İran Ve Nükleer Komplo
Kategori: Güncel  |  Okunma: 2193  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  27 Kasım 2006

 

 

İran Ve Nükleer Komplo

 

Türk medyası İran’ın nükleer güce ulaşma çabasına neden sessiz? İran’ın yaklaşık otuz yıldır, merkez medyamızda nasıl ele alındığını biliyoruz. Olur olmaz her türlü aşağılık olayın ve rejimi tehdit eden her girişimin arkasındaki tek devlet İran değil midir?! Medyamızın büyük çoğunluğunun yaklaşımı böyle olmadı mı? Medyamız bu bakış açısıyla yaklaşık otuz yıldır gerçekleri(!) halkımıza gizlemeden anlatmadı mı, halkımız da okuyup aydınlanmadı mı?!

 

İran, bu kadar zararlı bir devlet iken, gücüne güç, şerrine şer katan nükleer güce ulaşmak üzere iken, ne yazık ki medyamızın “manşetleri” olaya sessiz.. Hem de çok sessiz. Olay bazı köşe yazıları veya ikinci, çoğu zaman da üçüncü dereceden haberlerle geçiştirilecek kadar önemsiz mi?

 

Bu sessizlik halkın dikkatini ne kadar çekti bilmiyorum, ama ben şahsen rahatsız oldum. Aydınlanmak istiyorum, hem de manşetlerden.. Ama nafile.. Sessizlik sürüyor. Sessizlik sürdükçe de benim rahatsızlığım her geçen gün biraz daha artıyor. Konuşmak, yazmak ve biraz olsun rahatlamak istiyorum. Ve diyorum ki;

 

        -Belli standartta üretim yapan şirketlerimizin büyük çoğunluğu batılı şirketlerle ortaklık kurarken, bu arada medyamız da boyu boyuna, yaşı yaşına, dengi dengine olmasa da, ABD medya tröstleriyle işbirliği, ortaklıklar falan kurdular. Özellikle büyük medyanın üst düzey yöneticilerinin bir kısmı yabancı, tesadüf mü bilmiyorum, ABD’li olmuşken.. Tam ABD çıkarlarına, hem de yanı başımızda bizim de bu kadar zararımıza bir nükleer gelişme varken, “İşte tam zamanı” dediğimiz bir anda manşetlerde ve karikatürlerde “vampir molla”yı çağrıştıran Hitler Molla karışımı tipler beklerken ne yazık ki, haberler küçük ve dikkat çekmez şekilde yer alıyor. Tıpkı gerilim romanlarında olduğu gibi..  

 

        -Nükleer racon şu değil midir: Silah yapan devletler bu çalışmalarını büyük bir gizlilik içinde yürütür. Silahı yaptıkları, başka devletler tarafından iddia edilir, yapan devlet ise bunu hep inkar eder, ta ki, suçüstü olana kadar. İnkar edilemez hale gelince de “Barışçıl amaçlarla yapıyoruz” denir. Fakat İran bunun tam tersini yapıyor; henüz silahı yapmadan, yapmış gibi tehditkar davranıyor, bağırıyor, çağırıyor fakat Türk medyası buna sessiz kalıyor.

 

        -Nükleer silaha sahip olan birçok ülke var. Bunların içinde ABD ve Rusya dışındaki devletler, nükleer silaha sahip olduklarına dair veya nükleer silah kullanacaklarına ilişkin ulu orta laf etmezken, İran daha silaha sahip olmadan, bu konuda da racona aykırı davranıyor. İran dünya medyasına her türlü ortayı yapıyor, röveşata yapsınlar diye.. Allah var, cimrilik yok, aynı ortalar bizim medyaya da yapılıyor. Fakat bizim medyada manşetten röveşata yapacak bir editör, bir türlü topa çıkmıyor.  

 

İran, Türkiye’yi her yönü ile yok edebilecek bir gücü elde etmiş ve stratejik ortağımız ABD’nin gazabını da bu kadar çekmiş iken, ABD medyası ile içli dışlı olmuş, ortak olmuş, yönetici takviyesi yapmış merkez Türk medyası, hayret uyandıracak kadar sessiz. O kadar sessiz ki, benim gibi her yorumunda yanılan mütevazi bir yazarı bile meraklandıracak ve yeni yanılgılara sürükleyecek kadar sessiz..

 

Bu sessizlik çok tahrik edici. Şimdi, gel de yorum yapma, diyorum, yanılma pahasına da olsa, gel de komplo teorisi kurma:

 

        ABD üzerinden dünyayı kontrol eden güçler arasındaki çatışma, ABD sınırlarını aşalı çok oldu. ABD içindeki düşük yoğunluklu çatışma, ikinci ve üçüncü ülkelerde daha sert çatışmalara, darbelere, insanın çok ucuz olduğu yerlerde de savaşlara neden olmaktadır.

 

        ABD’nin Afganistan ve Irak Savaşı fantezi gibi görünse de, iç sorunlarından dolayı gerekli savaşlardır. Savaşlar insanın ucuz olduğu ülkelerde başlamıştır, zamanla zorunluluklar başka ülkelerde de savaşları kaçınılmaz hale getirecektir. Bu kısa tespit, bize İran sorununu açıklamaya yetmeyecektir. O nedenle teorimize inandırıcılık kazandırmak için başka gerekçeler ileri sürmemiz gerekir.  

 

        Dünyanın gözleri önünde cereyan eden 11 Eylül olayları ve arkasından başlatılan Afganistan ve Irak Savaşları ve en az bunlar kadar ilginç olan ABD medyasının dünyaya taşıdığı ABD’yi zor durumda bırakan görüntüler ve medyatik manzaralar var ki, her biri ayrı bir komplo konusu. Bu konulara sapmadan komplomuza devam edelim..  

 

        Birinci Dünya Savaşında başlatılan fakat başarılamayan ABD merkezli Yeni Dünya Düzeni, ancak İkinci Dünya Savaşı sonunda kurulabilmiştir. Geçen 60 yıl içinde geldiğimiz noktada, ABD’yi dünya imparatoru yapan finans kapitalistleri, ABD yönetimiyle aralarındaki anlaşmazlığı çözemeyince ABD’yi tasfiye etme kararı aldılar.

 

        1980’lerde SSCB tasfiye edilecek tespitleri nasıl ihtiyatlı karşılandıysa, doğal olarak ABD’nin tasfiye edileceği tespitleri de ihtiyatlı karşılanacaktır.

 

        Afganistan üzerinden SSCB’yi tasfiye sürecine sokan güç merkezleri, ABD’yi de Afganistan ve Ortadoğu, özelde Irak ve İran üzerinden tasfiye sürecine sokmuşlardır.

 

        Gelelim asıl komplomuza.. Şimdiye kadar söylediklerimiz, birer tespitti ve biraz da tahmin. Bizi yakından ilgilendiren komplo ise şudur:

 

ABD’yi tasfiyede eden fiili güç CIA’dır, onun arkadaki iktidar ise bankerlerdir. Bu demektir ki, dünyanın patronları yani bankerler ikametgah değiştirmekteler. Yanlış anlaşılmasın, iktidar değişmemektedir; değişen sadece ikametgahtır.

 

Bankerlerin paralı askerleri olan CIA elemanları, ABD yönetimini kaybedecekleri, yani zararı kârından çok işlere bulaştırmaktalar. Bir yandan İran’a nükleer silah geliştirmesi için yardım etmekteler, diğer yandan da akla zarar sertlikte ABD muhalifi(!) Ahmedinecad’ı iktidara taşımaktalar. ABD içinde ise yönetimi İran’a karşı kışkırtmaktalar. Görüldüğü gibi karşı karşıya kaldığımız çelişki de, paradoks da yapaydır.       

 

        Türkiye’de manşetlere CIA’nın hakim olduğu son yıllarda, İran aleyhinde yazıların çıkmaması da komplonun bir parçası olmalıdır. Neden bir parçası diyorsanız;

 

        ABD içindeki çatışma küresel boyut kazandığına göre ABD’nin içinde çatışan güçler, kendi aralarındaki çatışmayı doğal olarak faaliyet gösterdikleri her ülkede sürdürüyorlar. Az önce belirttiğimiz gibi finans kapitalistleri, CIA’yı kullanarak ABD yönetimi ile çatışıyorlar. Yine belirtmiştik, CIA, son yıllarda Türk medyasına iyiden iyiye yerleştiğine göre, manşetlerimizin İran’daki gelişmelere sessiz kalması normal karşılanmalıdır. Çünkü dünyanın her yerinde olduğu gibi CIA Türkiye’de de, ABD yönetimine karşı hareketlere ve hükümetlere cesaret verici bir ortamın oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Manşetlerin İran aleyhine kullanılmamasının nedeni de CIA stratejisinin bir parçası olmalıdır.  

 

CIA bankerlerden aldığı emirler doğrultusunda bunları tezgahlarken, ABD yönetimi de Türkiye’nin hükümet aracılığıyla İran’a tepki göstermesini istiyor. Fakat ABD yönetimi beklediği tepkiyi ne manşetlerde, ne de hükümette görüyor.

 

Hükümeti kısmen anlayabiliriz, halkın onaylamayacağı tepkileri göstermiyor. Peki medyaya ne oluyor? Yoksa İslam devrimcisi oldular da bizim mi haberimiz olmadı?

 

Açıkça görünen şu ki, ABD yönetimi İran konusunda medyamızdan Türk halkını ve tereddüdü varsa AK Parti hükümetini ikna etmesini istiyor. Fakat harekete geçmesi gereken medyamız çok sessiz, hem de kendisinden hiç beklenmeyecek kadar sessiz kalıyor. Görüldüğü gibi manşetler bomboş!

 

        Bu kadar açıklamadan sonra finans kapitalistlerinin CIA aracılığı ile yeni bir projeyi yürürlüğe koyduklarını artık söyleyebiliriz. Önce SSCB tasfiye edildi, şimdi sıra ABD’de.. Bir süre sonra da ABD’yi tasfiye edecekler. Ondan sonra ne olacak?

 

        Önce İran, sonra da sanıyorum Türkiye nükleer silaha sahip olacak. Komşularımızdan ABD (üsleriyle), Rusya, Ukrayna, İsrail ve İran’dan sonra Türkiye’nin nükleer güce sahip olmaması düşünülemez. Fakat İran’ın yaşadığı süreci, biz biraz daha trajikomik yaşacağız.

 

Önce Türk halkı “çevreci” söylemlerle devlete karşı kullanılacak, bir müddet bu yöntemlerle engellenmeye çalışılacak. Türkiye, halk engelini kolay olmasa da, bir şekilde aşacak. İç muhalefet, moda deyimle sivil toplum Türkiye’nin nükleer güce ulaşmasını engellemekte yetersiz kalınca, bu kez dış baskılar başlayacak. Ama her koşulda yardım edenler de olacak.

 

Sonunda, Türkiye de nükleer güce sahip olacak. Bütün bunlar olurken tabii ki, İran’ın yaptığı yapılmayacak.. Uzun süre inkar edilecek, suçüstü olunca da barışçıl amaçlarla üretildiği deklere edilecek.

 

Peki bundan sonra ne olacak diyorsanız, bence, ne olacaksa bundan sonra olacak:

 

İran ve Türkiye sahip olduğu nükleer güçle 2020’lerde Çin’in yayılma tehlikesine karşı Avrupa Birleşik Devletleri’nin askeri gücünün “Doğu kanadı”nı oluşturacak. Yeni Dünya Düzeni veya Doğu-Batı Dengesi veya Çatışması veya Medeniyetler Çatışması da diyebiliriz, bundan sonra ete kemiğe bürünecek, bir müddet de insanlar böyle bir kavga verecek. Tâ ki, kağıt para imparatorluğu yıkılana kadar… (Nisan-2006) 


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link