Sanat Hezl midir?
Kategori: Kültür-Sanat  |  Okunma: 2376  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  10 Mayıs 2008
 
 
SANAT, HEZL MİDİR?

 

                  Zamanı geçti denemez, bence tam zamanı.. Bazı konular sokaklara emanet edildiyse; konuşmak ve yazmak için beklemek gerek.. Bunu yaptık.. Bekledik.. Biraz daha bekleyebilirdik.. Bence bu kadar beklemek yeterli. Dün beklemenin, bugün de yazmanın zamanı..

                  Hz. Peygamber, Mekkelilere Kur’an ayetlerini okuduğunda, “okudukların şiir ise güzel ama öğüt alınacak, hüküm çıkarılacak sözler ise hayır!” dediler.

                  Şiir de, şair de çok itibarlıydı, şairlik unvanı ise aşağılama sayılmazdı. Acaba Peygamber neden bu unvanı kabul etmedi? Yoksa şiir ve şair Tanrı katında hoş görülmez miydi? 

                  Evet, Peygamber bu unvanı kabullenmedi; Mekkeliler de öğüt dolu sözlere “sanat”ın dışında bir değer biçmek istemediler.

                  Başlangıçta Peygamber kimi zaman şairlikle ödüllendirilmek istendi, kimi zaman da ruhsal değişmelerini kontrol edemeyen, bazen büyücü, bazen de şaman tepkileri gösteren cinci tanımlamalarına maruz kaldı… Bunları da umursamadı. 

                  Peygamber, sanata ve sanatçılığa talip değildi ve sanatın güzel de olsa ciddiyet sınırının olmadığını biliyordu. Allah’ın elçisine yaptığı uyarılar da bu yöndeydi; “O şair değildi, bir cinci ve büyücü ise hiç değildi”.    

                  Mekke’nin ileri gelenleri, karşı koyamadıkları bir gelişmeyi başlangıçta şiirsellikle onure ederek etkisizleştirmeyi denediler; ama olmadı. Cinci ve büyücülükle hafife almayı denediler, bunlar da “söz”ün etkisini gideremedi.

                  Peygamber onuru benimsemeyip, cin ve büyü ile uğraşmayınca ve Mekke ileri gelenleri de bir türlü öğüt dinlemeye yanaşmayınca, yeni bir strateji uygulanmaya başladı. 

                  Peygamberin hakarete karşı tepkisi, hakaretten daha etkili oldu. Çünkü sabrediyordu, ilk müminlere de aynı sabrı öneriyordu.

                  Alay ve mizaha karşı takındığı tavır ise çok daha ilginçti. Konuşma alaya dönüşünce ortamı terk ediyordu ama kimseye de küsmüyordu. İnsanlar ciddileştiklerinde ise hiçbir şey olmamış gibi ciddi ciddi öğütlerini sıralıyordu veya susuyordu.  

                  Hakaretler ve alaylar küfre dönüştüğünde ise takındığı tavırla tüm insanlığa örnek oluyordu. Çünkü Kur’an “kimsenin kutsallarına küfretmeyin; ederseniz, onlar da döner sizin kutsallarınıza küfreder” diyordu. O da bunu yapıyordu. 

                  Kötülüğü en güzel yolla gider” buyruğu, karşı stratejinin ana unsurlarından oldu. Bu kapsamda şiire şiirle de yanıt verildi. Ama hiçbir zaman “şiir” “öğüt”ün yerini almadı, “şair” de “öğütçü” olmadı.

                 

                  Müslüman hassasiyeti sanata engel mi?

                  Yıllar önce bir roman yazılmıştı, bir kurmaca. Fıkıh dili ile konuşursak her yönü ile “hezl” olan bir yazı. Kurmacanın önemli veya dikkat çeken konularından biri de Hz Peygamberdi. Roman Batı basını tarafından tüm dünyaya tanıtıldı. Çok geçmedi, sanat ve roman tekniği açısından son derece zayıf olan Şeytan Ayetleri, İslam dünyasında sokakları hareketlendirdi. Romanın yazarı Selman Rüşdi ise hedefteki kişi oldu.

                  Kışkırtılmış öfkeli kalabalıkların yürüyüşleriyle başlayan eylemler yer yer şiddet gösterilerine dönüşmekle kalmadı; ölüm fetvaları bile yayınlandı. Kimi Batılı devletler de olaya fikir özgürlüğü açısından yaklaşarak Selman Rüşdi'yi canı ve yazdıkları ile koruma altına alma yarışına girişti. 

                  O günlerde, kışkırtılmış kalabalıkların öfkesinden çekinen aklı başında kimi müminler ise sanatın gölgesinde sergilenen oyunların her türlüsünü bozacak görüşlerini açıklamaya cesaret edemediler. 

                  Bütün dünya bilir ki, roman netice itibariyle bir kurmacadır. Roman bilgi vermez; hiçbir romanın böyle bir iddiası da olamaz. Fıkıh diliyle “hezl”dir, “esatir”dir, “kîl ü kal”dir, “mesel”dir vs dir. Ama ciddiye alınacak bir eser değildir.
Müslüman kamuoyu oluşturucular insiyatifi provokatörlere bıraktı, onlar da sokaklara hakim oldular. O günlerde Türkiye'de Selman Rüşdi ve Şeytan Ayetleri'nin popülaritesinden yararlanmayı deneyen Aziz Nesin, Doğu Perinçek ve benzeri kişiler, Şeytan Ayetleri'nin bazı bölümlerini 2000'e Doğru Dergisi'nde tefrika etmeye başladılar.

                  İslam dünyasında oluşan gerilimin bir benzerini Türkiye'de oluşturmaya çalışanlar, çok daha başarılı oldular ve Sivas'da Aziz Nesin'e gösterilen sokak tepkileri, provokatörlerin devreye girmesi ile 39 Alevi-Sünni Müslüman sanatçının yanarak ölmesine neden oldu. Ondan sonrası malum..

                  Bugün de durum çok farklı değil; tek fark romanın karikatüre dönüşmesi ve Aziz Nesin'in terki dünya edip Doğu Perinçek'in sokağa dökülen Müslüman hassasiyetle aynı safta olmasıdır..

                  Konunun başına dönersek, şu soruyu sormamız gerekmez mi? Peygamber kendisine yapılan hakaretlere nasıl karşılık vermişti? Bugün Peygamber yaşasaydı ve bir roman, tiyatro, sinema veya karikatürde hakarete maruz kalsaydı nasıl karşılık verirdi?

                  Bu kadar basit bir soruyu Peygamberimsi bir dille yanıtlamadan tepkileri sokağı yönetenlere emanet eden Müslüman ulema ve vüzeraya hayret ki, ne hayret!
Mezhep imamlarının fıkıhta konu edindikleri "hezl"in roman, şiir, tiyatro, sinema, resim, müzikle ilgisini kurmak çok mu zordu? Bence değil.. Alime başvurma yerine Müslüman hassasiyetine vurgu yapanlar, umarım tepkilerin sonunun nereye varacağını düşünmüşlerdir.

                  12 yaşında bir çocuğun yere attığı bayrağın bir iki kare görüntüsün tüm Türkiye'yi ayağa kaldırdığı günlerde de vurgu, bayrağa karşı duyarlılığa ve bayrak hassasiyetine yapılmıştı. Bir kişi çıkıp da "Beyler bu bir çocuk, henüz 12 yaşında, cezai ehliyeti bile yok" diyemedi.. Psikoloji, pedagoji, insaf ise hiç diyemedi... Sinirler gerilmiş, duygular sokağa taşmıştı.. Doğal olarak(!) da o gün bütün psikologlar, pedagoglar, hukukçular, anneler, babalar… susmak zorunda kalmıştı.

 

                                                                                  Harun Özdemir

Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Fatih Sayın [ 12 Mayıs 2008 07:33:04 ]
Hocam söylediklerinizin tamamı doğru ama ölenlerin arasında da provakatör vardı bence. Bir de ölen 39 kişi Aleviydi.

Fikret ASLAN [ 12 Mayıs 2008 06:43:53 ]
Sn.Hocam işaret ettiğiniz gibi davranıp olayları yatıştırmak POLİTİKACILARA düşmektedir ama unutmayalım ki bu kargaşa ortamları olmazsa POLİTİKACILAR acından ölürler ve meydanlarda söyleyecek söz bulamazlar...

POLİTİKA demişken anlamınıda yazayım da herkes bilsin;

karşı tarafı binbir iftirayla bunaltarak yıpratma, bu arada parti teşkilatını sağlam tutarak ayakta kalma yöntemi''dir

Yani Sn. Hocam bu vesile ile liste dışı kalmanıza hiç şaşırmamakla beraber ONURLU DAVA ADAMLI?INIZI takdir ve gururla takip etmekteyiz.


Hamdolsun.....



Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link