Harp Oyununda Darbe Saklamak
Kategori: Güncel  |  Okunma: 1637  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  26 Şubat 2010

 

 

HARP OYUNUNDA DARBE SAKLAMAK ;

YADA  AYRIMLIYKEN KAHRAMAN AYRIMSIZKEN İNKARCILIK.. 

 

 

l)   GERÇEK HAK DİNİN,  BİRİCİK KRİTERİ:

 

İnsanlık tarihi  binlerce yıl içinde çeşitli istismarlar görmüş, bunların en büyüğü  insanın doğrudan kalp ve akıl bileşimine yapılan din istismarıdır. İnanç insanın dışarıya karşı en güçlü içeride en zayıf alanıdır.İstismar, sömürü şebekeleri bu yüzden bu alan üzerinden kuşatma ve kullanmalar yapagelmişlerdir.

 

İnsan aklı sorgulama solumasıyla yaşamını sürdürür. Sorgulama,varlığın içyüzüne ulaşmayı ve kendisiyle ilişkilerinde tanımayı amaçlar.İnsan sorgulamaya önce kendinden başlar giderek, çevresine ve zihinsel olarak ulaştığı her şeye  sürdürür.

 

Din,insanın kendine ve doğaya yönelik sürdürdüğü sorgulamanın kaçınılmaz bulgusudur. Bu bulgu kendi içinde bitimsiz ve öznenin yaşamına koşut değişkenliğini sürdürür.Dinin dışında ve içinde olmak bedenin içselliğini idrak ile “dışarıya” yönelik yaşamaktır.

 

Sorgu ve bilgi etkinliği uyum sağlamak amaçlıdır. Uyum ile yaşamın zorlaştırılması veya engellenmesi  olasılıkları giderilmek istenir. İçsel ve dışsal etkilerin kişililik dejerasyonları  uyum frekansıyla  nötrleştirilir.

 

Güvenlik ihtiyacı insanlığın fiziki en temelli ihtiyacı olması sebebiyle, giderici çözümlerin olumlandığı haller yaşamın insanla uyumlandığı haller olarak tanımlanabilir. Uyumlanma halinin  bilimsel olarak ilkeleşmesi hukuk ve adalet ile kurumsallaşır. 

 

İnsanların korunağı olarak oluşturulmuş hukukun uyumlanma gücü, içini dolduran adalet ile belirlenir. Adalet, hukuk dairesi içinde kalan insanlığın, homojenliğini zorunlu kılar; her kim ya  da kurum   hangi gerekçeyle olursa olsun, bu zorunluluktan  istisna edilirse, hukuk dairesinin bir hücre gibi yaşamasını sağlayan sitoplazma hükmündeki adalet alanına virüs/ayrımcılık   sokmuş olur;  ki artık o hücre/sistem, ölümcül  hastalığa tutulmuştur.

 

Bu bağlamda, din kendi önerdiği iç yansımalı dışsal havzasında bu yaşam dairesinin  içinde yaşayan insan dahil, tüm yaşam biçimlerinin yargılanabilirliğini hem kendinin hakikiliğini hem de tercih edilen sistemin yaşanılırlığını sağlamış olur: Yargılanamayan hiçbir kişilik veya kurum yoktur! Yargılanmaz yalnız Allah’tır!! Böylelikle, dinin referans kaynakları olan doğa ve yaşam izlenim/bulguları da anlayış, yorum, tatbikat  etkinleri bakımından da dokunulmazlıktan çıkar.Hangi din ya da sistem yargılanmayan ihdas etmiş ise onun karanlık yolcu / yaşam kırıcı  olduğunu peşinen söyleyebiliriz.

 

 

2)  YARGILANMAYAN GÜÇ YIKICIDIR:

 

İnsanlığı belirleyici güçleri (önderler, kuvveti elinde tutanlar, hakim guruplar) diğerlerini de etkileyerek, durum koruması anlamında ve etkilediklerini de yanlarında tutmak için geleceğe yönelik umutlar  vaat ederek devletler kura gelmişlerdir. Güvenliğin sistematik /otomatik (sürekli, yaygın) hale gelmesi için kurulan bu devletler,  kazançlarıyla besledikleri orduları kendilerini de çerçeveledikleri hukuk dairesinde adalet taramasından istisna ettiklerinde varlıklarını olumlu sürdürebilmelerini sabote etmiş olurlar.

 

Yaşamın sihhat paralosı şudur : Yargılanmayan organizma, türev veya mükemmellik yoktur !

 

Kurucu kadro veya iradede dahi kendi “emeklerini” yaşatabilmeleri için bu parolayı kendilerini de içine katarak uygulamalıdırlar. Kuruluş aşamasında böyle bir “tevazuu” benimsemek, kuruluş hedeflerini aksatma olasılığını  içinde barındırsa da;  bu olasılık, kendilerini bu göreve soyunduran önceki sistemin, başlangıç ya da sonrasında temizle(ye)mediği  virüsten olduğundan, kendilerinin de böyle bir akıbete düşmemeleri içi

işleyen akıl gereği ve zorunludur.

 

Silah mekanızmasının emniyeti onun barış içinde güvenlikle kullanılabilmesi içindir. Orduların emniyeti de onların hukuk içinde kalıp gerektiğinde “kasmadan” yargılanabilmeleridir.

 

Diğer taraftan hukuk ve yargılama erki de aynı şekilde hukuk ve yargılamaya tabiidir.

Hukukun yaşam alanı adalettin homojenliğiyle sağlandığından; uygulayıcıları en önce ve erken biçimde bu adalet sisteminde yargılanabilmelidirler. Böylelikle varlıklarının oluşturulmasının samimiyetini ancak kanıtlayabilirler.

 

 

3) HALI ALTINDAKİ PİSLİKLER:

 

Balyoz planının dehşet, vahşet ve inanılmaz senaryolarının “harp oyunu” savunmasıyla savuşturulmaya çalışılması gücün bulunduğu yerde sağlıklı aklın olamayacağına dair güncel ve ibretlik kanıttır.

 

Temizlik ödevlisinin halı altına süpürdüklerini bulan ev sahibine diyeceği nedir?!  Bulunan bu pislikler logar patlaması niteliğinde olduğunda ev sahibi ne hisseder? İnkarcılara, verilen bu örneği   kurum lojmanlarının seçkin kullanıcılarının evlerinde logar  akıntılarının  divan altına saklandığını,  , kendilerinin de “ kokudan” ( konut site sorumlusu hükmündeki Nato ‘dan))  ortaya çıkardıklarını, hayal edecek empatiye davet etme yeteneğimiz olsa milletin aydınlarının neden figan ettiklerini ancak anlayabileceklerdir.

 

Aydınların, imtiyazlı sistem içinde, alışılmış hempanın perdesini aralama dürtü ve güdülerinden dolayı, ayrı tutulanlarca,  hain (perde kaldırıcı/tecavüzcü) olarak karalanması

profesyonel hampacılığın doğal refleksidir. “Hain!!” yaftası, ayrımcılık (tan ya da ) kaynaklı ise sahtekarlıktır.Hain lik emanet edenin zaaflarıyla emanete el koymaktır.

 

 

 

4 )  AYRIMCILAR VE YALAKALAR:

 

 

Tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkar? Sorunsalı ayrımcı mı yalakayı doğurur yalaka mı ayrımcıyı doğurur ikilemine yansımıştır. Medya ve türleri bu oluşumda kara akıl sahiplerine en güzel örnektir.

 

Tavuk oluştuğunda bildiğimiz  yumurta ortaya çıkacaktır. Oluşumunu tamamlamamış tavuk çıkardığı yumurtalar söz konusu yumurtalar değildir. Yumurta tavuktan çıkar ve sonra  hem tavuğa hem de diğer yaşama katkı sağlar.

 

Medya ve türlerinin içindeki karanlık akıl inkarcılığı, gücün (ordu ve/ya yargının) aslını inkar kaynağıdır. İnkarcı akıl, varlığını sürdürebilmek için kurduğu bu örtük şebekeyle gücü

Karanlığa alet edegelmiştir. Böyle bir gücün, düşeceği olumsuzlukta atılacak “ilk taş” yine karanlık akıl taraftarlarından olacaktır.

 

SONSÖZ  VEYA ÖNERİ:

 

Yalan, iftiranın toplumda  rahatlıkla  önemsenmeden ortaya çıkması; karanlık beslenicilerce  gıda olarak güncelleşmesi,  sözünü ettiğimiz   yıkıcı yapıyı kurumsallaştıracaktır. Basit, insani ilkelerden olan yalan söylenmezliğin,  tek tek ve hep beraber, her bulunulan yerde savunulması,  hemen  atılacak ilk küçük  adım,  toplumsal “kurtuluş” için çok ucuz bir reçete olarak önümüzdedir; buna yeni “ikinci cumhuriyetin” ilk tuğlası da diyebiliriz. 

 

 

                                                                                     Özer Ataç


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link