Yeni Felsefenin İlkeleri IV
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2726  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  02 Aralık 2006

İNSANIN BEDENİ

 

DIŞ GÖRÜNÜŞ

 

İnsan bedeninde baş, gövde ile kol ve bacaklar ana kısımlardır. Başın üzerinde iki göz, iki kulak, iki delikli burun ve içinde 32 diş ve bir dil bulunan iki çeneli ağız yer alır. Gözlerin üst tarafında kaşlar ve üzerinde de kirpikleri olan göz kapakları vardır. Başın üst ve arka tarafları saçlarla örtülüdür. Baş, kol ve bacaklar gibi gövdeye bağlıdır. Baş, bir küre biçimindedir. Gövde kalınlığı baş çapı kadar, eni ise bunun iki katı kadar olan bir yumurta kesitli silindir şeklindedir. Gövdenin boyu üç baş yarıçapı kadardır. Baş, üstten boyun ile bağlıdır. Boynun kalınlığı baş yarıçapı kadardır.  Bacaklar alttan, kollar üst yanlardan bağlıdır.

 

Çift koldan her biri gövde kalınlığı uzunluğunda üç kısma ayrılır. Omuz dirsek, dirsek bilek ve bilekten sonrası.  Bilek de tarak ve parmak kısımları olarak yarıya bölünür. Bir elde beş parmak bulunur. Dördü bir tarafta, birisi diğer taraftadır. İşaret parmağı baş yarıçapı kadardır. Parmağın yarısında bir boğum, onun yarısında bir boğum daha, onun yarısında da tırnak başlangıcı bulunur. Eller sağ ve sol olup simetriktir. Bacaklar da kollara benzer. Kalça ve diz kapağı arası 4, diz kapağı ve topuk arası 4 el parmağı uzunluğundadır. Topuk yüksekliği bir parmaktır. Ayak tabanı, el uzunluğu kadardır. Parmaklar dörtte bir parmak kadar kısalmıştır. Ayak tabanı ve üstü, iç ve dış topuk vardır.

 

Gözlerle görülür, kulaklarla işitilir, burunla nefes alınır ve verilir, ayrıca koku alınır. Ağızla yenir ve içilir, nefes de alınır. Dişler çiğnemeye yarar. Dil karıştırma işlerini görür, ayrıca dil ile sesler çıkarılabilir. Ellerle dokunulur ve tutulabilir. Parmaklarla tutulanlar istenildiği gibi hareket ettirilebilir. Avuç ve parmaklara iş yaptırılabilir. Ayaklarla yürünür ve sırta, omuza veya kollara alınan yükler taşınabilir.

 

Vücudun her tarafı deri ile kaplanmıştır. Zaman zaman terler ve dokunulduğunda hisseder. Ayrıca deri ile sıcaklık ve soğukluk ta hissedilir. Gövdenin alt tarafından dışarıya sıvı ve hamur şeklinde pislikler atılabildiği gibi burada yer alan üreme organları aracılığı ile nesillerin devamını sağlayan erkek dişi birleşmesi sağlanabilir. Dişi bu birleşmenin sonucunda çocuk doğurabilir. Karşı cinslerin birbirleriyle ilişkileri kendilerine zevk verir.

 

Bunların dışında kol ve bacaklarla parmakları, baş ile gözler ve çene ile dil kontrollü olarak hareket ettirilebilir. Ayrıca dışarıdan vücuda bir darbe gelmesi veya onda bir yara oluşması durumunda acı hissedilir. Vücudun içerisinden de sancılar duyulabilir.

 

 

VÜCUDUN İÇ YAPISI

 

Vücudu kaplayan deri deliklidir, üzerinde tüyler bulunur ve dış ve iç deri olarak iki kısımdan oluşur. Dış deride kan yoktur. İç deri ise kılcal damar ve sinir ağları ile doludur. Gövdede ağızdan başlayarak içe doğru uzanmış ve alttan dışarıya açılan bir iç kanal yer alır. Bu kanal yemek borusu, mide, ince barsak ve kalın barsak olarak dörde ayrılır.  Çene altında tükürük bezleri vardır. Ağızda tükürük bezlerinin salgılarıyla hamur haline getirilen yemek, yemek borusuyla mideye ulaştırılır. Midede yine değişik bezlerden gelen sıvılarla tamamen lapa haline getirilerek ince bağırsağa gönderilir. İnce bağırsaktan vücut organizması için gerekli maddeler bağırsak tüyleri aracılığı ile emilir. Sonra kalın bağırsağa geçer. Kalın bağırsakta su kısmı emilir ve tekrar hamur haline dönüştürülür ve işe yaramayanlar dışarıya atılır.

 

Bağırsaktan emilen işe yarayışlı gıdalar kan damarları aracılığı ile kalbe gelir ve yine bu damarlar aracılığıyla bütün vücuda dağıtılır. Vücudun her tarafı hücre adı verilen küçük küçük odacıklardan oluşmuştur. Oralarda çeşitli hayati faaliyetler olur.

 

İşte besin maddeleri ve sular bu hücrelere gelir. Bu odacıkların her biri bedene benzer ve bedendeki sistem onlarda da vardır. Su ve besin maddelerini alıp kullanırlar ve bir takım artık maddelerini, yine kana iade derler. Kan bunları alır tekrar kalbe getirir. Bu arada kan derilere giderek ter aracılığı ile dışarıya bazı tuz ve suları, böbrekler de ise parçalanmış asitleri idrar olarak su ile birlikte dışarıya atar. Ciğerlere gider orada kullanılmış gazları havaya verir ve bu hava nefes borusu ile ağza veya buruna gelir ve dışarıya atılır. Dışarıdan temiz hava alınır kana karıştırılır. Kan onu da yine hücrelere ulaştırır.

 

Vücudun dik tutulabilmesi için kemiklerden yapılmış iskelet vardır. Bunlardan diş sayısı kadar kemik bir kolumuzda bulunur. 14 kemik parmaklarda bulunur ve bunlara omuzdaki iki kemik eklenirse on altı eder. Sekiz kemik bilekte yer alır, beş kemik de el tarak kemikleri şeklindedir. İki kemik dirsek ile bilek arasında, bir kemik de omuz ile dirsek arasındadır. Ayak kemiklerinin sayısı kol kemikleri kadardır. Sadece topuk kemikleri bileğin aksine bir eksiktir ve yedi kemikten oluşur. Bu eksik kemik diz kapağında yer almaktadır.

 

Gövdemizde 32 kemikten oluşan omurga, içinde de omurilik bulunur. Ayrıca 24 kaburga kemikleri ile 3'ü kuyruk sokumu 2'si kalça kemiği ve 1'i de göğüs kemiği olarak gövdede 62 kemik vardır. Başta ise 14 kemik bulunmaktadır.

 

Bu kemikleri ve kalp gibi bazı organları kontrollü hareket ettiren kaslar vardır. Bunlar vücudun motorlarıdır. Vücutta bunlardan başka bir de sinir sistemi vardır. Sinir sistemi bedendeki her türlü haberleşme sistemini sağlar. Vücudun her hangi bir noktasında ortaya çıkan bir uyarı, sinirler tarafından hemen omuriliğe iletilir. Yapılacak anlık işler varsa omurilik onu hemen yaptırır ve her durumda beyni bilgilendirir. Beyine gelen bu bilgiler değerlendirilerek gerekli yerlere, gerekli uyarılar gönderilir ve böylece ilgili organların şartlara göre uygun hareketleri sağlanır.

 

Beyinde elektrik-elektronik devreleri yer alır ve bu devrelerle insan beyni çok gelişmiş bir bilgisayar durumundadır. Beyinde dışarıdan gelen uyarılar alındıktan sonra bu uyarılardan birlikte gelenler tespit edilir ve bu şekilde varlıklar beyinde tanımlanır. Ekşi, sarı ve yuvarlak uyarıları beyinde birleştirilince limon adı verilen bir varlık tasarlanmış olur. Ondan sonra bu varlık hep böyle algılanır. Rengi ve şekli görüldüğünde tadının ekşi olacağı bilinir.

 

Beyin bunun dışında gelen uyarıları belleğine yerleştirir ve onu gerektiği zaman hatırlar. Ayrıca beyinde muhakeme yapılarak olabilecekler hakkında sonuçlar elde edilir yani hükümler verilir. Adeta beyinde kainatın haritası vardır ve bu haritalar sayesinde dış alemle ilişki kurma mümkün olur.

 

Bugün yine bu beynin yaptığı bilgisayarlar da dışardan uyarılar almakta, aldıklarını tanımlayıp belleğinde saklamakta, bellekten aldıklarını muhakeme yoluyla değerlendirip bir takım yeni bilgiler üretebilmektedir. İnsan beyninde yukarıda söylenenden daha fazla bir şey vardır ki, o da zekadır. Beyin yenilikler yapabilmekte ve yeni durumlar karşısında yeni çözümler getirebilmektedir. Oysa bilgisayarlar sadece kendisine öğretilen işlemleri süratle yapabilmektedir.

 

Bütün bu bilgilerden şu sonuçlara gidilebilir: İnsan bedeni mükemmel bir makinedir. Her türlü düzenlemeler en iyi şekilde yapılmış ve varlığını sürdürmesi için tedbirler alınmıştır. Ne var ki, bedenler yaşlanıp ölmekte ve kendisinin yerine yenileri gelmektedir.

 

 

İNSANIN RUHU

 

İnsanın bedeni cansız bir makine olarak düşünülebilir. Vücutta gerçekleşen birçok işlem, vücut dışında cansız varlıklar bir araya getirilerek insanoğlu tarafından yapılabilmektedir. Bu şekilde insan bedeni var edilemeyecekse de nasıl oluştuğu hakkında bilgi sahibi olunacaktır. İnsan bedeninin her hangi bir parçasının yapılamayışının sebebi onları sıralayacak bilgi ve tekniğe sahip olunamayıştır. Yoksa bedende topraktaki maddelerden başka bir şey yoktur.  Bedenin canlılığı bir makinenin çalışması gibi düşünülebilir.

 

Ne var ki, insan hiçbir zaman bir makineden ibaret değildir. İnsan bedeninin tamamen aynısı olan bir robot yapıldığı düşünülsün. Ona vurulduğu zaman, sanki acımış gibi, aynen insanın vereceği tepkiyi verebilir. Ama hiçbir zaman ona haksızlık yapılmış olunmaz. Haksızlık olsa bile, robotu yapan insana veya sahibine yapılmış olur. İnsanda bu durumu insana döndürecek, bedenden ayrı bir de ruh vardır.

 

İnsan bedeni hakkında çok şey bilinmektedir. Bu bilginin tamamı yalan veya yanlış olabilir. Parmağı kesilen bir kimsenin parmağı ağrımaya devam eder. Oysa parmak yok olmuştur. Gece rüyada birçok şey görülür, hatta mesela parmağın koptuğu da görülebilir. Ama uyanınca hiçbirisinin doğru olmadığı anlaşılır. Sinema ve televizyonda seyredilen olayların hiçbirisi o anda olmamaktadır. Çoğu da montajdır ve olmamıştır. Öyleyse beden hakkında çok şey biliniyor ama hiçbirisinden tam emin olunamıyor. Ruha gelinirse, rüya gerçek değildir ama kişinin rüya görmesi gerçektir. Sinemada seyredilen gerçek değildir ama insanın seyretmesi gerçektir. Öyleyse kesin bir şey bilinmektedir ki, o da ruhun varlığıdır.

 

Denilebilir ki, ben ruhtan da şüpheleniyorum. Beyin de belki kendi yokluğunu iddia edebilir. Buna, yok olsaydın bunu diyemezdin, cevabı verilebilir. Dolayısıyla, bu yazılanlar eğer şimdi okunuyor ve okunulanın farkına varılıyor ise bunları okuyan vardır yani ruhu da vardır. Bu bilgisayar da okuyabilir ama farkında olmaz.

 

Artık ruhsal olaylar ele alınabilir. İnsan bedeni anlatılırken göz görür denilmişti. Göz fotoğraf makinesi gibi gösterir ama görülen nesneler ruhla algılanır. Sesler de öyle, sesler de bir kulaklığın aldığı gibi alınır ama onu duyan ruhtur. Tat da, koku da böyledir. Sertlik yumuşaklık, yakınlık uzaklık,  sıcaklık soğukluk hep insan ruhu tarafından duyulur. Ayrıca bir yere batırıldığı zaman acımakta, sancı acı vermektedir. Başarılar insanı sevindirmekte,  bazı tehlikeler korkutmaktadır. İnsan ruhu bütün bunları yaşamaktadır. Bunlar rüyada da hatta filim seyrederken de yaşanıyor.

 

İnsan kendi ruhunun yaşayışını hep bedeni içinde algılar. Ele batırıldığında acı sanki elin kendisinde hissedilir. Beyin olmadıkça ruh kendi varlığından bile haberdar olamaz. Nitekim uykuda iken rüya da görülmüyorsa zaman geçmez ve sanki o sırada yaşanmamış olur. Ama rüyada veya ayıkken varlık bütün ayrıntılarıyla bilinebilmekte ve değişik ruhsal olaylar yaşanabilmektedir.

 

Burada hatırlatılması gereken ikinci bir nokta da insanın kendi bedenini kendi organlarıyla algılayabilmesidir. Ruhsal olaylar ise doğrudan doğruya yaşanmaktadır. Ancak başkası da yaşanan ruhsal olayları yaşıyor mu yoksa bir robotun yaptığı hareketleri mi yapıyor? Bu sorunun cevabı benzetme yoluyla verilebilir. Sevinildiğinde herkesin gülmesi, bir şey istenildiğinde elin uzatılıp istenilenin alınması, herkesin benzer ruha sahip olduğunu gösterir. 

 

Gerçi konuşuyor alışveriş yapıyor ve ruhlar da anlaşıyor. Neden şüphe edilsin denilebilir. Ancak bunu iyi yapılmış ruhsuz robot da yapar. Ancak o robot durup dururken size bunları anlatamaz. Fakat şu satırların yazılmasında olduğu gibi, insan anlatabildiğine göre robot değildir. Ruhsal olayları yaşıyor, acıkıyor, susuyor, sıkılıyor, seviniyor, korkuyor, üzülüyor, kızıyor. Bunların insan yüzü ve davranışlarında, seslerinde belirtileri var. Böylece bir insan diğerinin hallerini bilmektedir.

 

Beyne ulaşan bedensel olaylar insan bilincine de ulaşır. Yani ruhu haberdar olur. Böylece bu olayların tamamı ruhsal olaylara dönüşür. Ayrıca beden ruhtan emirler de alır. Kararları beyin oluşturur ama tercihleri ruh yapar. Nasıl bilgisayarın tuşlarına basıldığında ona göre hareket eder, nasıl arabada şoför direksiyonu ne tarafa çevirirse araba o tarafa giderse, bedende de ruh aynı işlevleri yerine getirir. Beden insanın ruhuna verilmiş ve bilgisayarla donatılmış bir arabadan başka bir şey değildir.

 

Bu açıklama bizi şu noktaya getirir: Beden bir makineden başka bir şey değildir. Görevi insanın ruhuna kainatı tanıtmak ve oraları seyrettirmekten ibarettir. Ne var ki, ruh da kendisi tek başına varlığını sürdürememektedir. Yani ancak beden ile beraber olduğu zaman kendisinden haberdar olabilmekte ve ruhsal olayları yaşayabilmektedir. Bedenden ayrılması ile ruh varlığını gösterememektedir. Öyleyse insan ne sadece bedendir, ne de sadece ruhtur. İnsan ruh ile bedenin toplamı da değildir. İnsan ruh ile bedenin çarpımıdır. Ruh ile beden birleşince insan var olmakta ve ruh ile beden ayrılınca insan yok olmaktadır.

 

Şimdi burada insanın ruhu uykuda ne oluyor denilebilir. Ruh zaman ve mekan içinde olan bir varlık değildir. Bedenden ayrılır ayrılmaz onun için zaman durmakta, rüyada veya uyanıkken tekrar başlamaktadır. Oysa uykuda iken beden zaman içinde varlığını sürdürmektedir. Bunu açıklamak zor olsa da, bugün ilim kesin olarak bunun mümkün olduğunu tespit etmiştir. Bu olay şöylece anlatılabilir:

 

Uzaya araç yollanmakta, gidip geri dönmektedir. Hesaplar göstermiştir ki, uzaya ışık hızı ile bir araç atılsa ve bu araç gidip geriye bin sene geçtikten sonra dönse, araçta yaşayan insan hemen gitmiş ve gelmiş gibi olur. Işık hızının yarısı ile atılsa yeryüzündeki kırk yaşında olan delikanlılar altmışına varırlar, oysa giden adam elli yaşında geri döner. Yani birlikte değil, ruh ve bedenler bile ayrı ayrı yaşlanabiliyor. Gerçi bu olayların bu mertebede deneysel ispatı şimdilik yapılamamıştır. Ancak basit deneyleri yapılarak hesaplar doğrulanmıştır.

 

Uzaya atılan araçlara, yirmi elektronik saat konulduğunu düşünelim. Aynı saatlerden yirmisi de yeryüzünde bırakılsın. Atılan roketin hızı değerlendirilerek uzay saatlerinin ne kadar geri kalacakları hesaplanabilir. Bu belki bir kaç saniye kadar küçük olacaktır. Çünkü yeryüzü yörüngesinde daha hızlı hareket etmektedir. Bu deney yapılmış ve gerçekten uzaydaki saatlerin hepsi geri kalmış ve yerdeki saatlerin ise hepsi aynı zamanı göstermiştir. Bu deney böyle yapılmamıştır. Ancak benzer deneyin sonuçları bu açıklamada kullanılmıştır.

 

İşte insanın ruhu ışık hızıyla bedenden ayrılıp yine ışık hızı ile döndüğü için onun bedenden ayrı bir zamanı yoktur ve ayrı bir zamanda yaşamamaktadır. İnsan madem ki, ruh ve bedenin çarpımından ibaret ve bedenin ruhtan ayrı zamanı varsa da ruhun olmamaktadır. Çünkü ruh zaman ve mekan dışı varlıktır. İnsan doğmadan önce ruh-beden ikilisi şeklinde yoktu ve öldükten sonra da bu anlamda olmayacaktır. Eğer insan dirilecekse bedeni ile dirilecektir. Bu hususta son bölümde bilgi verilecektir.


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış