Sen bana ayna ol kırılma ama
Kategori: Kültür-Sanat  |  Okunma: 5462  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  17 Eylül 2008

Sen bana ayna ol kırılma ama

 

            Sana baktıkça ne görüyorum, çok emin değilim bundan, neden bir buğu, bir duman, bir karanlık dehlizden yeni çıkmış birinin kamaşma  hali, neden bütün bu peşpeşe sis davetleri, sana baktıkça görüyorum işte, bütün bu bulanıklaştırılmış havanın içinde görülmesi gerekeni, önceleri çok sordum ‘sen kimsin?’ diye, ama ondan daha cazipti ‘ben kimim?’ diye sormak, bu sorunun ardınca yürümek, koşmak, sanki bulacaktık bu soruda beklenen cevabı, sanki soruya  bile gerek kalmayacaktı, hani, ‘güneş doğdu mu’ demek gibi ilk ışıklardan sonra, hani, bugünün ayın kaçı olduğunu merak etmek gibi dolunay vaktinde, belki bir çocuksun çıktı çıkacak çocukluktan, belki bir yetişkinsin saymaya başlamış geçen yılları, ölümün kendisi oldun kırıldın binbir parçada, dirimin adını koydun buldun o eşsiz hazineyi tohumdan, bırak yeşersin işte bahar inmişken ruhlara, bırak büyüsün olgunlaşsın ay gibi, bırak meyvelerini salsın kalplerin kıraçlaşmış topraklarında, senin gözyaşların gelsin sonra, benim gözyaşlarım gelsin yıkanma dakikalarında, perdenin ötesini görsün, duvarın ardına ulaşsın bakışlarımız, baksana her an yeni bir perde gerilmekte, her an yeni bir duvar örülmekte, bu yavaş giden trenden atlayabilirsin, yürüyebilirsin kendi dağlarına, kendi vadilerine doğru, girip çıkabilirsin kendi ırmağında, çağırabilirsin içinde aktıkça derinlerden kaynayıp gelen sulara, susuz kalanlara su yok mu, güzelsiz kalanlara kuyu yok mu, hiç arayan soran var mı ki, hiç derde düçar kimse var mı ki, yok sanki, bir sen mi çağlamaktasın, bir ben miyim naraları yıldızdan yıldıza çarpan, ikimiz miyiz evrende sayhaları yankılanan, görüyorsun bu akan nehirden geçip gitmekteler kanmadan, bir türlü taştan topraktan vazgeçmemekteler, ateşi gören koşuyor ışıktan pay almadan, kendi yangınlarına aldırmadan, ben senin içinde yaktım binbir meşaleyi, sen benim aydınlığım oldun bir gül bahçesinin rayihaları içinde ışıldadım, ama nerede söz  ceylanları hangi mağarada, âlemin  gürültüsü  ürküttü mü onları, ondan mı sığındılar insandan çok uzaklarda, öyle bir seslen ki uyansınlar artık yüzyıllık uykulardan, öyle bir ses ver ki çıkıp esrarlı mahzenlerden ruhumuza yürüsünler kafileler halinde, hani masallar çağında olsak bir âh yetecekti her şeye, hani rüyâlarda olsak yetişecekti gözlerimizi azıcık açmak bu karanlıkta, sen çiçeğim yaşamaktasın işte ısırgan otları ve  zehirli dikenler arasında, ne  bir masal okuyan  var gecenin kalbinde, ne  ışıklar içinde yüzen bir rüyâ, göklere bakan ay’ı yıldızları görmüyor mu, güneşin doğuşuna batışına aldırmıyor mu, biraz olsun Merih’te, Venüs’te, Jüpiter’de konaklamıyor mu, arzuları sonsuzluğa yollayan insan, sonsuzluğa arzu duymuyor mu, işaretlere dönüp bakan yok, sen ne güzel bir işaretsin oysa bütün evrene, belki sesini duyan yoktur, belki dünyanın en yalnız yerinde en yalnız bir çiçeksin açıp durmaktasın, yaratılış dersi vermektesin, güzelliği okutmaktasın benim gibi ihtiyaç sahiplerine, sana baktıkça gördüğümden emin değilim dediğime aldırma sen, etraf o kadar ayartıcı, o kadar aldatıcı, o kadar baştan çıkarıcı ki, yoksa pırıl pırıl bir aynasın sen yaratan seni önümüze koymuş kendimizi seyredelim, fark edelim, tanıyalım, yürüyüşümüzü O’na doğru yöneltelim diye, adımlarımız ışıksız, işaretsiz kalmasın diye, şu atılan taşlara baksana, biz şeytanı taşlamayı unuttukça birbiri ardınca gelen taşlara, seni kırsın, beni kırsın, insan cevherini un ufak etsin, zerre zerre  dağıtıp manasız saçsın, samyeli gelip kaldırsın istiyor istemesini bilmeyen, yürümesini bilmeyen, tuzaktan tuzağa düşen, çukurdan çukura oyalanan, ama ben sana bakayım, sen bana ayna ol kırılmadan, ben sana kulak vereyim sen bana ötelerden seslen, ben sana can vereyim sen bana yol göster yürümek istiyorum.

                                                                                                         

                                                                                                Necat Çavuş


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Muhammet Çakmak [ 23 Haziran 2010 11:32:17 ]
Müslüman olmanın ,sonsuz zerafet, incelik, bilge olma istenci olduğunu bizlere her zaman hatırlatıyorsunuz. Sonsuz muhabbetlerimizle

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link