ülkede Türban konusu tartışılmakta ve sol yine büyük bir muhalefet ile karşılık vermekte. Yine bir fikir ortaya atıldı; ortaya atan Sağ İktidar, muhalefet eden Sol. Bir gün olsun Sol’a bu huyundan vazgeçmesini ve kendisinin bir fikir ortaya atmasını öneriyorum. İktidar “Türban Sorununa Çözüm” için adım attıysa; sol buna muhalefet edeceğine kendisi de bir fikir ortaya atsın. Eğer akıllarına yeni bir fikir gelmiyorsa ben buradan kendilerine yardımcı olayım:
 
Şu an ülkemizde yaklaşık 5 milyon aile Kredi Kartı sebebiyle haciz tehlikesi ile karşı karşıya. CHP bir teklif getirsin Meclis’e ve “Ailenin korunması, çocukların sağlıklı gelişmesi ve sosyal devlet olmanın sorumluluğu gereği, hacze tabi mallar listesinden, evlerdeki buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve bilgisayarın çıkartılması”nı bir kanun teklifi olarak getirsin. Bugün milyonlarca aile, her an evindeki zorunlu ve vazgeçilmez eşyalırının haczedilmesi tehlikesi ile karşı karşıya. Bu tehlike neticesi intiharlara varan yıkımlar, dağılan aileler ve bu gergin bekleyiş ortamında sağlıksız yetişen çocuklar var. CHP bir kez olsun Halk için ve solculuk adına bir sosyal politika izlesin; bu sorunun çözümü için adım atsın. Biz de diyelim ki, 60 yıldır ilk kez Türk Solu halk için bir şey yaptı, ailelerin yüzünü güldürdü, üzerlerindeki yükü hafifletti.
 
CHP ve Türk Solu’na bir fırsat veriyorum, 2-3 ay bekleyeceğim, eğer bu teklifi Meclis’e taşımazlar ise, yakın arkadaşım olan AKP’li vekillerden birine bu teklifimi götüreceğim ve CHP tarihi bir fırsatı yine kaçırmış olacak.
 
                                                                      Av.Mustafa Özdemir
 
 
 
Yukarıdaki yazım bundan 2 yıl önce gazete ve sitemde yayınlanmıştı. Bu yazı 40 yıl önce de, 30 yıl önce de, 20 yıl önce de, 10 yıl önce de yazılmış olsaydı aynı şeyleri yazmış olacaktım. Yüzlerce makale yazdım ama hiçbir makalem CHP ve Türk Solu eleştirisi yaptığım yazılar kadar kalıcı olmadı. Her yıl, aynı yazıyı tekrar yayınlayabilecek kadar taptaze kalmayı başaran bu yazılarımdaki başarı benim tespitlerimdeki olağanüstülükten değil; CHP ve Türk Solunun statik, yeniliğe ve yeniye kapalı, bağnaz, yobaz, üretemeyen tavrındandır. Mesela bu yazıyı 10 yıl sonra, 20 yıl sonra da yayınlasam, sanki o an kaleme alınmış kadar taze bir yazı gibi okunacaktır.
 
Boğazı denizin altından biribirine bağlayan o büyük projeyi CHP ve Türk Solu gerçekleştirmiş olsaydı muhtemelen açılışına Atatürk’ün nâşını da getirir; şampanyalı “İşte laik ve aydınlık Türk insanının dünyayı hayran bırakan projesi” diye naralar atardı. Vatan Caddesi’nin açılışını yaptığında Menderes’e “Amerikan uçaklarını indirmek için bu kadar geniş yaptı” diye muhalefet edenlerin hala benzer çığlıklarını ve mağaradan seslenişlerini hayretle izliyoruz. İlkine olduğu gibi 3. köprüye de karşı olmak tam bir garabet......
 
Atatürk’ün “muasır medeniyetin fevkine çıkma” ideali bu kadar geciktiyse, bunun tek sebebi CHP ve Türk Solunun yobazlığı, bağnazlığı; bir türlü üzerlerinden atamadıkları batı kompleksidir.
 
                                                           Mustafa Özdemir
 
Not:Yukarıda bahsettiğim kanun teklifi için dönemin CHP milletvekili Mehmet Sevigen’e konuyu açmıştım ancak ilgilenmemişti. Kılıçtaroğlu’nun danışmanı ve iyi dostum Doç.Muhammed Çakmak’a bizzat kanun teklifi şeklinde göndermiştim ancak partisi ilgilenmemişti. CHP’liler ilgilenmeyince daha sonra AKP’den milletvekili Fevzi İşbaşaran ve Ayşenur Bahçekapılı ile görüşmüştüm. Sonra mı; AKP benim teklifimi Meclis’e getirdi ve kanunlaştı. Aileler de haciz baskısından kurtuldular. Halkçı ve Sosyal Demokrat CHP’nin gündeminde Halka Hizmet olmadığı için o zaman da her projeye İSTEMEZÜK demekle yetiniyorlardı; şu an olduğu gibi.

Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link