Entellektüellik
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1753  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  22 Ocak 2010
 
 
DERGAHA (TERBİYE EVİ) TOPLANAN ODUNLARIN,
DÜZLERİNİ ARAMA FAALİYETİ OLARAK,  ENTELEKTÜEL/E   YAPTIRIM.
 
1) ENTELEKTÜEL  (AKTİF ZİHİN)  BİÇİM VE YÖNELİŞLER:
 
a) Önce tanım :  Doğayı, olayları inceleyerek sebepler  perdesini aralama ve olguların yönelişini etkileme dürtüsü ve bulgularını paylaşma etkinliğidir entelektüellik.

Entelektüellik ve bilim insanı bu bağlamda yaygınlığın odaklanması olarak görülebilir.

Burada,  ‘inceleme’ fiili, çözücü/ analiz edici tüm verileri, fonksiyonları kullanmayı gerekli kılıyor. Bilgi denizini kullanacak adaylar, denizin tüm bilinen, olası  ve bilinemez varyasyonlarını da bilmek, tahmin etmek, araştırmak ve karşı hazırlanmak zorundadır.

b) Beyinsel fonksiyon  olarak akıl:

Aklın varlığının kanıtı bizatihi kendisidir; aynı şekilde yokluğunun da öyle!.

Akıl, bilmeye kaynaklık ederken, iç ve dış veri değerlendirmelerini de eşzamanlı yapar.

Bilme, verilerin algılanıp zihince kayda alınması;

Anlama,  kayda alınanların bağlantılarının kurulması;

Çözümleme, yerleşen bağlantıların yerlerinin değiştirilerek yeni olgusal tasarımlar öngörme etkinliğidir.

c) Entelektüel  etkinlik :

Genel  olarak üç türü vardır: İçten dışa ve dıştan içe ve karma  entelektüel etkinlik.

ca) Dıştan içe (tüme varım)  entelektüel etkinlik:  Kişinin algı,  veri toplama, bilme, öğrenme çabalarını önce kendinde, kendinin varlığının sorgulanmasına yönelik başlatmasıdır. Benlik bilgisi, varlığının  bu yaşamdaki nedenselliği, süreçleri ve son /dönüşüm arayışlarıyla başlayan araştırmasının yolculuğu. Dışta ve içte tün gözlemleri kendine yönelik sorgulamalarının sebebidir.

Kendini tanıma çabası,  bireyin dışındaki , içinde yaşadığı ortam/ alan yatayında;öncelikle egosunun,  ardından gürültünün, görüntü “zenginliği”nin, ilişkilerin, çekici  unsurların engellemelerine rağmen sürdürülmesi gereken ‘dik yokuş’ tur. Kişi bu süreçte benliğiyle ilgili her etkiye tanıma işlevine dönüştürür. “dış”ı onu kaçınık, mistik diye görüp algılayabilir.

Bilginin benliği açıklamak için kullanılması işlevi sadece salt düşünsel olması sonuçlarının en azından ikinciler için cazip kılınmamasına sebep olur. Bunun bireyin somut organik yapısıyla da bağlantı-landırıl-maması  önemli bir eksikliktir. Anne. Baba birlikteliği, ortam ve  aktarımları; doğum öncesi /gebelik dönemi safhalar; organların oluşum öncelikleri; olası bedensel eksiklikler gibi her türlü biyolojik etmen ve süreç birimsel içe dönük tanıma  çabalarında kullanılacak verilerdir.

Bireyi kuşatan her şey, o kişili-ğin oluşmasına ve oluştuktan sonra varlığının sürmesine her düzeyde etkide bulunur: Bu etkini  alanı, kişinin baba ve annesinden, dünyanın etki alanındaki güneş ve ay gezegenine kadar uzanmaktadır..

Bireyi kendi çevresel etkinlik evreninde, ‘tüm’ olarak tanımlayıp, o evrene yönelik bütün veri toplama/ algılama/ tanımlama/kullanma   etkinlikleri,  tüme varım işlevi  etkinliğidir.

Kendi benliğiyle ilgili çözüm yolunu bulmuş/ tutturmuş kişi/ birey artık; çevresini, dış dünyayı kıyas/benzerliklerden yol bulma yöntemiyle  daha “rahat” ve avucundaymışçasına  okuyabilir.     

cb) İçten dışa( tümden gelim) entelektüel etkinlikBireyin kendi dışındaki her şeyi anlama bilme, çözme, kendi yararına kullanabilme etkinliği olarak bu yaklaşım; bilinen anlamda, araştırma yapılan alanların yaygınlığı, araştırıcının niteliğine göre, uyumlandığı noktalarda odaklamaya / derinleşmeye dönüşebilmektedir.

Varlığın sorgulanarak bilinip menfaatlenmesi olarak bu tip yaklaşım maddi temelli özelliğe sahiptir. Sorgulama alanlarına, menfaat eksenli yaklaşımı söz konusu kişilikte ortalama güç karşısında değişkenlikler göstere-bilmek-tedir.

Bilme etkinliğinin bireyden çıkıp, tekrar bireye dönüş süreci,  bu tür yaklaşım biçiminde mümkün olmayabilir!. Yani,  bireyin menfaati için dışında yaptığı arayışlar,  içine dönük arayışlar değildir. Bu noktada, menfaat ve içsellik irdelenmelidir.

Menfaat,  dışsal bir etkinliktir; dıştakini elde edip(genellikle tek taraflı) kullanmayı amaçlar; yan ve karşı sonuçlarını düşündürmez;  paylaşımcı değildir; pragmatist/ sonuç amaçlıdır. Küresel  zehirlenmelerin/ doğa yıkıcılığının oluşumu, bu tür “yaklaşım”ların gerek kurumsal gerekse de yığınsal olarak ortaya çıkışındandır.   

cc) Karma entelektüel etkinlik:  Bu yaklaşım  tarzı, yukarıda ayrımları açıklanan etkinlikleri uygulayıcısı kişi ve/ya kurumların  niteliğine göre, yaşam alanının dışını (çevre /doğa) ve içini( benlik) bilme, anlama, kullanma, dönüştürme, sürdürme çaba ve yönelişleridir.

Bu tür çaba  ve yönelişler, geniş  çeşitlilik yelpazesi gösterir. Durum koruması diğerlerine göre daha gevşektir; tercihler açısından genellikle diğerkamlıkta ısrarlı

değildir; kaypaklık sıfatıyla zihni işlerliği(entelektüellik)  kaynaştırma işlevi olarak ortaya çıkar. Uygulayıcıları “etkinliklerini” genellikle karalama, yandaşlık, görmezden/duymazdan gelme gibi “hasletlerle” tanımlanır. Ellerindeki titrler veya  diplomalarla hakkın karşısında mevzilenmeleri onların karanlığı seçmiş aydın sınıfı oluşturmasını umursamazlar.Hatta bu tür titr ve belgeleri genellikle de iltimaslı/kayırmalı biçimli   eğitim  sistemlerinden edinmişlerdir.

Kirli, adaletsiz, seçkinci toplum biçimlerinde hakimiyeti ellerinde bulunduranlar, toplumun içlerine  kılcal damarlarla uzanarak bu potansiyel karakterleri bulup payandalarına  takoz kılma ödevleriyle  sistemlerinin hızlandırılmış aydın ihanet eğitimlerinden geçirirler.

 2) “DO?RULAR”IN  SENTEZİ :

Yaşamın,  olumlu yönde akışına uygun kararlar alarak, toplumsal ilerleme sağlamak; yüksek zihinsel etkinlikle doğrudan bağlantılıdır. Olguları, değerlendirip olası yönelişlerinde genel (insanlık için) olumluyu  tespit edip, çaba ve üretimi yöneltecek amil ve yöntemleri tasarlamak, gerekçeleri iknacıl kılmak,yol yöntem göstermek, karşıtları eleştirmek, direnenleri dışlayama hedefli ikna etmek;  doğruya düşkün zihin aktivislerinin (-bu sefer paratezde olan!- entelektüeller) esas ödevidir.

Entelektüeller, toplumlarının işleyen  gözü,  kulağı ve zihnidirler. Günümüz kuşağında bilgi sağanağında onların ayırt edilmesi, süzülmesi, berraklaştırılıp kendi sunup taplalarından topluma sunulması işlevi entelektüel “işçilik”tir.

a- Akışkan doğru   :

Doğru, verilerin toplanıp, olgularla ve deneyimle  ayıklanıp, eksenleştirilmesi sonuçlu  süreçtir. Doğrunun gücü,  etkisi tabiattan gelir. Doğa(yaşam) nın işleyişini “tahmin” edip, onca veriden süzerek çıkarmak, doğanın gücünü kullanmayı da beraberinde getiriyor. Bu güç, insanlığın imal ettiği ve imal edeceği diğer bütün güçlerin üstünde etkiye sahiptir.

Genel görecelik  ( izafiyet) yasasında, DO?RU toplumların doğayı algılayış seviyesine göre farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıklar birey olmamış çocuktan başlayarak, onu çevreleyen ailesi, sokağı ve bağlantı alanlarına yol alarak değişir; muhatap olduğu toplulukla, ortak eksen oluşturur.

b- Hücresel doğru__:

Doğrunun  algılayanlarca  “parçalara” ayrılması bizi şaşırtmamalı.  Yaşayan organizmaların milyonlarca hücresinin esnek bağlantılı hali. betim/ tasfir leyip aktardıklarımıza somut örnektir. Çerçevelerin yaşayabilir hali diğer bağlı ve kapsamlı çerçeveleri yadsımaz; aksine onların yapılarına destek olur. Doğru da yaşayan organizmalardaki hücrelerin haliyle eşdeğer, kişilerin ve çevrelerin zihinlerinde hücresel çapta yeterli büyüklüğe geldiğinde, yeni bir “doğruluk” çerçevesi için ayrılık gösterir ve kendi  “doğruluğu”nu inşa eder.

Doğruluğun hücresel çerçevesi  makroda inşa ettiği canlının “bedeniyle” bağlantılı oluşu, o hücrelerin  bütünü olan bedenin, verileriyle beslenmesin-dendir. İnsan, hayvan ve bitki bedenleri kendi  hücrelerinin verilerini oluşturup onları besler.  

Hücresel doğruluk, yaşayan beden ile bağlantılı olduğunda etkinlik gösterir. Ölen bir bedenin hücreleri, “doğruları” yaşamdan çekilip, yeniden başka beden ile yaşama girmenin “uzun” devranına  girmiş demektir. Bedenin ölüşüyle, hücrelerin ölüşü arasında ölüm algısının taşınması geometriktir. Domino taşları gibi tek tek ve sırayla ölümün bütüncül bedenin ardından diğer hücreleri intikali sıralaması yoktur.

c- İnkarcı/ yadsıyıcı  “doğru”__:

Doğru, tabiatı itibariyle yaşamla uyumludur. Yaşama karşı doğru kelimesi,  tırnak içinde ifade edilmeli;  paradoksal ama bozucu / statükocu  eylemler kendi açısından böyle ifade edilir. Adaletin geometrik ifadesi simetrik olandır; köşegenlik ve hologram ne kadar gelişmiş ise adalet o kadar tecelli etmiştir. Tam da burada  niteliklerin homojenliği sorunsalı akla gelecektir. Evet, simetrik olanda niteliksel uyumluluk vardır, olmalıdır. Toplumsal anlamda, mark şist  sınıf belirlemeleri burada kendini doğru olarak göstermektedir. Köylü, işçi, bürokrat, mavi yakalı, yönetici, işveren vb .. sosyolojik kademeler, ekonomik etkinin “kanatlarıyla” irtifa/ yükseklik ölçüsü  tutturup yaşamlarını daha “iyi” için sürdürürler. Bu kademelerin hava akımları, olanakları, görüntü zenginliği, doğal olarak birbirlerinden  farklı olacaktır.

Eşitlikçiliğin handikabı, eşitsiz gelişmişliktir. Toplumun gelişmesi demek, toplumun her bir ferdinin eşitsizliğini  insan-calığa yükseltilmesi demektir. Doğruyu arayan akıl sahipleri/entelektüeller bu tespite yönelik çaba sarf etmediklerinde, kullandığı kriterler, bulgular ve savlarıyla gerçeğe aykırı, akışı inkar eden “akıl” ürünleri türetmiş olurlar. 

Diğer taraftan , haksızlığın yanında yer alan entelektüeller, akıllarını doğru karşıtlarına kullanmalarından dolayı  öncelikle akıllarına daha sonra doğruya ihanet etmiş olurlar.Bu tür kullanılmalar zorlayıcılığın dışında o aklın kendini imhasını doğurur.

Ölümü üreten de canlıdır, bunu yapıldığı  zaman ve  durum, bu  durumun yararını (üretim/yenileme)ve/ya zararını (yıkım, katl) belirler.Yatağında ölümü bekleyen hastaya öte nazi çözümü sorgulanmalı mıdır?! Diğer taraftan, tayfunların/depremlerin  kötü/zayıf yapılaşmayı; hastalıkların şifacılığı; devrimlerin umursamazlığı değiştirmesi geriletici ölümler midir? Entelektüellerin diktadan yana olup, gevşek beklenen demokrasinin (kendiliğindencilik) hızını artırıcı olduğu savları nasıl değerlendirilmelidir? Gibi onlarca geçişli kötülük ve iyilik etkinlikleri söylediklerimiz bağlamında çözüm beklemektedirler.

3- EGO KARŞITI   YAPTIRIM, YADA “HAVUZA “FİLTRE MONTELEMEK

 

Yaptırım, kendi başına dıştan içe doğru, güç/ceza , etki/kuvvet, sevk/emir,  duygu/ vicdan gibi kademeleri   içermektedir. Haksızlığın duyulması, bilinmesi, görülmesi, engellemeyi zorunlu kılmaktadır. Hak insanlığın ortak ihtiyacıdır. Hakkın kaynağı vicdandır. Vicdan, yaşama empati ile yaklaştıran, her şeyin birliği anlayışının içsel / ruhsal unsurudur.

Yaşamdaki  çeşitlilik (ayrılık , farklılık)  yaşamın zenginliğinin/yaşanılır kılınmasının/ mutluluğun gereğidir. Çeşitlilik, haksızlığın   değil, bütünlüğün (kozmik birliktelik)  mutluluk üreticiliğinin  kaynağıdır.  Tarihe balkıdığında, çeşitliliğin getirdiği ayrılık/ farklılık, baskıya, eziyete, sömürüye, acıya sebep olması  bütüncül bakışa göre çelişkidir; çünkü bütüncülüğün gelişmesi içsel zenginliğiyle doğru orantılıdır:  Ölüm, çeşitliliğin azalmasıyla; yaşam, artmasıyla belirginleşir.

Gelişimde sosyal tabakalar arasında dengeyi sağlamak adına uygulanan, statüko giderici girişim ve oluşumlara,  sabote  ve yıkıcılık yaparak;   karşıtlarını, bununla suçlamak statükoya yandaş olmuş zihin kapayıcı-ların işidir. Bilginin, gelişmesini engelleyen bilgi, ancak böyle tutumla özdeştir.

a- Benlik (ego)  tanımı:

Benlik ( ego )  kavramı (self-concept) terimi, bireyin kendi hakkındaki temsillerinin bütününü ifade etmektedir. Bu açıdan benlik kavramı, kişinin kendisi, vasıfları ve özellikleri hakkında sahip olduğu genel fikir olarak tanımlanabilir;  dolayısıyla bir kişinin, kendisine ilişkin bilişsel temsillerini içeren...

Benlik kavramı (self-concept) terimi, bireyin kendi hakkındaki temsillerinin bütününü ifade etmektedir. Bu açıdan kavram,  kişinin kendisi, vasıfları ve özellikleri hakkında sahip olduğu genel fikir olarak tanımlanabilir; dolayısıyla bir kişinin, kendisine ilişkin bilişsel temsillerini içeren algılarının bir özeti gibi düşünülebilir.
Benlik kavramı, insanların kendileri hakkındaki bilgilerine göndermesi dolayısıyla, benliğin bilişsel yanını ifade eder. Çeşitli imajların, şemaların, prototiplerin, anlayışların, teorilerin, amaçların, görevlerin bir bütünü ya da koleksiyonu olarak nitelendirilen benlik kavramı dinamik bir yapı özelliğindedir. Dolayısıyla, kişiler arası ilişkilerde, bireyin amaçlarına ve değerlerine göre uyum gösterir. Bireyin iç tutarlılığını ifade etmesi anlamında oldukça istikrarlıdır ve çevreye uyma anlamında da esnek bir özelliktedir. Benlik kavramının duruma göre değişmelerini, aktüel benlik kavramı olarak adlandırmak da mümkündür.

Benlik kavramının genel olarak sosyal faktörlerden etkilendiği kabul edilmektedir. Benlik kavramı, bir yandan diğerlerinin bireye gönderdiği imajlarda kök salmakta, öte yandan diğeriyle karşılaştırmalardan (diğeriyle kontrasta girme yoluyla) beslenmektedir. Sosyal faktörlerin dışında bellek de, önemli bir bilgi kaynağı sayılmaktadır.

Bazı yazarlar bellek ve benliği aynı bir şeyin iki yüzü gibi görmektedir. Zira kişisel olgu ve olayların depolandığı otobiyografik belleğin genişliğini vurgulayan yazarlar, benliğin, bellekte saklanan en gelişmiş ve en zengin yapılardan biri olduğunu öne sürmektedirler.

Benlik tanımında benlik kavramlarından bazıları, daha önemlidir. Bunlar benliğe ilişkin enformasyonların işlenmesinde etkin bir rol oynayan benlik şemalarıdır (Markus değinisi) ya da bir başka deyişle kronik olarak ulaşılabilir benlik kavramlarıdır (Higgins değinisi ). Diğer bazı benlik kavramları, bireyin duygusal ve motivasyonel durumlarına veya sosyal koşullara göre ulaşılabilir hale gelirler, yani belirli bir olay veya duruma tepki olarak devreye girerler;  örneğin iş (yaşamındaki) benlik kavramı gibi.

b- Yaptırım.

Sosyal kuralların  düzenini korumaya yönelik etkiler bütünü. Genellikle iki kısımda değerlendirilir: Maddi ve manevi yaptırım.

ba- Maddi  yaptırım:

-kanunlar ya da ahlak kurallarını uygulamayı ve uygulamayanları cezalandırmayı amaçlayan, maddi manevi caydırıcı cezalar bütünü.

-bir hukuk kuralının ihlaline tepki olarak gösterilen ve hukuk düzeni tarafından ön görülen cebir önlemidir.

-ceza hukukunun olmazsa olmazı.

-herhangi bir kuralın koymuş olduğu emir ve yasaklara uymama durumunda karşılaşılacak olan tepkidir. din, ahlak ve görgü kurallarının yaptırımı manevi (ayıplama, kınama, vs.) hukuk kurallarının yaptırımı ise maddidir (icra, cebri icra, tazminat, hükümsüzlük, iptal).

bc- Manevi yaptırım :

Hukuk kurallarının dışında, diğer sosyal kurallara   (örf adet din vb) uyulmadığında ortaya çıkan yaptırım şeklidir. Toplumların gelişmesi, önceleri devletlerin gelişmesi giderek devletin izin verdiği kadar bireylerin gelişmesi; şimdilerde ise; bireylerin gelişmesi giderek, bireylerin oluşturduğu kurumların gelişmesi anlayışına evirilmektedir.

 SONUÇ VE ÇÖZÜMLEME :

Maddi yaptırım devletin değil, bireylerin menfaatini koruyan anlayış ve esasla düzenlenmelidir.

Maddi yaptırımlar bireyi geliştirici olmalıdır.

Maddi yaptırımların doğruluğu uygulamada manevi yaptırımlara evirilmesini getirmelidir.

Manevi yaptırımlar acizlik ve yetmezlikten çıkarıldığında geliştirici olur.

Ahlak, bireyin çevresini ve özünü istismar/ sömürü/ bozuculuk/yıkıcılıktan koruyarak yaptığı gelişmedir.

                                                                                                          Özer Ataç 


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Enes YALÇIN [ 20 Şubat 2010 07:57:15 ]
Bir yanlışı düzeltelim:

Entellektüellik değil Entelektüellik

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link