Toplumsal Yorgunluk
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2099  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  31 Aralık 2009
 
TOPLUMSAL YORGUNLUK : NETLİK ARARKEN SİS “İNŞASI”!
 
İnsanlık ailesi olarak,  ufuk çizgisine yönelik  yol alışlarımızın engelleyicileri (tıkanmalar, çözümsüzlükler, enflasyonlar, darbeler, savaşlar, doğal afetler..örneğimiz bağlamında, “dinlenen” sürücü !),  hakkında düşündüğümüzde;  hedeflenen noktaya,  ıssız yolda yol alırken; dinlenmek için otosunu park edip,   hava alarak, biraz  da bedenini esnetip yürüyen  sürücünün,  tekrar o otoya bindiğinde  yol ala-ma-yışının, otosunu  çalıştıra-ma-yışının haline benzetebilir miyiz?! Dinlenip, daha dinamik ve bilinçli yol alma isteğiyle park edip,  yoldan olmak;  oto ( medeniyet / kurumlar) açısından karmaşık; sürücü (insanlık/toplumlar) açısından çelişkili bir durumdur. Birey iradesinden bağımsız olarak, doğa veya ölçümsüz - toplumsal irade  tarafından ortaya çıkan bu  “dinlenme” zorunlulukları neredeyse kaçınılmazdır.

Toplumsal birlik mekanizmalarının bölgesel kalın çerçevesi olan devletler, içselleştirdikleri insanların sağlık, güven, gelişme –zenginleştirme ve mutluluk idealleriyle oluşturulmuştur.

Gelişimin “yıpratıcı” rüzgarları da en çok bu dış “çerçeveyi” zorlamakta hırpalamaktadır.

Durum/hal mevkiinde oluşturulmuş bilgi ve öngörülerle inşa edilen bu yapılanmalar; “durum” hallerini, kendileriyle  mutlaklaştırma zaaflarına düşerek; mekanizmalarının işlerliğini engelleyip, varlığının sebebi olan bireyleri bunalta gelmişlerdir.

Devletlerin içselliğini oluşturan toplumların, yol alışlarında “park etme” lüksleri var mıdır ki başlangıç/kuruluş  öngörülerini (ilkeler) olası/gelecek tıkanmalara çözüm olarak   revizyon edebilsin?! Evet,  bence böyle bir seçenek var: temsili sistemi zenginleştirip,  parlamentoları esnek iradeli kılmak: fırtınalı denizlerde geminin kaptanına eğitimin yanında tecrübe, risk almanın  gerekmesi gibi. Toplumsal yol alışların, kesintiye uğramaksızın, içsel bütünleyici ve engelleyicilerini  tespit ve revizyon etmek için oto nun hassas (bağışıklığı zayıf) kurumlarını bağışıklıklı; “güçlü” ve değiştirilmezliğini, esnek ve oynak/değiştirilebilir   kılmak,  uzak görücü bir çözümlemedir.

Hukuk, temsil sistemi,   bürokrasi (sivil ve asker);  değindiğimiz bağışık-lık-sız ve  “güçlü” addedilen; toplumsal,  temel, işlevsel mekanizmalardır.  Bu  makalemizde, söz konusu “hassas” mekanizmaların,  bütüncül tarif ve çözümlemelerini işleyeceğiz.

l) HUKUKSAL DÜZEN :

İnsan, doğal bir gerçekliktir. Oysa  toplum, zorunlu da olsa  insanın yarattığı nesnedir. Onu oluşturan insanlar tarafından ortaya “atılan” kurallarla  bütünleşmiş ve eşanlam kazanmış nesnedir. Toplumlar bireyler tarafından “yaratılan” normların bütünüyle yönetilir; bu normlar bireyin yaşamını düzenler.

Bu kuralla, tarihin ilk dönemlerinden  beri her toplumda olagelip; somut anlatımlarını yasalarda bulmuşlardır.Gerçekte, insanın toplumsal olması, yalnızca olgusal/somut bir özlemdir/gerekliliktir. İnsanın doğasının toplum halinde yaşamaya, doğal bir olgu olarak mı ya da salt “zorunlu” bir olgu olarak mı gereksinme içinde olduğunu bilmek gerekir.

Gücü yetseydi, insan toplumda yaşamaktan vazgeçebilirdi. Yapa bilseydi, insan / her birimiz yer yüzünün tek egemeni olmak isterdik.Herkes dünyaya düşüncesiyle egemendir. Her insanın içinde, davranışlarında tam bir özgürlük ve iç tutkularını doyurma özlemiyle doğal bir bencillik vardır. Bu tutkuları düzenleyen, yok eden ya da değiştiren duygular; dış dünyanın insan üzerinde yaptığı etkilere bağlıdır: din, eğitim, toplumsal yaşam, çıkar vd..

İnsan zeka ve akılla donatılmıştır.Yaradılışı gereği yalnızca  insan kendine ve benzerlerine zararlı eylemlerde bulunabilme yetisine  sahiptir: Hayvanlar arasında “suçluluk” yoktur!? Bir başına özellikle düzenin güvencesi olan doğanın temel kurallarının ötesinde, çıkar ve zeka, iyilik ve kötülüğün araçlarındandır.

Özetle, insanın yaradılışı açısından toplumsal olduğunu destekleyerek ortaya atılan yargılar (l), ile,  “insan insanın kurdudur” iddiasını ileri sürenler arasında biz orta yolu seçerek şunu savunuyoruz: Gerçek doğa ve yapı ile biçimlendirilmiş doğa ve yapıyı ayırmak gerekir. Zorunlu olarak yön verilmiş biçimiyle insan toplumsaldır. Yani, benzerleriyle  öbür insanlarla işbirliği doğasıyla topluma gereksinme duyar.Gerçek yapısı büyük ölçüde özgür/bencil olarak eşitsizliğe meyilli; dışsal zayıflığıyla topluma muhtaç!? Bu Bağlamda oluşturulan devlet, insanın doğal uzantılarına  yabancı bulunan amaçlara ulaşmak için bireyin özgürlüğünü sınırlayamaz. İşte burada fren mekanizması ihdas edilmelidir: Devletin ve onun koyduğu kuralların göreceliği (bu insan varlığının değişmezliği ile çelişir) değişkenliği,şunu sorunlu kılıyor: gücün sınırlandırılması/minimize edilerek( toplumun başına dert olmayacak şekilde!) fertlerin özgür organizasyonlarına dağıtılması.

Özetle hukukun amacı, insanın iyileşmesiyle özdeşleşmek; gelişimini, zenginleşmesini, yetkinleşmesini(bilinçli, yetenekli, yaratıcı olmasını ) sürekli kılmaktır.

2) FORMEL OLARAK BÜROKRASİ:

Bürokrasi bir toplumda tabandan yukarıya çıktıkça daralan  yapı içinde örgütlenmiş,  kişisel olmayan- genel kurallar ve işleyiş ilkelerine göre çalışan, sistem ve kurallar grubudur.

Amacı: resmi olarak idari işlevlerle olsa da uygulamada yorumlamalar nedeniyle bazen resmi olmayan etkile re açık olabilmektedir.

Kavram olarak, özellikle politika ve sosyoloji alanlarında tartışmalara yol açmıştır.  En önemlilerinden biri Max Weber'in öne sürdüğü hiyerarşi ve ideoloji içerikli çalışmadır. Günümüzde yaygın olan bürokratik sistemlere devlet, silahlı kuvvetler, hastaneler, bakanlıklar, okullar ve büyük şirketler verilebilir.

Bürokrasi yönetsel bir mekanizma olmakla birlikte, hiyerarşik emir komuta zincirinin yer aldığı yapılardır. Bu zincirin her halkasında kullanılan otorite, görevin yasal sorumluluk alanıyla ve amirlerin takdir yetkileriyle sınırlıdır.

Weber,  patrimonyal bürokrasi ile modern (rasyonel) bürokrasiyi ayırt etmiş ve birinden diğerine geçiş süreci üzerinde çalışmıştır.  

Patrimonyal bürokrasi, geleneksel toplumların belirgin bir özelliğidir ve idari işlerde hünkarın çevresinde toplanmış, çok sayıda ayrıcalığı olan ve bunun yanı sıra ‘adı ve sanı’ ile önem taşıyan kişilerden oluşur.

Modern bürokraside ise görevler birer fonksiyondur; kişiler bunları doldururlar; dolayısıyla hukuki statüleri temelinde, birer soyutluk ifade ederler. Şahsi olmayan  yapının içinde, genel ve sistemli  kurallar bütününe tabidirler. Weber’e göre modern bürokrasinin karakterini belirleyen özellikler şunlardır:


1. İdare’nin personeli şahsi statüsünde hürdür ve yalnız işinin tanımlanmış görevlerini yerine getirmekle yükümlüdür.

2. Memuriyet kesin bir hiyerarşiye göre kademelendirilmiştir.

3. Belli bir kadronun fonksiyonları açıkça tanımlanmıştır.

4. Memurlar bir akitle vazifeye alınırlar.

5. Memurlar işe alınışta mesleki ihtisas yeteneği göz önünde tutularak seçilirler. Bunun en makbul göstergesi imtihan sonucu elde edilen diplomadır.

6. Memurlara yapılan ödeme ‘maaş’ şeklini alır ve bunlar genellikle emeklilik haklarına sahip olurlar. Memur istediği zaman işi bırakabilir ve bazen de (istisnai) işine son verilebilir.

7. Memurun görevi tek veya ana işidir.

8. Memuriyet bir (kariyer)dir;  memurlar kıdem veya liyakata ve bir (üst)ün değerlendirmesine göre terfi ederler.

9. Memur ne bulunduğu mevkie ne de o mevkiin gelirlerine el koyabilir; makamlar geçicidir.

10. Memur bütünleşmiş bir kontrol ve disiplin sistemine tabidir.(l).

3) ‘YOL TUTUCU LASTİK’ YA DA GELİŞİMCİ İŞLEV:

Sosyal uç beylikler:

Ara başlığın  modern karşılığı açık toplumlar dır. Kullanılan  ‘uç’ sıfatı idare şekillerinin ufuğunda gelişmiş yetkinleşmiş fertlerin topluluğu anlamında kullanılmıştır.. Açık toplum fikri, ilk defa Henri Bergson tarafından oluşturulmuş bir fikirdir. Açık toplumlarda devlet toleranslı ve bürokrasiden uzaktır; politik sistemler şeffaf ve esnektir. Devlet hiçbir sırrı halkından gizleyemez, bu toplum modeli tamamen otoriterlik karşıtıdır,  herkes gene öz  bilgisine "emanet edilmiştir".  Siyasi hürriyet ve insan hakları açık toplum yapısının temel taşlarıdır.

Bu konunun derin değinicisi, Karl Popper'in iki ciltlik "Açık Toplum ve Düşmanları"ndaki tanımına göre açık toplum:  “siyasilerin kan dökülmeden devrilebileceği, liderlerin ancak askeri darbe veya kanlı devrimler sonucu devrilebildiği kapalı toplumun tam tersi olan bir toplum yapısıdır. Baskıcı diktatörlükler ve otokratik mutlakiyetler kapalı toplum yapısının gözlenebileceği devletlerdir.”

Poppercı açık toplum yapısı temelini kendi bilim felsefesinden alır. Kimsenin,  mükemmel devlet hakkında, mükemmel bilgisi olmadığına göre; bundan sonraki en iyi şey, yürüttüğü politikayı değiştirmeye hazır bir devlet yapısıdır.

Açık bir toplum aynı zamanda,  çoğulcu ve kozmopolit olmalıdır ki, eldeki problemlere en fazla bakış açısıyla bakılabilsin. Bilim ve insan tarihinin belirsiz ve akışkan olduğunu ileri süren Popper,  Platon, Hegel ve Marx gibi, tarihsel gelişimin bilinebilir olduğunu ileri süren düşünürlere karşı çıkar. Üstelik,  Popper bu düşünürlerin görüşlerini politik olarak da tehlikeli bulur. Ona göre,  “bu yaklaşımlar normal değişim süreçlerine kapalıdırlar ve dolayısıyla otoriteryan rejimlere, yani kapalı toplumlara yol açmaları kaçınılmazdır.”(2).

Açık toplum yapısı sivil toplumun açık topluma geçişte itici güç olduğunu savunur.

Toplumsal Tutunma sendromu:

Toplumların idare biçimleri, fertlerin gelişmesi sürecinde  hangi  aşamada olursa olsun; yine o toplumu oluşturan fertlerin daha da yetkinleşip geliştirme ve mutlu kılınması idealinden kopmayacaktır. Bu hususta insanlığın geldiği nokta, toplumların iyiliğinin, tek bir ferdinin iyiliğine bağlı olduğunu idrak aşamasıdır.

Tek bir dünyamız var. Gelişmiş ülkeler, ve oluşturucu bireyleri  kendi toplumları dışında  açık ve mamur  dünya isteklerini;   dünyayı dolaşmaksızın kendi ülkelerinde kalsalar dahi  bilginin  küresel dolaşımıyla  talep eder duruma gelmiştir. Bilginin, paranın, malların, ve insanların kesiksiz  dolaşımında, dünyamızda bir  atıl nokta kalmama amaç için uluslar arası çeşitli organizasyonlar  oluşturulup, çalışmalarına yine uluslar arası fonlarla destek olunmaktadır.

Diğer taraftan, mevcudun lüksünden pay alıp alışanlar ya da bu güvenli hallerine  zorluklarla ulaşanlar; değişimin, kendilerini  de  savuracakları korkusuyla,  halin bekası için akışa fren inşa ede-gelmektedirler.

Oysa,  sözünü ettiğimiz geliştirici değişim, atıl düşünce sistemlerindeki gibi birinden alıp ötekine vermek değildir; diğerlerini gelişmişlere  yetiştirmektir.

Gelişitirici değişim :

 Toplumun ve onun inşa ettiği devletin;  devletlerin, inşa ettiği uluslar arası temsil ve organizasyonların hücreleri olan,  tek tek fertlerin atıl hallerinden çözülerek, insanlığın gelişme suyuna erdiril-meleridir. Bu oluşumların karşıtı olan tutulma, tarihin akışında toplumsal çerçeveyi ve yönetim erkinin niteliğini belirleyen unsurların,  zamanın kendilerince “şanslı” evrelerinde ellerine geçen yetkinin kalıcılaştırılması düşüncesi ve eylemidir.

Toplumsal tutulma, eşyanın tabiatı gereği, tutunanın en sağlam “kalelerinde” oluşmakta ve kullanımına    kendine açık; diğerlerine sıralı/ dolaylı / kısıtlı/ yasaklı kılmaktadır.Yanı sıra Toplumsal Tutulma,  dönemsel ve arızidir.Engellediklerince beslenirken;etkinliği azalır; ‘ ‘Engellenenlerin gürleşmediği yerde dikenli tellere gerek yoktur.’ değişi anlatmaya çalıştığımızı öz ve açıklıkla ifade eder.

Biyolojik bedenimize bakalım:   organlarımızın işlerliğinde,  ‘kuvvetler ayrımı’  var mıdır? Derinden/sinir sistemi  açısından  bakıldığında; bütüncül  sinirsel ve kas işlerliğinin   birbirinden bağımsız olmadığı görülecektir. “Tutunmaya” / tutmaya ödevli parmaklar ve bağlantılı kollarımız;  bu tutuştan bütün bedenin haberdar olduğu ve tutuşun kaymasını  önleyecek pozisyona hazır olduğu bilinen gerçektir. Yani, biyolojik olarak parmaklar tutarken, tüm beden bu tutuşa göre pozisyon alır.

İdari ve sosyolojik işlevsellikte akışın sağlanması adına uzmanlık, sihirli asa olarak kullanıla-gelmektedir. Ancak, bir üst paragrafta açıklamaya çalıştığımız, ‘doğal olanın en önemli öğretmen olduğu’  gerçeğiyle; söz konusu işlevselliğin bütünü kaçırıp, netlik adına sis inşa ettiğini yaşayarak görmekteyiz.

Uzmanlık ile oluşturulan işlevselliğin sorunları çözerken, bütünde  hasar vermesi, değindiğimiz,  ‘bütün parça bağlantısının’ tek yönlü olmasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir değişle, bütünün bağlantılarla ilişkisinin tek taraflı olması,  çözüm tabelasıyla yığıntı üretilmesine  sebep olmaktadır.  

4) AÇIK HUKUKUN USTÜNLÜ?Ü:

‘Denilebilir ki, hukuk sosyal bilimlerin en yaşlısı ve en zenginidir. Kendi bilimlerinin kaynaklarını tüketen iktisatçılar, hür bir ekonominin esasını oluşturan kurumsal düzenlemelerin tabiatına nüfuz etmek   için tekrarla  hukuka dönüyorlar.’ (3).

Filozoflar kendilerinin zaman zaman yanılgıya düşüren  araştırmalarında, eksiğini duydukları bir disiplini hukukta buluyorlar; yani, kişilerin kendi hayatlarını  biçimlendirebilecek  kararları vermenin sorumluluğunu kabul etmeyle sonuçlanan disiplini, diğer disiplinleri yaşatacak ortak alan olarak kabul ediyorlar.

İnsanlığı ayrımsız birleştiren  ortak noktalardan biri   soluduğumuz  havadır. Bu noktada, sınırlar ve etnik aidiyetlerin olma-ması  gelişme ve mutluluk bağlamında insanlığın tavırlarının incelenmesi  açısından öğreticidir. Diğer taraftan küresel su miktarının coğrafyalar açısından “seçici” olması küresel müdahalelere sebep olmaktadır. Güncelden örnek verilmek gerekirse orta doğu su kullanımının küresel organizasyonların kararlarıyla uygulanabileceği kararları kapıdadır.

Küresel hava ve su konusunu  yukarıdaki şekilde değerlendirmemizin sebebi; ortak şeffaf  hukuk normlarının minimallikten (yerellik)  mi, yoksa makro (küresel)dan mi ya da her iki uçtan  arabaşlığa(açık hukukun üstünlüğü) yol alışlarından mı olacağı sorgulamasıdır.

SONSÖZ VEYA “GÖRÜLEN” HEDEFE  ATILACAK ADIMLAR   :  Şimdilik  ( çünkü, verili yaşamdayız) ve ileriye bakarak  dünyamızın ve insanlığın ortak  özlemlerinin gerçekleşmesine yönelik  maksimal önerilerimiz şunlardır:   

-toplumsal ve küresel düzenlemelerde insanlığın  top yekün, aşağıdakilerin yukarıdakilere ulaştırılmasının pozitif ayrımcılığı yapılması;  

-yukarıdakileri fakirleştir-meyip  fakat  aşağıya yönelik “abanmalarını” azaltıp, insanlığın  keşif ve ilerlemesi   sermayesinin oluşturulması;   

-küresel silah ve ordu etkinliğinin minimize edilip,  kontrol edilebilirliğini sağlanması;  

-eğitimin; herkese,  her an, her yerde, seçenekli ve minimal maliyetli  olarak  yaygınlaştırılması;  

-hukuksal ( ve bürokratik) basitliği/azlığı (n), karmaşıklığa/çokluğa tercih edilmesi; 

-açıklığın “kutsal” ihdaslı  “sırlara”,  yasal dayanaklı olarak üstünlüğünü sağlanması;   

- ve hukukun kayırmacılığa/seçkinliğe,  üstün kılınması.

 
KAYNAKÇA:

(l) Aristoteles ve Grotius  yazmaları.

(2) Şerif Mardin , "Atatürk Bürokrasi ve Rasyonellik", Türkiye'de Toplum ve Siyaset, Makaleleri, iletişim Yayınları, istanbul, 1990, s.89.

(3)Karl Popper, açık toplum ve düşmanları Liberte yayınları.

(4))Lon Fuller,  Hukukun anatomisi.


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link