Kaderin Esaretinde Aşk ve Ölüm
Kategori: Kültür-Sanat  |  Okunma: 2948  |  Puan: 6  |  29 Mayıs 2008

 

KADERİN ESARETİNDE AŞK VE ÖLÜM

 

            Sel yağmurlardan sonra gelir, saçlarını rüzgar savrur kasırgadan önce, yangın önce bir noktada başlar; görürsün, anlarsın neler olacağını. Kaçarsın, sığınırsın, set çekersin; zamanın vardır tedbir almaya.

            Kaderse bir yıldırım gibi düşer üstüne; tüm vucudunda akımı hissedince anlarsın sana vurduğunu. Ardından gelir gök gürültüsü, olan olduktan sonra…

            Nerde, ne zaman ve nasıl öleceğini kim bilebilir ki. Ölüyorum diye düşünürken, kader can olur açarsın gözlerini. Bazen de en olmadık yerde kader geçirir ilmiği boynuna; Azrail tekmeyi vurur altındaki sandaliyeye. Bu yüzden 90 yaşındaki bir prifaninin ölümü bile ardında tamamlanmamış özlemler bırakır.

            Kaderdir her ölümü zamansız kılan. Bir anda yakalar insanı ölüm, bir anda yakalar kader; ardından gelir çığlık çığlığa ağlamalar ve özlemler. Olan olduktan sonra…

           

            “Amentü billahi vebil kaderi minellahi teala.”

 

            Nerde, ne zaman ve kimi seveceğini kim bilebilir ki. Terk ediyorum diye düşünürken, kader ateş olur; yakar yakar yakar yüreğini. En olmadık kişi kader olur geçirir ilmiği boynuna; özlemlerin, altındaki sandaliyenin ayaklarını kemirir her geçen gün. Kaybetmek korkusu ve yaşanmamış özlemlerin barut olur, benzin olur akar mütemadiyen ateşten yüreğine. Sönmeyen ateş alev almıştır bir kere; kader çakmıştır kibritini. Kader barut olur, benzin olur akar akar akar yüreğine.

 
            Peygamber'i kölesi Zeyd’e mahçup eden kader, kimbilir belki de beni rezil eder.

           

            Kaderdir, her aşkı beklenmedik bir anda bir hançer gibi yüreğe saplayan. Hiçbir şey hançerden önceki gibi olmayacak biliyorum. Yürekten hançeri çeksem belki acım dinecek ama kanı kim durdura…

            Bir anda yakalıyor insanı aşk, bir anda yakalar kader; ardından gelir çığlık çığlığa sessizlik, kaybetme korkusu ve özlemler. Olan olduktan sonra…..

 

            “Amentü billahi vebil kaderi minellahi teala.”

 

            Kaderdir insanı insanların arasından çekip alan; kimi zaman ölümle, kimi zaman aşkla. Çeker alır hayatın içinden, normalden.

            Sadece Tanrı kalır ölünce yanıbaşında. Baş başa kalırsın günah ve sevaplarınla; bir hamalın, ipinin hesabını veremediği mahkeme kurulur….

 

            “Rahman ve Rahim olan Allahım”

 

            Aşk geldimi sadece şahdamarın atar, onun sesi bastırır yalnızlığını. Yüreğindeki ateşin acısını hissettikçe anlarsın yaşadığını. Şahdamarının sarsıntısı arttıkça artar; evren yerle bir oluncaya dek. Ve o zaman….

 

            “Ya Rahim, Ya Rahman”

 

            Lutfuyla acılar diner, yangın söner; içinde binbir papatya açar....   

                          

 "Bana kaşlarını çatma anne

  Dualarının en etkisiz anındayım yine

  Bir açıklaması olmayacak mı hayatın

  Hep kader mi denecek

  İnsanın ölümüne sevişine

  Birşey söyle anne

  Oğlunun kırk yılda bir adam gibi sevişine

  Biliyorum eve dönme zamanı ama

  Nasıl kopayım anne...."*

 

 

 

                                                                                  Mustafa Özdemir

 *Sıtkı Caney  

Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
fuat karatas [ 19 Haziran 2008 04:49:24 ]
Sıtkı abe yine bizi bahvettin.şimdi herkes laylaylom peşinde ne yazıkki.Gazeteler; TRT''den yüklü maaş, lüks cip ve araba alan ünlü Artistlerin dudak uçuklatan anlaşmalarını yayınlıyor.



Bir şarkıcıya toptan 3 milyon dolar, ötekine ayda seksen milyar maaş,berikine 700 bin Dolar...



Bu arada hediye edilen yüz bin dolarlık cipler, trilyonluk villalar da caba. Peki, bu durum sadece TGRT'' de mi böyle?



Hayır! Son yıllarda medya ve eğlence sektöründe, Amerika''ya parmak ısırtacak rakamlar telaffuz edilmeye başlandı.



Milyonlarca dolarlık transferler, yüz-yüz elli bin dolar aylık maaşlar herkesin çenesini yoruyor.



Kendisini dinleyenlere göbek attırma hünerine sahip şarkıcılar, milyonlarca dolarlık servetin sahibi oluyor.



Görgüsüz sosyete düğünlerinde şarkı-türkü söyleyenler bir gecede iki ekstra çıkarıp 100 bin doları cebe koyuyor, ertesi gün programları için sete, bir sonraki gün de dizilerine koşuyorlar.



Peki bu adamlar kadınlar, topluma hangi katkıda bulunuyorlar da bu servetlere kavuşuyorlar dersiniz? Bu paraları kim ödüyor ve daha önemlisi neden ödüyor?



Bu soruların cevabi basit: Bir takım hanende sazende takımı, bizden enayilik vergisi alıyorlar. Onlara bu büyük serveti kazandıran şey; bizim toplumsal enayiliğimiz.



Değerler sistemi aşırı derecede bozulmuş, ayakların bas, basların ayak olduğu bir toplumda yaşanan çarpıklığın, her el çırpan kişinin arkasından ağzı açık ayran budalası gibi koşmamızın sonucu bütün bunlar.



Kendileri gibi erkek olan arabesk sarkıcısının çıplak ayaklarına dokunabilmek için birbirini ezen kalabalığın psikopatolojik yansımaları.



Her taraflarından löpür löpür et ve yağ fışkıran terli eşcinsel şarkıcılara hayranlıkla bağlı olan ve onların söylediği şarkının ritmine uyarak kalça tokuşturan aslan parçası erkeklerimizin eğlence dünyası.



Adamlar ve kadınlar, böyle bir toplumdan enayilik vergisi tahsil etmesin de ne yapsın!



Siz siz olun; sakin Mehmet Akif''in, istiklal marsının ödülünü almamasını ama son günlerinde çektiği sefaleti unutun, Nazım Hikmet''e sahip çıkmayın, Sabahattin Ali''yi kim öldürdü diye sormayın, Melih Cevdet Anday ne yapıyor diye merak etmeyin,



Türkiye''nin AB''ye alınması karşılığında hangi bedelle karsı karşıya olduğuyla ilgilenmeyin, Fazıl Hüsnü Dağlarca nasıl geçiniyor diye aklınıza takmayın, Avni Arbaş''ı ziyarete gitmeyin, Cemil Meriç''in kitaplarına el sürmeyin.



Doğdukları ev müze yapılacak, adlarına enstitüler kurulacak, Üniversite doktoraları hazırlanacak değerlerinizi bir an önce tepelemeye bakin.



Çünkü kültür, şiir, resim, nitelikli müzik, düşünce gibi kavramlar bu millete zararlıdır. Allah korusun, onun aklini falan bozar!



Bu insanların çıktığı televizyon kanallarını hemen zaplayip, kalça-göbek lümpen        eğlence dünyasına zıplayın. Ve paşa paşa enayilik verginizi ödeyin.



Sonra sokaklara çıkıp Bütün dünya şaşırma, sabrımızı taşırma! diye bağırın. Bizler gibi bir avuç insana da damarlarımızda mevcut olan asil kanı arayarak ömür tüketmek düşsün. Bence bu yazıyı forward yapmak vatan hizmeti olur.


bahar [ 09 Haziran 2008 16:56:53 ]
Aşka da ölüme de "neden?" sorusu sorulmaz. İlahi kader de bu olsa gerek. Öncelikle ruhuna sağlık sonra kalemine:)

dorinacan [ 07 Haziran 2008 16:55:30 ]
Yorumum silinmiş. Neden.
yorum yapamayacaksak niye okuyacağız ki yazıları.
YORUM ÖZGÜRLÜ?Ü İSTİYORUM.


Fikret ASLAN [ 02 Haziran 2008 07:31:34 ]
Sevgili Anacığım inşallah bu yazıyı ve Sıtkı Abimin bu şiirini okumaz... Eğer okursa duygularında bir depremle beraber gözyaşları sel olur...

Sn. Özdemir, hani TV''lerde diziler ve filmler başlarken +7 veya +18 gibi uyarılar konulur ya ekranların sağ üst köşesine... Sende bu tür yazılarının başına 50 ve üstü yaşlılar için zararlıdır yazarsan sevinirim...

Bizlere acı biraz, artık 40''lı yaşlara geldik, hadi yazını okuduk bitti diyelim... Peki altındaki Sıtkı Abimin şiirine ne demeli... Belamısınız kardeşim. Bizde gurbetteyiz, iyiki Akdenizde değiliz.... Akdeniz akşamları, Allahım affet bizi....

Egedeyim ya, HAMDOLSUN diyorum başkada bir şey demiyorum.

Habip Çetinkaya [ 02 Haziran 2008 04:04:02 ]
Yine coşkun denizlere yelken açmışken,kaderi aşkı anlatışın bir başka olmuş kardeşim.
Hep yazarak bizi mutlu edebilrsin ruhumuz git geller yaşasada.
Tebrikler.

Mustafa Özdemir [ 01 Haziran 2008 13:57:12 ]
Sıtkı Abi, son şiirlerini bastırmadığın, bir kitap olarak elimizde olmadığı için eksik ezber ve hatalarımızı hoş görmeni ümit ediyorum.
Saygıyla ve tabi ki yeni kitabını en kısa zamanda raflarda görmek umuduyla.....

sıtkı caney [ 31 Mayıs 2008 19:46:22 ]
Canımkardeşim,

Demek kaderin böyle anlatılması da varmış.
İşte alıntı yaptığın şiirin doğru şekli ve tamamı:

KIRK YILDA BİR

I.

bana gözyaşlarını gösterme anne
söyle yazgısına çarptıkça kendini azdıran bir yüreğin
kırk yılda bir kırklara karışacakken
akdenizde işi ne

bir açıklaması olmayacak mı hayatın
hep yazgı mı denecek insanın doğumuna
ölümüne evlenişine

birşey söyle
oğlunun kırk yılda bir adam gibi sevişine
birşey söyle
aşkın da ölümün de sormadan gelişine

nasıl olur yok mu sonsuzu anlatan bir masal
ben şimdi çocuklara ne derim anne
kırık bir tekneyim çılgın sularda içimde kırık bir dal
artık kırklara karışır giderim anne

kırklara
ışıktan ırmaklara
o zaman belki de gölgemle süslenir cenazeler
beslenir de güllerle yeniden boyverir hayat
benden bir fısıltı karışır tüm halaylara
benden bir rüzgar
denizlerden dağlara

gözü kara yarınlar dökülür avucumdan
gülümseyen bir idamlık kadar gözü kara
kırkındayım yeni uyanmışım uykumdan
artık yeni bir şiir bırakırım tüm kapılara

artık kıyıda yıkıla yıkıla, kuleler
ve deniz kızlarına saraylar yaptığım kumdan
sağalmaz yaralarla dönerim
dönerim yakıla yakıla düştüğüm her uçurumdan
farkındayım
çaresi yok
bir kez uyanmışım uykumdan

düşümde gelincikler
içimde gencecik bir keder var
babamı düşündükçe oğlum geliyor aklıma
diyorum şimdi Fatih de beni anar
ama alışamadım işte benim de bir baba olduğuma
hala gençlik kokar bütün sokaklar
hala gözlerim çocuk
hiç böyle yanmadım şimdiye kadar
içimde gencecik bir keder var

bana gözyaşlarını gösterme anne
ne kar yağar buralarda ne kimse kimseye ağlar
ne masalcı kadın var ne kardeşlerim anne
ikibinbir yılında akdenizde bir bahar
yaşadıkça artıyor acı
ne yağmurlar bitiyor ne de işlerim anne
ıslanmış kağıtlar gibi günler ve dağılıyor yaşamak
artık kırklara karışır giderim anne

ölüyor sözcükler yaralı atım
herkes elinden geleni yapıyor anne
bense yüreğimden geleni yaptım
aklıma inat öyle deli öyle divane

aşk varken daha ne yapayım
yeni tanrılar bulup onlara mı tapayım
dünya tarihinden bana da düşen bu
aşk
yalnızca bu benim payım
kırklara karışma zamanı şimdi
nasıl kopayım anne

kırk yılda bir sonsuza dek göz kırptım
hayatsa hep gözlerini kaçırdı anne
belki de yeryüzünde kocaman bir ayıptım
belki de şiir hep benden kaçardı anne
ya da ben kaçardım karanlıklardan kendime
ne yapar eder yıldızlar düşürürdüm sokaklarıma
sonra beni neden doğurduğunu düşünürdüm anne
düşünür üşürdüm anne

ve sonunda düşürdüm anne
uğruna inandığım yüzüğü bir çığlık anında
ve o an dağları çok özledim
anladım ki ben hala kürdüm anne
ama bu deniz akdeniz sessizce sardı sonsuza beni
yüreğime sürüp giden bir şiir
ateşten bir nehir düşürdüm anne

şimdi ben şehir şehir sürülüp kovulan yalnızların
yollarda söylediği şarkılardan biriyim
ne bana inanan varmış ne özleyecek biri yarın
bütün bildiklerim yanlış ve sözlerim yalanmış anne

kapanıyor artık herşey o uzun konuşmalarda
günler hızla kapanıyor anne
avukat ben hakim ben sanık ben
dalıp gidiyorum duruşmalarda
ve sokaklarda bir bilsen
çocuklar beni çocukluğumdan tanıyor anne

dayanmak çok zor anne
dindirmez artık en serin gülüşler bile
içim yanıyor anne
çözülmez bir düğüm bu bağlandım bile bile

artık giderim canımda bir tek yara
giderim sonsuzlaşır kederim
aşktan bir dilek aşktan bir dua
kırklara karışır giderim

kırklara
yalansız yakınlıklara
içimde gencecik yeni bir şafak
güneşler serperim karanlıklara
bağışlar beni hayat ölüm bağışlar beni
açarım göğsümü sonsuz bir yağmura
ateşte açan gülüm bağışlar beni

bağışlar beni babam ömrüm bağışlar beni
bağışlar kartopu oynarken üşüyen kardeşlerim
oğlum fatih, kızım esra
bağışlar beni

artık ne yalan ne gerçek
içimde dua ve dilek
canımda bir tek yara
karışır giderim kırklara

[B&a#093;sıtkı caney[/B&a#093;

kader yeter [ 30 Mayıs 2008 17:09:56 ]
Kader işte!!! bu aşkı yaşayıpta sahip olamamak neee acı gözlerini kapatınca sıcaklıgını hissettigini hatırlamak:(
ama kader işte!!! yaşanmışlıklarıda unutturacak bir kader olmalı ama nerde??? niye acılarla dolu kader olmak zorunda???

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link