Genelkurmay, Başbakan ve Medya...
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1779  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  09 Aralık 2009
 
 

GENELKURMAY, BAŞBAKAN VE MEDYA…

 

l) ÖNDER “SEÇKİLERİYLE”  CERRAHİLİK:

 

Söz konusu katliamı unutmak isteyenlere, görmezden gelenlere artık zihin perdeciliğini bırakın dercesine tersten manüpülasyon yapan bay öymen bey, tam da Abdullah Gül’ün Dersim ziyaretiyle başlayan  “konseptin” fitilini tutuşturmaya yetkin bir seviyede donanıma haiz.

 

Kurucu önderin son siyasi kurumu chp den bir de çağrı yapıyor: “biz hazırız, çıkın mevzilerinizden, saklanmayın sinsice; dersim katliam ise o zaman sıkıysa kurucu öndere’de faşist deyin görelim!!!”

 

Kime yapıyor bu çağrıyı?!

 

25 yıldır akan kana ve her türlü “balyoz” etkinliğiyle çözülemeyen gevşek savaşa, Türkiye’ye fakir bırakan, çetelerin sahasına dönüştüren, modern ve adil güvenli birey  ereğine yıllaradır tuzak kuran bu kurgulanmış iç didişmeye , on kasım eşiğinden, “..benim naciz vücudum elbette kara toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti sürekli kalacaktır..” dilek ve öngörüsünde bulunmuş liderin, dileğini ihya etmek için, “yurtta sulh” ilkesinin somut göstergesine koşut, “bu ülkede analar ağlamasın!” sloganı ekseninde çözüm getirecek akp iktidarına ve bu etkinliğin örtük açık bütün destekleyicilerine...

 

Tarih bize şunu gösteriyor: Liderleri en temel  çerçevesi  olan insan olma  özelliğini yok sayma eğiliminden kaynaklanan, “ emsalsiz, hatasız, ilahi…” gibi sıfatlarla sözde övenler; karşıtlarını ise,  miraslarının başına geçip te “sıkıysa, gösterin ,hadi ..” tahrik alevleriyle dalayanlar;  o liderlerin  en yakınında olup, sağlıklarında brütüs eyleminde bulunamayan sinsiler olmuştur.

 

Diğer taraftan benzeri eylemlerle, yeni hakim/küresel direktiflere direnen  statükodan yer açılmaktadır.

 

2) SİLAH, ‘RUTİN DIŞI’ KONTROL GEREKTİRİR:

 

Güce düşkün insanlık, acziyetinin  “şifa”sını acziyetin kaynağı olan gücü eline geçirmekte “buldu”. Yunan mitolojisinde dağdan “çalınan” ateş gibi. Bu “ateş” silah ve asker olarak kurumsallaştı. İnsanın diye başlayan fakat daha güçlü olmak için toplumun olarak evrilen sujenin korunması amaçlayan bu kurum günümüz dünyasında batı terimini karşılayan alanlarda kısmen toplumların acziyete düşmesini koruma işlevini görmekte. ‘kısmen’,  çünkü bu koruma toplumdan bireye indirilmediği gibi ( ‘ne kadar çok isen o kadar gücün var!’

 

-“demokratik” tekerlemesi-) o toplumun  kontrol mekanızmalarına rağmen gücün tahrik ediciliğinden tam olarak soyutlanmış değil..

 

Günümüz batı alanı dışındaki coğrafyada ise, bu “çalınan” güç toplumların acziyetlerini sabitledi neredeyse.

 

Silah ve kurumları toplumların güvenliği için oluşturulurken; karşıt kurumları teşvik ederek insanlığa hiçbir yararı olmayan zenginlik engelleri haline dönüşmüştür. Güvenlik  gerekçeli  insanın öldürülmesine yönelik bütün alet ve edavat sonunda insanlığın zararınadır. Güvenlik tek tek bireylerde yapılandırılmayıp,  kurumsallığa aktarıldığında her türlü sıkıntı potansiyelleşir.

 

Paradoksal olan güvenlik için oluşturulan bu tür kurumların giderek güvensizliğin kronikleşip, kendilerini oluşturan iradeye de hakim olacak şekilde güvensizlik kaynağı oluşabilmeleridir.

 

3) İŞİ EHLİNE VERMEK :

 

Herhangi bir işte,  iş edinmek için bir çok etmenin  biraradalığı gerekiyor:

İş yapan ile iş veren ayrımı, insan bedeninde beyin, kol ve ayak koordinasyonuyla kıyaslanarak yapılandırılmalı. Bu şekilde elmenlik(işverme yetkisi), işleyişin sürekli kontrol gerektirmesi, sistemin “bürokratik” görünüme büründürmekteyse de söz konusu enstrümanın (/silah / ateşçilkurum) özelliği sebebiyle bu elmenliği /sürekli kumandalığı, güvenliğin bürütüs- lüğünü önleme bakımından zorunlu kılar.İşin ehline / uzmanına veren el,  yaşama amaçlı ve bu amacı kendi emekleriyle  karşılayan sosyal birlikteliktir.

 

Konumuz bağlamındaki “iş” ehline verilirken geri alınamama riski sebebiyle “ehli” sıfatında ağırlık nokta vekaletin gerçek sahiplerinin mutluluğunun tüm ilkelerin üstünde olması temel prensibidir.Vekaletin gerçek sahibinin küresel tüm değer ve zenginlikleri edinmesiyle oluşturacağı çerçeve küresel olacaktır; atıl bırakılmış, sindirilmiş, korkutulmuş vekalet sahiplerinin güvenlik dogmalarında, korku fabrikalarında, düşman  çıkarma madenlerinde “ kazma” sallayarak  ölümünü  köle sıfatıyla öne alması  kaçınılmazdır.

 

4) AYNI ŞAFTA OTURTULMUŞ, KUVVETLER AYRILI?I:

 

Biyolojik ya da mekanik sistemler ürettikleri kuvvetlerin bütün sistemin temel amaçlarına yönelik sevki/kullanılması esasına dayanır .Birbirini kasan, engelleyen, sabote eden  kombinasyon olamaz.

 

Sistem pozitif yönde gelişmesini, birbirini destekleyen ve hatta feda eden kuvvetlerin kombinasyonu ile sağlar.Kombinasyon içindeki talimatların ve işleyişin aksine,  kasılmalar, durdurmalar oluştuğunda;  oluşumu o sistemi kurucusu özünün  vekaletinde olmaz ise elmenliğinde(doğrudan)  “tamire” sokup gidermek, sistemin bütün kuvvetlerinin en acil ve kaçınılmaz ödevi olmalıdır.

 

Günümüz dünyasında gelişme yoluna düşmüş lakin o yol olmuş ülkelerde Kuvvetler ayrılığı ile oluşturulan idari yapı, o ülkelerin kuruluşlarında mutlak/dogma prensipleriyle kurulmuş ise; ya da kuruluş çatısının çatılmasında  mutlak dogma prensiplerinin yanında dayatmalar da kullanılmış ise; dönemlerin baskıcılığı  geçtiği ya da atıl bırakmış halkın bilinçlenmesinin ardından; diğer bir değişle o dönemler bittiğinde ; kuvvetle ayrılığı, kuvvetler kasılmasına, semptomlarına, çatışmasına dönüşmektedir.

 

Tam da buradayız: kuvvetler kasılması, çatışması;  toplumun küresel  mutluluktan ve zenginlikten pay alarak gelişip zenginleşmesini durdurmak; sabote etmek, geriye döndürülüp, o kuruluş koşullarının  (tehlikelerinin, düşmanlarının, mazlumlarının) değişmediği ivalarıyla / kandırmacalar sağınağında   ıslanmaktayız.

 

Meskun/yerleşim  mahalde olduğumuzdan ( hukuki seçimler yapılıp, parlemento işlediğinden ve hükümet çalıştığından)  sağanak ve şemsiye yetmeyeceği ihtimaliyle,  saçak altını kullanmamız medeniyet gereğidir. Yine de sağanak yağmur olarak tanımladığımız durumumuz yağmurun aslının su olması sebebiyle neticesinin iyiliğe çıkacağı kanısındayız.

 
                                                                           Özer ATAÇ

Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link