Yeni Kemalizm Mümkün Müdür
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2270  |  Puan: 8,5  |  10 Haziran 2008

 

YENİ KEMALİZM MÜMKÜN MÜDÜR?

 

Kemalizmin Mustafa Kemal’den sonra nasıl istikamet değiştirdiği kimi okuyucu için merak konusudur. İsmet İnönü, bu değişimi Hatıralarında kısaca şöyle özetlemektedir:

 

Bizde töre, Padişah öldü; yaşasın yeni Padişah’dır” der. İnönü, Mustafa Kemal’in ölümüyle artık övgülerin odağı kendisinin olduğunu; ölenin ise sadece bir hatıra olabileceğini söylemek ister. “Milli Şef” ünvanı, günün modasına da son derece uygundur. Çünkü İnönü; Musollini, Hitler ve Stalin kadar gaddar değildir ama onlardan da bir eksiğinin olduğunu asla düşünmemektedir.

 

İkinci Dünya Savaşı günlerinde yaşananlar, halkı canından bezdirir. Ama Müslüman halkın ilgilenmediği gayrimüslim azınlığın varlık vergisiyle doruğa çıkan çilesi, tahammül sınırlarını zorlar.

 

Ekonomik, sosyal, siyasal ve dini yaşam, savaş yıllarında olağanüstü koşulların ürünü görülebilir. Fakat savaşın bitimiyle başlayan dış baskıların gündeme getirdiği demokrasi, anayasal düzende ve resmi ideolojide revizyonları gerektirir. İlk akla gelen özgürlük nedense Atatürk’e hakaretle başlar. İnönü döneminin savaş sonrası yıllarında yaygın anlamda kullanılan en belirgin özgürlük, Atatürk’e hakarettir. Atatürk’ün yakın arkadaşları, yazıp da yayınlamadıkları hatıralarını 1945-50 arasında yayımlarlar. Yayın hayatına atılan çok sayıda dergi ve gazetede en göze batan yenilik, Atatürk hakkında akla ziyan yayınlara izin verilmesidir. İnönü ve ekibinin bu yayınlara tepkisi ise yok denecek kadar azdır; çünkü demokrasiye geçilmiştir.

 

Umarım biri çıkar 1945 - 14 Mayıs 1950 arası basını tarar da konu, yeni kuşaklar için biraz daha açıklık kazanır. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu; Varlık Yayınlarında yayımlattığı “Cumhuriyet’in 50. Yılı” kitabında İnönü döneminde Atatürk için anıt mezar önerisinde bulunduğu için başına nelerin geldiğini yazmıştır. Bunu okuyanlar, Milli Şef döneminde Mustafa Kemal’in kıymeti harbiyesi hakkında daha çarpıcı bilgiler edinebilirler. 

 

Kendi döneminde “Milli Şef”i benimsetmekten başka bir kavram geliştiremeyen İnönü, Mustafa Kemal’in devlete ve sisteme kazandırdığı stratejik kavramları bir bir tahrif etmiştir. Tahrif etmiştir demek, ağır olabilir, çünkü İnönü kavram tartışması yapabilecek entellektüel birikime sahip değildi ki, tahrif etmiş olsun. Ama İnönü’nün bu konulardaki yetersizliği, yakın çevresindeki kişilerin Türkiye Cumhuriyeti’nin temel stratejik kavramlarını tahrif etmeyi kolaylaştırmıştır.

 

En önemlisi “Türk”ün içindeki “Müslüman” anlamı çıkartılmış “Türk”, “ırka” indirgenmiştir. Müslümanın modernleştirilmesi – çağdaşlaştırılması anlamına gelen Mustafa Kemal “kemalizmi” de, İnönü döneminde “İslamsız Türkçülüğe” dönüşmüştür.

 

Demokrat Parti ile başlayan İnönü – Bayar kavgası ise tahrifatı çığrından çıkarmıştır. İnönü’ye göre daha düşük profilli bir lider olan Bayar, İnönü’yle kavga ederken ihmal edilen Atatürk’ten kuvvet almaya karar vermiş ve İnönü’yü Atatürk’le vurmayı denemiştir. İnönü’nün umursamaz Atatürk gerçeğine karşı, Bayar; “Atatürk’ü Koruma Kanunu” ve “Atatürkçülük Milli Bir İbadettir” düsturu ile bir çıkış yapmış ve İnönü’yü köşeye sıkıştırmaya çalışmıştır.

 

Bilinmelidir ki, Demokrat Parti ile başlayan yeni dönem Kemalizm değil; Atatürkçülük dönemidir. İnönü döneminde raflara kaldırılan Kemalizm, DP döneminde depoya atılır. Her on yılda bir yaşanan olağanüstü yönetimler döneminde yeniden tanımlanan Atatürkçülük, son dönemde İslam ve Müslümalara karşı savaş kazanmış, ülkeyi başıörtülülerin işgalinden kurtarmış ulusal bir kahramana dönüştürülür.

 

Yıllarca Atatürkçülüğü yıkıp Marsist-Leninist-Maoist-Enverist... ideolojileri Türkiye’ye yerleştirmeye çalışan solcular, bir gecede Atatürkçü olmuş ve irticaya karşı Atatürkçülüğün yılmaz savunucusu olmuşlardır. Kanlı devrimlerin ateşli savunucusu solcular, oklarını bu kez Atatürkçülük adına Müslüman halka yöneltmişlerdir. Bu koşullarda Kemalizmi ve Atatürkçülüğü konuşmanın ne kadar zor olduğu artık anlaşılmalıdır. 

 

Türkiye bu sorunları aşabilmelidir:

 

Lozan Antlaşması’nın yarattığı bürokrasi, Batı adına Türk modernleşmesini denetleyen kadrolardır. Bu kadrolar, temelde Batı sistemi tarafından Mason Localarında devşirilmiş Dönme Müslümanlardır. Müslümanlıklarını sorgulama yetkisinde olmadığımız bu ailelerin, her ortamda gündeme getirdikleri Türk kavramı, içinden İslam’ın yer almadığı “İslamsız Türkçülük”tür. Mustafa Kemal’in ancak Türk kavramı içinde yaşatabildiği “Müslümanlık”, bu aileler tarafından İslam’dan arındırılmıştır. Cumhuriyet projesinin temel kavramı “Türklük”tür ve tahrifat da bu kavramda yapılmıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni muzaffer orduların kurduğunu sananlar; Birincin Dünya Savaşı yenilgisini herhalde kaçtığı iddia edilen Vahdettin’e yüklemiş olmalılar. Yunanı yenmekle İngiliz, Fransız, İtalyan kuvvetlerini yenmiş sanmaktalar. Ondan sonra da, Mustafa Kemal’in Müslüman bir ülkede İslamlığı kelimelerin içinde şifreleyerek yaşatmaya çalışmasını “aşırı tevil” diye nitelemekteler.

 

Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İslam – Türk tarihinin en ağır yenilgisinin yaşandığı koşullarda kurulmuştur. Lozan da, Hüdeybiye kadar ağır hükümlerle doludur. Her ne kadar Hüdeybiye Antlaşması 10 yılda, tamamen Müslümanların lehine dönüşmüşse, Lozan da 10 yıl olmasa da en azından 70 yılda Türkiye’nin ve Müslümanın kesin galibiyetine dönüşmüştür.

 

Ama sorun bitmemiştir. Çünkü Müslüman, Cumhuriyet Türkiyesinde elde ettiği kazanımların farkında değildir. Dişe dokunur bir becerisi olmayan birçok erkek, sırf eşi başörtülü olduğu için popüler olmakta ve her türlü statüyü elde edebilmektedir. Oysa bu bir başarı değildir; sadece Müslümanın tembelliğinin kanıtıdır. Ama tartışma düşük düzeyde tutulmakta ve birçok vasıfsız kişinin yükselişi kolaylaştırılmaktadır.

 

Direnen kesime, yani Lozan bürokrasisinin devamı kadrolara gelince.. Açık bir şekilde görülmektedir ki bu ailelerin, Cumhuriyet tarihi boyunca elde ettikleri deneyimleri üçüncü kuşak kullanmaktadır. Ve hor kullanmaktadır. Müslüman vatandaşla yaptıkları tartışmayı uzattıkça Türkiye avuçlarının arasından kayıp gitmektedir. İş öyle bir noktaya gelmiştir ki, geri adım da atılamamaktadır. Bu gidişle kaçınılmaz sonuç “kaybetmek” olacaktır.

 

İçlerinden bazı işbililer, erken davranıp İslamcılarla koalisyon kurabilmiştir. Bunu başaramayalar ise iktidardaki kalabilecekleri süreyi kısaltıcı ne kadar yanlış varsa onu bir bir de değil; üçer beşer yapmaktadırlar.

 

Sonuç bellidir; Mustafa Kemal Kemalizmi bütün açıklığıyla yeniden öğrenilecek ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluş sözleşmesinde dünyaya verdiği sözleri de değiştirmeden; vatandaşlarıyla barışacaktır. Gerçek sonuç budur; korkulacak bir şey de yoktur. 

 

                                                                                   Harun Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
kemalizm [ 25 Haziran 2008 04:50:29 ]
gerikafalılarr

Fikret ASLAN [ 18 Haziran 2008 08:35:36 ]
Sn. Fatih kardeşim sana tavsiyem Harun Hocamın yazılarını bir değil bir kaç kere oku, sonra yorum yap... bu derin düşünceli ve derin manalı yazılar öyle bir kere okumakla anlaşılmıyor, bir kere okursan yorumun da aşağıdaki gibi eksik olur...

Birde Harun hocamın yazılarını yorumlarken FUTBOL gibi çağın ve ENTELLEKTÜELLİ?İN gerisinde kalmış gecekondu kültürünü çağrıştıran basit bir spor dalını örnek verme, en azından bize değilse bile Harun Hocamıza ayıp oluyor.
Tuttuğun takım gibi yerinde sayma, aş kendini, bırakılan yerde durma, azıcık yürü biraz...


Fatih Sayın [ 18 Haziran 2008 08:18:35 ]
Yorum yapan Fikret arkadaşıma katılmam mümkün değil.Koskoca bir ideolojiyi bir filmin anlatması mümkün olamaz. Bunu yaşayarak anlamak lazım.Zira sitenin sahibi olan arkadaşımı da yıllarca izleyen birisi olarak futbol konusunda üstad mevkisinde olduğunu belirtmek isterim.Ama yine de tekrar ediyorum.Futbola yeni kurallar gelse bile nasıl yetenekli oyuncu için değişen bir şey olmaz ise Türkiye'ye de yeni dayatmalar ile bir şey olmaz.

Fikret ASLAN [ 16 Haziran 2008 07:22:40 ]
Sn. Harun Özdemir hocamın yazısında vurguladığı ana konu, Türkiyedeki GÜCÜ elinde bulunduranların köklerinin İslam olmadığıdır ve bu GÜCÜ elinde bulunduranların tek amacı müslüman olan Türkleri İslamdan uzaklaştırıp sadece TÜRK ırkının geçerli olduğu bir gelecek inşa etmektir...

Yorumcu kardeşim Sn.Fatih SAYIN sanırım internette chat yaparken bu yazıyı okumuş ve alelacele bir yorum yazmıştır...

TÜRK olmaktan onur duyan biri olarak Fatih kardeşime şunu hatırlatayım: unutmaki Türkiyeyi bir arada tutan yegane değer İSLAMDIR, TÜRKLÜK DE?İL.

Bu konuda şüphen varsa Sn. Harun ÖZDEMİRİN tüm yazılarını bir kez daha oku, yok eğer vaktim yok diyorsan "KURTLAR VADİSİ-IRAK" filminin DVD'sini al bir kez daha seyret. Bu arada kendinede haksızlık etme, sen futbolu bu sitede yazı yazan arkadaşından daha iyi biliyorsun.




Fatih Sayın [ 11 Haziran 2008 02:49:06 ]
Hocam yazınızda İslam-Türk tabirini kullanmışsınız, biz Türk-İslam diye yıllardır söylüyoruz.Ama bize kafatascı diyorlar.Özellikle bu sitede yazıları da bulunan arkadaşım beni anlamamakta ısrar etmiştir. Tamam top oyanayamıyoruz ama kuralları iyi biliyoruz.Saygılarımla

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link