Varlık Yolculuğtur -ÖZER ATAÇ-
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2332  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  19 Kasım 2009
 
 
l) VARLIK,  YOLCULUKTUR:
 
Sahne  1 : Varlığın ortaya çıkışı : Tali amaç tanıklık; tanıklık alanı/ platformu;  görmeyen ve/ya görüle-meyen-lere ikram.  Alanda, boy hizasında,  görülemeyenlere  “katkı”; Platform: yükseltilmiş  zemin.

Her platform,  yayım dalga boyu gibi;  öyle  demir ağlarla örgüye benzemiyor !  Biraz daha uzaklaşıp bakabilsek;  “boşluk”,  zaman “sıvısı”  içinde  görülmeyen zarlara,  raflara, kutulara, bölümlere…ayrılmış.

Zaman “sıvısı” , içinde  organizmalar içeriyor;  kendince,  damar içindeki kan gibi besliyor içindekileri. Çeşit çeşit biçimler birbirleriyle besleniyorlar : ufkunda/zirvesinde,  aşkın  insanın kendi körelmiş cinsine tutkunluğu/açlığı misali kavrularak yaşaması.

Arzu ile iteklenip (kurulup), yola mecbur edilen varlık;  zaman “sıvısında”  yüzmeyi öğreninceye kadar, giderek yüzmeyi becerip dalgıç oluncaya ve bir “tekne” buluncaya kadar, boğazında dizilecek suyu acıyla yutmaya çalışacak.

Melekler/kurtarıcılar,  başlarında taşıdıkları halemsi kurtarma/yüzme  simitlerini ellerine alıp, zaman suyunda boğulmaya  kalkanları   (yaşamı iradi terk/intihar)  vadeyi tamamlamaları   için “yüzeyde” tutmaya çalışıyorlar.

 Sanırım, ikonlarda kullanılan bu  simitimsi  haleler , yeni doğan yıldızların embriyon halindeki gaz sarmalına  göndermedir.  Işık insan olma  yolundaki  (İnsan-ı Kamil) bireyin;  kozmozdaki  yıldız olma süreciyle benzerliği, benzerlerin çekimi yasasındandır.  

Sahne 2 :  seyirciler /izleyiciler, olguların olduğu halin  “diğerlerince” tanıklığının “fırsat” alanı.  Bu sahnedeki varlık için  potansiyel mutluluk ( erim/uzun soluklu seyir/sonuç var-biliş muhal/belirsiz )  fırsatı olduğu gibi, izleyicilere de vecd/hayranlık/düşkünlük/heyecan vermeli.  Ayrıca, tüm bu “camianın”  her biri,  böyle bir fırsata dahil edildiğinden,  teşekkür  minnetleri kendiliğinden (emir/farz/vacip olmadan) olmalı:   elHamduLillah !!    Elindekinin/olgunun kıymetini bilmek budur;  seyirde  engellemeler  olacaktır doğal olarak,   engelleri çözmek/aşmak  için   sorun/problem verisi/ipucu  gerekir.   veriye verilen değer, o veri her n e kadar kısıtlı olsa dahi, kıymeti bilinmelidir.

Sahne arkası : Her  sahnenin öncesi vardır.  Orada,  varlık kullanıcıları olanlar(ruhlar) kılık/kıyafet/beden/form/biçim değiştirir. Hazırlandıkları çalıştıkları ezberledikleri rollerini sunmak için sırayı beklerler.Artık o rolü sunmak  öncesinin gereği olarak kaçınılmazdır.

Sahneye  sunacağı rol gereği çıkıp/ doğup  ardından, yeni dekor  için geri çekilmek yoktur.  sahne geniş olduğundan o rol için tüm dekorlar zaman içinde oluşmaktadır. Rolcünün,  çocukluk gençlik, olgunluk halleri gibi. 

Bu çok boyutlu/ kanallı/ dalgalı sunumlarda;

a-  insan  rolünü uygulayanlara yönelik,   unutturucu/saptırıcı, ya da doğrultucu,  yerine koyucu;   vesveseciler, fısıltıcılar;   ilhamcılar, ikramcılar da vardır. Tam bir cangıl anlayacağınız. Her yönden bin bir ses bin bir görüntü. Kişi ne olduğunu nereye gideceğini anında karıştırıyor. Yan ısıra kişilik kapsülü bedenlerin,  kendi içinde de aynı miktara dek  güdücüler de unutulmamış:  içeride ve dışarıda tam bir cangıllık  hali: her  olguya bin bir hezeyan.

b- İnsan altı varlıklara yönelik, sunuldukları yapılarını koruma güdülerine (içsel program) muhalif sayısız etmen  söz konusu. Acılar, kederler düşkünlükler insanca tanımlanmamış, fakat kıyasen mevcut. Hepsi  canlı.İradeleri sayısal seçenekli., genellikle durum korumaya kodlu. Hayvandan tek hücrelilere kadar; tek hücreden, hücre öncesi yapılara, o yapıların alt formlarına, onların da alt formlarına, ..  giderek üstünde bulundurdukları varlık alemlerini oluş emrinin ateşinde yakmayacak  teflon sıvamasına ( Sanskritçe de varlığın içinde yüzdüğü ilahi irade enerjisine  verilen ad: Akaşa’ya )  kadar..

c- İnsan üstü varlıklara yönelik, Birinci  olarakvarlık aleminde “aşağıdakilere” uygulanan sınırlama/etkinlik  değerlerinde  farklılık söz konusu . Bu alanlarda  koşullar, katılıktan gevşekliğe evrilip  esneklik kazanıyor. İkinci olarak, varlıkta içsel yükümlülük ve ihtiyaçlar artıyor;  üçüncü olarak, varlıkta,  adama/kurban(venHar)/ feda    etkinliği yoğunlaşıyor;  dördüncü olarak, biçimlerin sabitliği esnekleşiyor, biçimlerin hali her an içsel kararla(irade) değiştiriliyor;  beşinci olarak,varlığın yapısı zamanın yapısına yaklaşıyor, varlığın formunda/biçiminde  zamanın hamuruna benzer materyallerin çokluğu  artıyor;  altıncı olarak, algı unsurları artıyor, algı sınırlaması azalıyor; yedinci olarak, içsel istek düşünce ile dışsal etkinlik oluşum bakımından yakınlaşıyor, düşünülen biçim var edilebiliyor;  sekizinci olarak, güven/korku, istek/arzu, üzüntü/keder gibi “temel” itkiler/güdüler  teke/bire  varacak şekilde  azalıyor;  dokuzuncu olarak,   çevre/ ortam/sahne  seçimi/imali/var edimi özelliği kazanılıyor.. 

2)  YOL,  HELEZONİKTİR:       Gelişerek,  güzelleşerek, daha da mutluluk için yeniden  “gösteriye” katılmak,  sahne almak, tanık kazanmak varlığın bitimsiz isteğidir.   Varlık,  güzelliğin bitimsizliğinde y ol almak  isteğiyle,  kozmik programa  sıfırın  içinden  alınan hammaddeden,  sayıma /barkoda  girerek,   belirlenen sahnede yol’a koyulur.    

Döngü,  en kısa mesafede en çok yol aldırma “formülü” dür.   Yol “sahnenin” içinde imal edilmiş, kılcal ve bir kerelik geçittir. Sunucu/rolcü ,  sahne sunumlarıyla  mutluluk ereğini kotarıncaya kadar,  Bedenlere platform  olan ve biçimi sunumculara benzeyen  bedenleşmiş sahnenin içindeki  kılcal sunum yollarından geçerek , genel kanallarla(atar, toplar damarlar)  sahneni kalbine ulaşır;  arınır  ve yeniden  yeni sunumlara pompalanır.    

Dışarıya yol alındığında,  yorulmak kaçınılmazdır. Yolun kısaltılması yoldakini hep an’dan çıkarıp meşgul  eder.  Yol,  yolcunun yoldan ayrılığı bitinceye kadar uzayarak sürer .Aslında yol almakla varılacak yer yoktur;   yolcunun an’ da ki birliği,  yolun ufkudur.   Yol,  kendini mesafe olarak iğvalar/ etkiler/ dayatır;  mesafe, basitlikte/ alt varlık formlarında,  uzunluk –yükseklikken;   gelişim-likte  içeriye  “çekilerek”,   noktanın çizgiye toplanmasının sırrının kapısına  kadar evrilir.

Dönerek  evirilen bilinç,  döngüsünün ufkunun nokta olduğunu görmeden,  giderek noktaya yaklaşarak;  “eşikte”,   noktadan mesafeler almaya başlar. Kılcal yolunun, evrensel armonideki ses dizaynında yeni frekans kazanır. Bu kazanımlar devam ettikçe ses/dalga olan birim, kendini dinlemeyen kulağa, kendini izleyen

Dönerek  evirilen bilinç,  döngüsünün ufkunun nokta olduğunu görmeden,  giderek noktaya yaklaşarak;  “eşikte”,   noktadan mesafeler almaya başlar. Kılcal yolunun, evrensel armonideki ses dizaynında yeni frekans kazanır. Bu kazanımlar devam ettikçe ses/dalga olan birim, kendini dinlemeyen kulağa, kendini izleyen göze, kendini hisseden kalbe  evrilir.

3) BEYNİMİZİN NOKTASALLI?INDA   İÇ- DIŞ EVREN :

Ten kabuğumuzla yüzdüğümüz yeryüzü  denizinde,  bağlanıp mola verdiğimiz limanların(aile, ırk, bölge, ulus, blok..) yanı sıra dolaştığımız kıyılar;  izlediğimiz, bildiğimiz, tanık olduğumuz  açık denizler ve çeşitli tabiat etkinlikleri,  beynimiz köşkünde anlamlandırılıp, cüz’i / dümen kıvırmalarında veri oluşturuyor.

Kayalık,fırtınalı, işaretsiz bölgelerden geçerken, kullanacağımız pusula(aklımız) ve varsa haritamız (tümel önermeler: kutsal bildiriler) kaza riskini azaltır mı?!  Yoksa, bütün tümel bilgi , akıl ve verilere rağmen olacak olan olur mu?

Takdir/kader/kod  yüklemelerinin esnekliği var mıdır? sorusuna yanıtımız:

-          Esnemeyen şey, zekarat/ ölüm eşiğindedir.

olacaktır.  İnsanın, içinde yüzdüğü deniz ile  kendine yüklenen program,  her biri birbiriyle uyumları nispetinde  esneklik/ tolere  içerir. Uyum, benimizin aradığı frekanstır. Böyle bir frekansta iç ve dış evren ayrımı tensel duvarlardan soyutlanarak  kalkar.

Beynimiz,  içimizi dışımıza- dışımızı içimize evirirken uyumlama   çizgisini arar. Direktiflerini,  ihtiyaç ve korkularını buna göre belirler.  Böyle bir arayışın ihtiyacı  en azından,   buhar  makinesiyle  atom denizaltısının enerji kullanım farkını çağrıştırıyor. Özetle, uyum minimal enerji kullanımıdır;  boğulma korkusuna gerek olmadığını bilen yüzücünün,  bildiği suyun kaldırma kuvvetidir;  evrenin, insan  zihnin iyilik  tınısına/seçimine/anlık düşünüşüne karşın,   buyur ettiği senfoni locasıdır.

‘Benzerler benzerleri  çeker’,  ilkesi;  mikro alemin “yazı” sının, makro alemin “tura” sı olmasına göndermedir sanırım: Kendini bilen Kozmosu bilir. Bedenimizde  ortaya çıkan her hastalık içinde bulunduğumuz toplumun sosyal yapısındaki hastalıklarla  benzeşir. Hastalıklar için oluşturulmuş ilaçlar/ düzenler/serumlar/kurumlar iyinin yerleşmesi için yapılan müdahalelere karşı, o müdahalelerin kısıtladığı yönlerini değiştirerek /mutasyon geçirerek yeniden hastalıklarıyla tutunmaya çalışırlar. Sentetik ilaçlar şifa ötesi noktasal iyileştirici - çevre bozucu olması gibi;  sosyal dayatmalar da benzer sonuçları doğurur. Doğal olan mikroda tanındıkça, noktasal iyileştiriciliğin çevre bozuculuğu önlenecektir.

SON olarak:

“son” tamamlanmış açık dairenin,  yeni devreye girişinden başka bir şey değilken; böyle gösterilen ya da gördüğümüz bitimler;  yalnızca, değişen gölge ile açıklık arasındaki  kesinsizliği  hatırlatmalı bizlere:  Seyir halindeyken   seyredenler olmak için.


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link