Yakın Tarihimizde İktidar Oyunları -8-
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2383  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  11 Mart 2008
 
YAKIN TARİHİMİZDE İKTİDAR OYUNLARI -8-
 
12 Eylül’de tel örgü çekilmiş ama duvarlar da yıkılmıştır. Bunu fark edenler olur.. Bir kısmı ise tel örgülere takılı kalır.. Gelişme çok yönlüdür: Burjuvazi faize koşarken Anadolu’da muhafazakar halk, “halk ekonomisi”nin temellerini atmaktadır. İstanbul’un üretim ve pazarlama üzerindeki tekeli kırılmak üzeredir. Anadolu’nun küçük işletmeleri, ihracat ve ithalat beyliklerine dönüşür. Dolar ve mark yükselen değerdir…

 

Kürtçülükle beraber Türk milliyetçiliği de yükselen değerler arasında yerini alır. Fakat Türk solunun İslamcılığa eşdeğer yükselememesini kimse çözemez. Sol stratejik bir sefalet içindedir. Marx ve Lenin’le başaramadığını Atatürk’le elde etmeye çalışır. Hz. Muhammed ile Atatürk’ü yarıştırarak çıkış yolu arar..

 

Gerilim artmaktadır ve durum İslamcılar açısından tuhaf bir hal almaktadır: Osmanlı’da laiklik, demokrasi, liberalizm, insan hakları, hukuk devleti, parlamenter sistem, eşitlik, adalet, hürriyet, işçi ve kadın hakları… gibi Batı’nın yükselen değerleri, İslamcıların ayet, hadis, fıkıh, yetmediği yerde de içtihatla İslamî olabileceğine cevaz verdikleri ve sahiplendikleri konulardı. Bu konular 1950’den sonra Yahudi, İsrail ve Mason düşmanlığı ile yer değiştirmiş ve ayrıca öncekilerin cevaz verdiği kavramların da küfrüne hükmedilmişti. Tartışmalar akla zarar bir hal alır.

 

***

 

Gelinen noktaya bakıldığında durumu özetlemek zor değildir: Yeni dönemde İslamcılar, Meşrutiyetten kalma literatürden yararlanamayacağına göre, zikre uygun bir yayın desteğine ihtiyaç duyulmuştur. Heyecanlı konuşmaları ile Necip Fazıl, sayısız kitapları ile Cevat Rıfat Atilhan boşluğu bir süreliğine doldurmuştur. Sol yayınların patlama yaptığı 1970’lerde ise sığlığı giderecek yeni yayınlar devreye girmiştir. Bu yayınlar da ne yazık ki, baskıcı krallıklarla yönetilen Ortadoğu ülkelerinin resmî siyasal görüşlerini benimseyen bazı âlimlerin(!), zaten rejimlerinde yeri olmayan laiklik, demokrasi, liberalizm, kadın hakları… konusundaki negatif görüşleri, çok geçmeden Türkiye’de “İslamî hakikatler” gibi bir biri ardınca yayımlanmıştır. Okuyucu “Kitap!” der, başka bir şey demez, çünkü kitaba ve okumaya açtır. Okur ve sorgulamadan da benimser.

 

O yıllarda kimliği belirsiz yazarların kan damlayan cümlelerle anlattıkları sol ve sosyalizmi benimseyenlerin sonu, 1980’de tam anlamıyla felaket olmuştur. Benzer yöntemlerin 1980’li yıllarda yeni İslamcılara uygulanmaya başlandığını kimse fark etmez. Uyaranları da dinleyen olmaz. Hormonlu ideolojilerin bünyede nasıl bir etki yarattığı ise henüz kimsenin uzmanlık alanı değildi.

 

İslamî kesimin kitaba olan açlığını Ortadoğu’dan kimliği irdelenmemiş yazarların kitapları ile giderilir. Bu kitaplar mantar gibi kurulup sonra kaybolan, sattığını tahsil etmeyen yayıncılar ordusu ile dağıtılır. Dergiler ve kitapların çoğu kin ve nefret doludur.. Laiklik, demokrasi, Yahudi, İsrail, ABD, tağut, belam… her yazının ana konusudur..

 

Biri hep gündemdedir, belalara ayrım yapmaksızın açık tavrını sürdürür. Her konuşması olaydır.. Yahudi, Mason ve Demirel düşmanlığı bırakılmış “Adil Düzen” konu edinilmiştir. Bu bir itaatsizliktir, hem de ne itaatsizlik. Sığ konulara mahkum Türk sağı, solu, İslamcısı, Batıcısı… yerli malı yeni bir ideoloji ile karşı karşıyadır ve Adil Düzene hazırlıksızdır. Barikatlar bir bir aşılır. Adil Düzencilerin önü açıktır.. Çünkü kalabalıklar “Adil” düzeni sevmiştir. Anlayanı yoktur ama inananı çoktur.

 

Terör, ekonomik kriz, yolsuzluk haberleri ve sabahlara kadar süren sığ tartışmalar reyting rekorları kırar.. Kullanılan her üç kelimeden biri “Refah Partisi”dir.. Halkın kafası karışıktır.. Yediği ise peynir ekmektir.. 27 Mart 1994’te seçim olur, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere idareye mahallinde el konur..

 

Merkezin horladığı, işsiz, yoksul, sömürülen, dışlanan, tarihine ve toplumuna yabancılaşmış gecekondu kitlesi, sol ve sosyalizm hülyaları ile uyutulurken, birden uyanır gibi olur. Biraz Refahçı biraz da İslamcı olurlar... General düzeyinde bir askerin bile anlamakta zorluk çekeceği Fizilali’l- Kur’ân ise kelime-i şehâdet getiren her yeni İslamcının başucu kitabı olur.

 

Durum öyle bir hal alır ki, azınlık bir grup, gelişmelerin nereye varacağını anlamak için Ziya Paşa, Namık Kemal ve Ali Suavi gibi üstatların İslamcı olduklarını bilen İslamcıları bulmak için gazetelere ilanlar vermeyi bile düşünür! Çünkü İsrail’e yenilecek şekilde dizayn edilmiş Arap ülkelerinin düzen yanlısı profesörleri, Türkiye’de İslamcıların üstatları olmuştur! Çelişki büyüktür. Birileri İslamcılarla oynamaktadır ama kim? Rivayet muhteliftir.   

 

Ne yazık ki, hızlandıran faktörler yine devreye girmiş, İran İslam devrimine önlem olsun diye desteklenen Sünnî İslam, Yahudi Lobisi tarafından hormonlanarak kontrolden çıkarılmıştır. Sabetaycıların kontrol ettiği İslamcılık, radikalleştirilerek ele geçirilmeye çalışılmıştır…

 

***

 

PKK’nın yarattığı terör, kolluk kuvvetler ile etkisizleştirilirken Türk Milliyetçiliği de cenaze törenleri ile karşıt bir güç olmaya çalışır. Bir gecede Atatürkçü olup İslamcılara karşı konuşlandırılan Türk solu ise İslamcılarla yaptıkları tartışmalarda, Lenin formatındaki Atatürk savunusu ile geniş halk kesimlerini her defasında şaşırtırlar. Fikir fukarası İslamcılık ile Lenin formatındaki dinden hazzetmeyen Atatürk formatı, sabahlara kadar TV’lerde tartışılıp durur. Toplumsal gerilim her geçen gün artar.

 

Ama hiçbir şey, siyasi cinayetler kadar etkili olamaz. Örneğin Uğur Mumcu öldürülür öldürülmez beş dakika bile geçmeden, 10 tane ulusal kanal, 45 dakika kesintisiz süren yayın yapar. Bu yayında Mumcu’nun İslamcılar tarafından nasıl öldürüldüğü ayrıntıları ile anlatılır, hem de beş dakikadan daha az bir zamanda, çok iyi hazırlanmış ve seslendirilmiş kasetlerle… Bu bir dünya rekorudur.. Bize özgü bir rekordur ve ödülü de bize özgü olur.. Her siyasi cinayet haber ve yorum programlarında, aylarca hatta yıllarca ve sık sık gündeme getirilir. Bir cinayetin bazen 10’u aşkın senaryosu ile ayrı ayrı katilleri yakalanır..  

 

Ortalıkta faili meçhul cinayetlerden ve katillerden geçilmezken, nedense her siyasi cinayetin olası faili İslamcılar olur! Sevilen kişilerin öldürülmelerine tepki gösteren geniş halk kesimleri ise farkında olmadan İslamcılara karşı konuşlandırılır.. Halk, cinayetlerin faillerinin İslamcılar olduğuna inandıkça, yeni siyasal cinayetlerin işlenmesi de o ölçüde gerekli olur!  

 

***

 

Biri hep devrede kalır ve istediğinde de ortalığı başka türlü karıştırır..

 

Her türlü oyunu, hakkını vererek oynayan Hoca, yerli malı “laik, demokratik, liberal ve çok hukuklu adil düzeni” bağlamından koparıp bir “kamçı” gibi kullanarak radikalleştirilen tüm İslamcı(!) hareketleri “küfür” dedikleri partisinin çatısı altında toplamayı başarır. Çok geçmeden her yaştan insanı partisine toplayabilecek bir trendi yakalar.

 

Böylece çok partili siyasal sistemimiz, ilk kez aile boyu bir parti ile tanışır. Öyle ki, işyerlerinden ve okullardan kovulan başı örtülü genç kızlar, anneleri ile çamaşır ve bulaşıktan arta kalan zamanlarını Refah Partisi’nde geçirmeye başlar.

 

Hoca’nın başarısı bununla da sınırlı kalmaz. Her konuşması olay olur.. Konuştukça radikalleştirilmiş İslamcıları partileştirir ve radikalizmi tehdit olmaktan çıkarır! Derslere konu eşi bulunmaz bir paradok yaşanır.

 

Bu arada bütün tepkiler de Hoca’nın üzerinde yoğunlaşır. Çünkü Hoca radikalizmi etkisizleştirmek için daha radikal söylemler kullanmaktadır. Fakat kurdukları örgütlerin etkisizleşmesinden rahatsız olan kimi odaklar, Hoca’yı sert üslubundan dolayı yargılamayı düşünürler! O ise halinden memnundur. Dünyanın her yerinde oyun kuran ve oyun bozan Yahudi Lobisi, bölgedeki müttefiki ile birlikte yeni radikallikler yaratmakta geç kalmaz.. Ufak çaplı olaylar da olur, fakat Hoca konuştuğunda, öyle konuşur ki, başka konuşanlar duyulmaz olur.

 

Gündem gittikçe hareketlenir, ortalık adil düzen vaizlerinden geçilmez olur. Adil düzeni bilenlerin sayısı 10’u bulmazken, tüm Türkiye’yi mahalle mahalle, sokak sokak gezen binlerce adil düzen vaizinin halkı coşturmak için konuşmalarının başına, ortasına ve sonuna “adil düzeni kuracağız!” sloganını yerleştirmesi, halkı heyecanlandırmaya ve ümitlendirmeye yeter.   

 

Ortalığı hareketlendirenler sadece bunlar değildir. Tarihte bile örneğine rastlanmayan tipte, kılık ve kıyafette ayna karşısında “dekore edilmiş” kimi İslamcılar da yollara düşer… Uydudan yayın yapan renkli ve çok kanallı TV’ler ve gazeteler, aynı haberleri üst üste yüzlerce kez, “belki ezberlemeyen kalmıştır”, özeni ile evire çevire yayınlar.. Artık Refah Partisi ile ilgili her haber “...bomba gibi düştü...” vurgusu ile yayınlanır.. Tüm haber merkezlerinin ortak bir havuzu kullanmaları ise gözlerden kaçmaz..

 

Türkiye yol ayrımındadır. Yollar ve hedefler çoğalmıştır.. Yarı yolda kaybolanlar ise daha fazla.. Özal’dan kurtulduğunu düşünenler O’nu aramaya başlarlar, O’nu suçlayanlar da az değildir.. Kimilerine göre ise asıl suçlu Evren’dir.. Baş sorumlu Paşa’yı gösterenlerin amacı, aslında rövanşı bir başka Paşa ile almaktır.. Darbe arayışları gündemdedir. Hiç yoktan Demirel bile kurtarıcı olur.. Akla gelebilecek her ihtimal denenir.. Fakat sorun olduğu yerdedir ve her geçen gün de büyümektedir. Artık birşeylerin olacağı kesindir. İslamcılık, PKK’dan daha büyük bir sorundur, diyenler olur... Sonunda halk bu gerçeği de öğrenir! 

 

Sabetaycılar tarafından mesafeli ve sınırlı konularda “muhalif” olma koşulu ile sisteme dahil edilen Hoca ve arkasındaki İslamcı kitle, kabına sığmaz durumdadır. Hoca istediğinde topluluğu hareketlendirmekte, istediğinde de frenlemektedir.. “e-devlet” den önce “e-parti”yi kurmuştur.. Bir iki sempatik imaj değişikliği yapar, halkın partisine hücum ettiğini görür ve rahatsız olur.. Hoca ve yakın kadrosu, bir noktadan sonra sadece frene basar.. Fakat hızlandıran faktörler hormonlamaya devam ederler, RP’nin hızı ve yükü artar, en sert frenlerde bile kontrol zorlaşır.

                                                  Harun Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link