Tevrat'dan ve İncil'den Önce
Kategori: Güncel  |  Okunma: 2403  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  07 Kasım 2008
 
 
TEVRAT’DAN VE İNCİL’DEN ÖNCE

 

            Tevrat tahrif edildiği için İncil indirilmedi. Önce Tevrat’ı okuyan insanlar tahrif oldu sonra muharref insanlar Tevrat’ı da tahrif ettiler. Sonra İsa doğdu. Tertemiz, sade ve olduğu; olması gerektiği gibi doğdu ve yaşadı. Tahrif olmayan İsa’ya yeni bir kitap indirildi:İncil.

            Ne zaman ki insanlar tahrif oldular; İncil’i de tahrif ettiler. Artık ne insan insan gibiydi, temizdi, sadeydi, olduğu veya olması gerektiği gibiydi ne de İncil.

            Muhmammed doğdu ve çevresindeki tahrif olmuş insanlar gibi yaşamadı,onlar gibi olmadı. O temizdi, sade ve olduğu; olması gerektiği gibiydi. Tertemiz insana, sade ve olduğu; Olması Gerektiği Gibi Olan’a Kur’an indirildi.

            Artık insanlar da tahrif olsa, dünya da tahrif olsa yeni bir Kitap gelmeyecekti. Bundan böyle insanlar kendi tahribatları içerisinde oyalanıp dururken, kıvranır ve cebelleşirken Kitap’a asla dokunamayacaklardı.

            Her canlı gibi sade olması  gereken insan, tabiatını tahrif ederek her şeyi ve her işi içinden çıkılmaz bir hale dönüştürüp karmaşıklaştırıyor. Tahrif olmuş insan bir süre sonra hem yerküreyi hem de ilişki içerisinde olduğu tüm insanları tahrip etmeye başlıyor. Tahrif beraberinde tahribi de getiriyor.

            Tahrif olmuş şeyleri eski haline döndürmek imkânsızdır. Onların değiştirilmesi veya dönüştürülmesi için iki yol vardır: Allah’ın inayeti ya da ölüm. İnayet zaten Allah’a aittir.

            Bugün insanlığın yaşadığı sıkıntıların arkasında sadece ve sadece tahrif olmuş insanlar vardır. Bugün onların eseridir. Tahrif olmuş insanlar mutlaka ilahî referanslardan hareket ettiklerini söylerler; ahlâk derler, vicdan derler… ama dinamiti önce insanlığın mutlak değerlerine yöneltirler. Yalan söylerler, hak yerler, namussuzdurlar ama bunların her birini erdemmiş gibi sunarlar. Tıpkı Muharref İncil’deki gibi Allah adına konuşurlar ama aslında Allah’a iftira ederler; O’na oğul itham ederler.

            İnsanları yalancılıkla, zalimlikle, namussuzlukla suçlarlar ama aslında tahrif olmuş kişiliklerinin en büyük erdemi yalancılık, zalimlik ve namussuzluktur. Her şeyden şikâyet ederler, her şeyin en iyisine layık olduklarını düşünürler; iyi ve faydalı olan her şeyin kendilerinde olduğunu ve iyi ve faydalı olan her şeye sadece kendilerinin layık olduğunu sanırlar. Çünkü tahrif olmuş bilinçleri, kendilerine sürekli bu duyguları dayatır ve bu duygularla besler onları.

            Tahrif olmuş bir insan, her eylemiyle Allah’a isyan halindedir aslında. Çünkü Allah insanı temiz, sade ve olması gerektiği gibi yaratmıştır. Allah’ın yarattığı bu insan, yeryüzünde kurulu olan, Allah’ın kurduğu düzenin bir parçasıdır. İnsan tahrif olup da düzenin dışına çıkınca, önüne gelen tüm kuralları tahrif edip Allah’ın düzenine kast etmiş olmaktadır. Küçük ve haddini bilmez bir yaratığa dönüşen insan, bir süre sonra kirli zihniyle hem insanları hem de eşyayı yorumlamaya kalkıyor.

            Tahrif olmuş insanlarla ilişki içerisinde olan insanlar zaman içerisinde tahrif olmasalar da mutlaka tahribata uğruyorlar. Allah hepimizi tahrif olmuş insanlardan korusun ve Allah, tahrif olmuş insanları ya hidayet ya da ölümle ödüllendirsin.

 

                                                                             Av.Mustafa Özdemir

           


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
elif önder [ 19 Temmuz 2010 12:33:54 ]
"ALLAH,tahrif olanları ya hidayetiyle ya da ölümle ödüllendirsin "demişsiniz.güzel bir temenni.

kamil söz [ 08 Kasım 2008 01:10:28 ]
sen de tahrif'i tahrif etmişsin kardeş...

Reşit Acemperioğlu [ 07 Kasım 2008 08:41:13 ]
Yazının zamanla örtüşen ve ona tanık olanı uyaran etkileyici bir içeriği var. İlginç bir yazı.

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link