Yeni Felsefenin İlkeleri III
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2092  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  27 Kasım 2006

Tarih boyunca insanları iki bilge grubu aydınlatmıştır. Bunlardan biri peygamberler, diğeri de filozoflardır. Peygamberler ilahi mesaj getirmiş ve milyarlarca insan onları takip etmiştir. Filozoflar da insanın aklına hitap ederek zamanla ilmin oluşmasına katkıda bulunmuşlardır.

 

Muhammet'ten sonra peygamber gelmemiş, Avrupa'daki ilmi gelişmelerden sonra yeni filozoflar ortaya çıkmamıştır. Bunun sonucu insanlık çağımıza uygun bir dünya görüşünü ortaya koyamamıştır. Bugünkü teknik gelişme eski hızın devamı olup duraklama dönemine girilmiştir. “Yeni dünya”yı elbette “yeni dünya görüşü” kuracaktır.  Bunu ne yeni gelecek peygamberler, ne de ilme dayanamayan felsefe yapacaktır. Bunu, çağımızın vardığı ilmi sonuçlara göre ilahi kitapların yeniden yorumlanarak anlaşılmasıyla kurulacak “yeni felsefe” başaracaktır.

 

Felsefe başlangıçta ilme dayanmıyordu. Çünkü o zaman ilim yoktu. Deneysiz, sadece aklın yorumlarıyla oluşturulan felsefe, bugünkü ilimlerin anası oldu. Ancak kendisi ihtiyarlayıp çöktü. Modası geçmiş düşünceler artık insanlığı aydınlatmıyor. Çöken felsefe söylentilerden ibaret olan, ilme aykırı düşünceleri ihtiva etmektedir. Artık ilmin son verilerine dayalı olarak yeni felsefe oluşturulacaktır. Bu sayede insanlık yeniden hız kazanacak ve yeni medeniyet doğacaktır. Yaşlı medeniyetin sıkıntıları da aşılmış olacaktır.

 

Tarihte oluşmuş felsefeleri ikiye ayırabiliriz. Bunlardan bir kısmı dinlerin getirdiklerini yalanlayan felsefedir ki, her çağda görülmüştür. Diğeri ise dinlerin getirdiklerini teyit eden felsefedir. Asıl yeryüzünü imar eden felsefe budur. Aristo, Eflatun ve Sokrat dinlerin getirdiklerini doğrulayan filozoflar olmuş, bundan dolayı gerek İslam, gerekse Batı aleminin bir kaç bin yıl üstatları olmuştur.

 

Avrupa'nın düşünürleri başlangıçta dindar iken sonra dinsizlik modasını işlemeye başlamış ve Avrupa'nın çöküşüne sebep olmuşlardır. Etkin bir felsefe de kuramamış ve iki bin beş yüz sene önceki fikirleri kritik ederek felsefeye çatmışlardır. Yani yirmi yaşındaki delikanlı, ihtiyarı yendim diye övünüyor. İşte Batı bu zavallılıktan kurtulmalıdır. Bu kitapta çağımız felsefesinin temelleri belirtilmektedir. Şüphesiz bu sadece bir program mahiyetinde olup, gerek dini verilerle, gerekse ilmi verilerle işlenip geliştirilmesi gerekmektedir.

 

Bir felsefenin etkili olabilmesi için ilk şart basit ve herkesin anlayacağı kadar kolay olmasıdır. Karmakarışık fikir ve formüllerle ifade edilen felsefenin etkisi olmadığı gibi gerçekliği de yoktur. Biz görüşlerimizi çok basit ve sade olarak anlatıyoruz, herkes anlıyor. Asıl sıkıntı da burada başlıyor. “Bu kadar basit mi”, diyorlar ve inanamıyorlar. Evet, bu kadar basittir.

 

Felsefenin etkili olabilmesi için de başlangıçtaki basit anlatım, derinleştikçe karmaşıklık artacak ve bütün problemler matematik esaslarla çözülür hale gelecektir. Yani basit formüller hem alimlere hem de filozoflara hitap edecek, onları düşünmeye ve tartışmaya yönlendirecektir.  İşte, yeni felsefe bu özellikleri taşımak zorundadır. Bu yazı serisinde herkesin anlayacağı dille bu özellik ifade edilirken alimlerin neler üzerinde çalışmaları gerektiği de belirtilecektir. Dayanaklar ispatsız ortaya konacak, ispat işi alimlere bırakılacaktır.

 

Burada şu hemen belirtilmelidir ki, hiçbir şey ispat edilmeden malzeme olarak kullanılmayacaktır. Söylenilen cümlelerde yanlışlık bulunursa ilmi olarak tartışmaya açık tutulacaktır. Filozof ilmin verilerine dayanır, halka sunarken ispatlamaz; ancak, kendisi ispat edemediği bir şeyi alırsa bu eski filozofların metodu olur ve birlik sağlanamaz. Filozof kendisinin de ikna olduğu ilmi verileri kullanırsa o zaman yeni felsefeyi kurmuş olur.

 

Şimdi, geçmişte birçok kez yapıldığı gibi bu yazılardan dolayı bize, “şimdi de filozof olarak mı ortaya çıktın” denilecektir. Bundan 2500 yıl önce yaşamış Yunanlı bir düşünürün fikirleri şimdi okunuyor da, bu yazılarda öne sürülen düşüncelerin okunmasından niçin kaçınılıyor? En azından onların düşüncesi bilinmekte, ayrıca o günden bugüne kadar ortaya konan felsefeler ve ilmi gelişmeler de dikkate alınmaktadır. Biz filozof olduğumuzu söylemiyoruz. Sadece yeni felsefenin ilkelerini bildiğimizi düşünüyor ve nasıl olması gerektiğini ortaya koyuyoruz. Ortaya konan düşünceler bütün peygamberlerin ve filozofların düşünceleridir. Felsefe icat edilmemekte ama yeniden söylenmektedir.

 

Felsefenin gayesi dinlerin gayesinin aynısıdır. Bu temel gaye de, insanın nereden gelip nereye gittiğini tespit edip nasıl hareket etmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Yani, insanın dünyaya geliş sebebi nedir, niçin yaratılmıştır, görevleri nelerdir, nereye gitmektedir, ne ile karşılaşacaktır, davranışlarının cezasını çekecek midir, iyiliklerinin mükafatını bulacak mıdır? Dinler de felsefe de bu konuları inceler. Ancak din bunları Allah'ın verdiği haberlerle cevaplandırır, felsefe ise akla dayanarak bunların çözümlerini arar. Yeni felsefe ise bunların çözümünde dine ve felsefeye dayanan verileri birlikte kullanan ilimden yararlanacaktır.

 

Bir problemi çözmek için en çok bilinen konulardan yola çıkılacak ve yavaş yavaş bilinmeyenlere sırasıyla ulaşılacaktır.  

 

İncelemeler şu sıra ile yapılacaktır:

 

 I- İnsan     a) İnsanın Bedeni

                         b) İnsanın Ruhu

 

 II-Kainat  a) Kainatın bedeni

                         b) Kainatın ruhu

 

 III- Tarihi Gelişme    a) Kainatın tarihi

                                  b) İnsanlık tarihi

 

 IV- İnsanın Görevi     a) Kişisel ahlak

                                   b) Toplumsal ahlak

 

 V-  İnsanın Geleceği   a) Bu dünyada

                                   b) Öldükten sonra

 

Bu sıra bilinenlerden bilinmeyenlere gitme sırasıdır. İnsan önce kendi bedenini en iyi bilir. Çünkü bütün duyma ve algılama yetenekleri onu bilme durumundadır. Sonra da kendi ruhunu en iyi bilir. Çünkü zaten bilen ruhtur. Hatta ruhun varlığı bedenden daha kesindir. Çünkü rüyada olanlar bedende olmamaktadır. Dolayısıyla bazen olmayan olmuş olarak görülebilir. Oysa rüya hayal olsa da hayali gören ruh vardır ki, görmüştür. Ancak ruh da ancak bedenle beraber olduğu zaman ve onun gönderdiği uyarılarla bilinebildiği için beden öne alınmıştır. Beden daha iyi biliniyor, ruhun varlığını ise şüphe edilemeyecek kadar kesin biliniyor. Şüphe edilmesi de varlığın kanıtıdır.

 

Bundan sonra bedenler kadar çevre bilinmektedir.  Çünkü çevre bedenlerin bir bütünüdür. Beden, tek başına varlığını sürdürecek durumda değildir. Oda, mahalle, kent, yurt, dünya,  güneş sistemi, galaksi sistemi, kainat hep çevredir. Onlar kişi bedeni aracılığı ile çoğu zaman benzetme yoluyla bilinir. Bir insan karşısında duranın kendisi gibi ruhu olduğunu da analoji yoluyla bilir. Yoksa hiç kimse başkasının ruhu ile direkt olarak ilgi kuramaz. Çevre kişinin bedeni gibi düşünüldüğünde onda kişinin ruhuna benzer bir ruh aranır. Bu kainat ruhu da kişi ruhu ile karşılaştırılarak bilinebilir.

 

Sonra kişi düşüncelerini kendisi gibi diğer insanlara anlatır, görüşlerini alır. Bu şekilde bütün insanlığın geliştirdiği fikirlerin, ilmin ne olduğu tespit edilir. Bu yapılırken önce kainatın tarihi tespit edilir, sonra da insanlık tarihi öğrenilir, onların temsilcisi durumundaki geçmiş peygamberlerin ve filozofların ne dedikleri  tespit edilir.

 

Daha sonra kişi kendi görevleri hakkında karar verir. Her şeyden önce yaratılışının kişiye yüklediği görevleri tespit etmeye çalışır. Öte yandan, yine kişi birlikte yaşadığı benzerlerinin oluşturduğu ortak yapı içindeki görevlerini de tespit edebilir.

 

Bu tarihi gelişmeden insanlığın ve kainatın nereye gittiğinin tespitine çalışılabilir. Arkasından öldükten sonraki hayat hakkında araştırmalar da yapılabilir.

 

İşte böylece felsefenin konuları tamamlanmış olur.


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış