Medeniyet Dedikleri... Enes Yalçın
Kategori: Güncel  |  Okunma: 2447  |  Puan: 9  |  05 Kasım 2008
 
 
 
MEDENİYET DEDİKLERİ…

 

Gün geçtikçe küçülen, küreselleşen Dünya,bu küçülmeyle birlikte toplumlara bulundukları konumlarını yeniden gözden geçirme ihtiyacı doğurdu.Bu küçülmenin sebebi de esasen toplumların,milletlerin hatta kültür ve medeniyetlerin birbirlerine yakınlaşmalarıydı.Bu yakınlaşma da kitle iletişim araçlarının oldukça yaygın hale gelmesinin ve kullanılabilirliğinin artmasının ,Dünya’nın bir ucundaki gelişmeye diğer ucundaki insanların neredeyse anında ulaşmasının etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Yalnız bu noktada ‘düşünen insan’ın aklına bir soru gelmektedir.

 

Acaba, Dünya’nın küçülmesi ve toplumların birbirine yakınlaşması kitle iletişim araçlarının ve teknolojinin kullanımının artışına bağlı gelişen bir netice midir? Yoksa bir netice gibi ortaya çıkan bu durum yani Dünya’nın küreselleşmesi ve ‘medeniyetlerin yakınlaşması’ amacın ta kendisi midir?  Kullanılan tüm bu iletişim kaynakları fark edemediğimiz amaca hizmetkar olan araçlar mıdır?

     

       Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu’ adlı Soğuk Savaş’ın ardından yazdığı eseri,ABD’nin kapitalist emperyalist sistemine karşı Sovyetler’in  komünizminin yenilgiye uğradığını içten içe sinsice müjdeliyordu.Hollywood yapımı filmlerde sözüm ona bu zaferi destekleyen projeleri ardı ardına beyaz perdeye aktarıyordu.Bu durum önceleri ABD yönetimini halkın kanaatini kazanıyoruz düşüncesine itti.Komünizm ve Sovyet sosyalizmine karşı,medeniyet öncüsü(!) Amerikan zihniyeti elbette ki dünyaya barışı getirecekti onlara göre.Bu yanlış düşüncelerin bazı kesimlere empoze edilmesinde,Doğu Almanya’nın,Batı kesiminden sanki farklı bir gezegenmişçesine yaşadığı ızdırapların , tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etmesi etkili olan sebeplerden biriydi.

        Tüm bu gelişmeler ABD’ye her ne kadar özgüven kazandırmış olsa da, sömürgeci emperyalist ve kapitalist politikalarla bir yere varılamayacağının anlaşılması gerekirdi. Vietnam’da insanlık dışı olaylara imzasını atan, dünyaya atom bombasını katliamla tanıtan ve bunları pek güzel gündem dışı tutmayı beceren ABD yolun sonuna geldiğini anlamalıydı.   Anladı da.

Ve artık homurdanan halkının desteğini kazanabilmek, Sovyetler Birliğinden boşalan rakip boşluğu doldurabilmek için tekrar bir düşman aramaya başladı.Düşman belirlenecek ve hesaplarına göre tüm vatandaşlarıyla beraber bu düşmana karşı tek cephe olacaklardı.

          Bu düşmanı bulmakta gecikmediler.Artık ABD’nin yeni düşmanı İslam toplumuydu.Hemen çalışmalara geçildi.

Hungtinton’a da Fukuyama gibi ısmarlama bir kitap yazdırıldı.’’Medeniyetler Çatışması’’.Geniş yankılar uyandıran bu kitapta Dünyada yedi farklı medeniyetin varlığından söz ediliyordu.Bu medeniyetlerin birbiriyle anlaşmaları yazara ve onun fikir babalarına göre mümkün değildi.İslam medeniyeti bu medeniyetler içinde gelişime en açık ve Batı medeniyeti için en tehlikeli olanıydı.Hatta teknolojisiyle Batı için bir tehdit haline gelecek kadar gelişen Japonya’nın başını çektiği Konfüçyüs medeniyeti dahi İslam medeniyetine olan düşmanlık sevdası uğruna göz ardı edilebiliyordu.

    İşte tam da bu noktada Türkiye’ye bir yer belirlenmeliydi ve AB’ye girmek isteyen Türkiye’ye Hungtinton’un ağzından ABD rotayı belirlemişti:  ‘Türkiye İslam medeniyetinin önderi olması gereken bir ülkedir.’

Peki neden ABD bizim AB’ye eklemlenmemizden ziyade İslam medeniyetinin kalbinde yer almamızı istiyordu? Müslüman kardeşlerimizle bir arada yer almamız onları madem bu kadar memnun ediyordu niçin eski Başbakan Prof.Dr.Necmeddin ERBAKAN’ın D8 Projesine karşı hemen harekete geçip 28 Şubat için düğmeye basma gayreti gösterdiler?

Sebep gayet açıktır.Batı medeniyeti, vaftiz suyuyla yıkanmamış , kökünü Osmanlı imparatorluğundan alan ve nüfusunun tamamına yakını her ne kadar gereğince yaşamasalar dahi islamiyeti kabul etmiş insanlardan oluşan Türkiye’yi kıskaca almak istemektedir. Bunun için de oyalama politikalarını kararlılık ve ısrarla sürdürmektedir. Müslüman kardeş ülkeler ile birlikte hareket etmemize şiddetle karşı çıkmakla beraber Avrupa’ya yakınlaşmamızı dokunulmazlık kazanacakmışız gibi red etmeleri başka ne ile açıklanabilir?

 

Bu tezgahı anlamış olacak ki Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Hilmi ÖZKÖK ‘Türkiye Cumhuriyeti bir İslam ülkesi değildir’ deme ihtiyacı hissetti.

Yazımın başında sorduğum soru sanırım artık yanıtını bulmuştur. Türkiye ve İslam ülkeleri gittikçe artan bir baskıyla kumpasın içine çekilmektedir. Çıkar sahibi ülkeler de başta ABD olmak üzere oyunu istediği gibi oynamak uğruna oyuncuları devamlı değiştirmektedirler.

 

Oyun hep aynı oyundur. Fakat bu kez bizim ve kardeşlerimizin üzerinden oynanmak istenmektedir.

Bunun için de tüm kozlarını oyuna sürmekten geri durmamaktadırlar. Usame bin Ladin safsatası da bunun bir örneğidir. Dünya’ya Müslümanları birer terörist gibi göstermek adına düzenlenmiş çirkin bir perde oyununun kuklasıdır bu şahıs. Zamanında İran’a karşı Saddam’ı destekleyip müslümanı müslümana kırdıranlar,işleri bitince piyonların başını kolayca ezmektedirler.

 

Türkiye’nin de tarihi mirasıyla içinde bulunmasından gurur duyacağımız İslam dünyası ise yazık ki hala tehlikenin farkında değildir.Bu ülkelerdeki halk kitleleri ise başlarında bulunan işbirlikçi kukla lider görünümlü insanların idareleri altında yalnızca yaşam mücadelesi verir durumda bulunmaktadır.

Bu noktada Türkiye’ye çok önemli görevler düşmektedir. Orta Doğu ve Arap Yarımadası ülkeleri için ağabey konumunda olan Türkiye artık silkinip özüne dönmeli ve hem vatandaşları hem de tüm İslam alemi için tek umut olduğunun farkına varmalıdır. Bugün zulüm içindeki her ülke gözlerini Türkiye’den yana çevirmektedir.

Çünkü medet umdukları ülkenin bir zamanlar Cezayir’i ,Fas’ı düşman işgalinden kurtaran ecdadın torunları olduklarını bilmektedirler.

 

          Türkiye kendini asla bu problemlerin dışında görme lüksüne sahip değildir. Batı medeniyetine ve Amerika’ya olan tavrını da bu çerçeve de belirlemeli dirayetli, liyakatli bir dış politika izlemelidir.Tüm Dünya’ya lider olmak Türkiye’nin misyonu olmalıdır.Bu güç; inanç,azim ,kararlılık ve irfanlı bir genç nesille muhakkak ortaya çıkacaktır.

 

 

Zafer inananlarındır ve zafer muhakkak yakındır.

                             

 

                                                              Enes YALÇIN

 


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Enes YALÇIN [ 09 Temmuz 2009 04:12:04 ]
Yaratmak yoktan var etmek demektir ve insanoğlunun ve hatta tüm yaratılmışların böyle bir vasfı ve görevi söz konusu dahi olamaz.
İnsan ancak üretebilme yetisine Allahın lütfu ile mazhar olmuştur.O halde insandan ancak sırtına yüklenen yük ve verilen kendine yetenek nisbetinde birşeyler bekleyebiliriz.

Ayrıca ABD'den daha iyisi olmadığını da nereden çıkarıyorsunuz anlayamıyorum.Kendi insanını uyuşturucu batağında kaybeden bir ABD mi başarılıdır?


acemperi [ 25 Kasım 2008 00:08:04 ]
En iyi olmanın tek yolu yaratmaktır. Çünkü Allah halık-yaratma, keşfetme, yapma yetkisini insana da vermiştir. Bu yetenek dururken birinin diğerini yenmesi her iki tarafı da yıpratır. Ama kimsenin bilmediğini bilen ve bunu insanlığa bir bedel karşılığında bile olsa öğreten en üstün olur. Bilmeden, yaratmadan, uygulamadan daha iyi olunmaz. O nedenle müslümanın yaratmadan, keşfetmeden, insanlara bilmediğini öğretmeden daha iyi olmasını bekleyemeyiz. Kimsenin ABD''ye ihtiyacı yok ama ABD''den daha iyisi yoksa insanlar ABD''den şikayet ederken de onu hayranlıkla izlemeye devam ederler...

Editör [ 08 Kasım 2008 05:02:01 ]
Yazıyı gönderen arkadaşımız, bize gönderdiği yazıyı marat2330@hotmail.com adresine word sayfası şeklinde gönderir ise yazıyı daha düzgün bir şekilde sayfaya alabiliriz.

Reşit Acemperioğlu [ 07 Kasım 2008 22:40:01 ]
Yazının paragrafları yok mu, okunamıyor...

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link