Doların Zevali
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1515  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  27 Mayıs 2010

  DOLARIN ZEVALİ

 

Endülüs’ün altın para ekonomisini önce Güney Avrupa kentlerine, sonra da tüm Avrupa’ya taşıyan Yahudi tüccarlar, yol ayrımına gelmişlerdi. Ya Avrupa’nın aynî – mal ekonomisini altın para ekonomisine dönüştüreceklerdi ya da sermayeleri ile dünyanın başka coğrafyalarına taşınacaklardı.

 

Yüzyılların ticaret burjuvazisi ne yapacağını iyi biliyordu ve onu yapmaktan da geri durmadı: Saygın kilise ve manastırları önce altın paranın kolaylıklarına, sonra da borç para harcamaya alıştırdı..

 

Her borç ödemesinde karşılaşılan zorlukların benzerleri Kilise ve manastırların da başına geliyordu. Bazen israftan, bazen de tarım ve hayvancılıktan beklenen verimin alınamamasından dolayı borçların ödenemediği oluyordu. Nedeni ne olursa olsu borçlar ödenemediğinde de sorun çıkıyordu. Fakat ticaret burjuvazisinin geniş hoşgörüsü kiliseyi şaşırtacak düzeydeydi. Ama küçücük ricaları olmuyor da değildi.

 

Aristokrasi karşısında “itibar” isteyen ticaret burjuvazisine bunu vermek Kilise için sorun değildi. Kiliseyi, derebeylerini, aristokrasiyi borçlandıran ticaret burjuvazisi kralları da borçlandırmaktaydı... Yüzyılların tecrübesi konuşuyordu.

 

Derebeylerin tasfiyesi, aristokrasinin zayıflaması, faizi helalleştiren ve milli kiliselere cevaz veren protestanlığın güçlenmesi, aslında yeni doğmakta olan bankerlerin zaferiydi. Bankerlerin önü açılmıştı ve duracak da değillerdi. Daha önceden kurdukları ve ticari faaliyetlerinde yararlandıkları “derin örgütler”i elde ettikleri mali imkanlarla güçlendirerek yaygınlaştırdılar.

 

Avrupa’yı denetimi altına alan büyük sermaye, sömürgeleşmeyi ve sanayileşmeyi de finanse etti. 

 

1620’den sonraki yıllarda Osmanlı Devleti’nin önemli ticaret liman kentlerinde koloniler oluşturan Avrupa ticaret burjuvazisi, önce Osmanlı ekonomisini, sonra dış politikasını, bürokrasisini, yenileşme hareketlerini, azınlıkların protestanlaştırılmasını, kışkırtılmalarını, iç isyanları, eğitim, hukuk ve idari yapısını…en sonunda da parçalanmasını finanse ettiler.

 

Bu yönlendirici müdahaleyi sadece Osmanlı’ya yapmadılar; güçlerinin yettiği dünyanın her bölgesinde yaptılar ve başardılar. Dünya savaşlarını bile finanse edecek kadar zengin olan az sayıdaki kişiye bu gücü sağlayan ana faktör de “faiz”dir.

 

Altın para ekonomisinin sınırlı gücünü, sınırsız hale getirmek isteyen bankerler “kağıt”tan parayı, sonunda dünya parası yaptılar ve para ile elde edilebilecek iktidarın sınırsız olanaklarına kavuştular.

 

Dünyanın bütün devletleri hızla borçlandırıldı, sonra da halklar doları kullanmaya teşvik edildi. Buna engel olan rejimler ise yıkıldı… Bütün engeller ortadan kalkınca da denizler mürekkep, ormanlar kağıt oldu ve dolara dönüştürüldü.

 

Fakat “sınırsız” güç kullanmak Allah’a mahsustu. Sünnetullahın “azalan verimler kanunu” işlemeye başladı. Parayı çoğaltmak mümkündü ama paranın satın alma gücünü arttırmak kolay değildi; aksine para çoğaldıkça satın alma gücü de o oranda azalıyordu.

 

Patronlar bir noktadan sonra işi iyice çirkinleştirmeye başladılar. Deniz mürekkebinden elde ettikleri dolarları ile, dünyanın tüm önemli ve değerli tesislerini “özelleştirme” adı altında ele geçirdiler. Türkiye gibi özelleştirme dinine direnen bir iki ülkenin de düşmekte olduğu bu günlerde “sınırsız güç” kullananların hiç de rahat olmadıklarını görüyoruz. Çünkü devletlerin bir kısmı ödenemeyecek ölçüde borçlandırılmış durumdalar ve adı konmamış bir iflası yaşıyorlar. Diğerleri ise ellerindeki tüm tasarrufları baskı ile dolara dönüştürmüşler. Gelişmiş ve gelişmekte olan devletlerin hepsinin merkez bankalarında da dolar fazlalığı rekor düzeyde..

 

İşte bu noktada, patronların Sünnetullahın azalan verimler kanununa çarptıklarını ve takılı kaldıklarını görebiliyoruz. Çaresizliklerine çare arayan patronların buldukları çözümlerin de çözüm olmadığı biliniyor. İşte bu noktada, önümüzdeki yıllarda nelerin olabileceği merakla beklenirken, en azından biz, kendi adımıza beklentilerimizin neler olabileceğini mütevazi köşemizde kayda alalım, diyorum:

 

Tasarruflarını dolara yatırmış, tehdit altındaki ülkelerden bir iki tanesi, ellerindeki dolar fazlasını dünya piyasalarına sürmeye başlayacaklar.. Bu olay doların değerini hızla düşürecektir. Doların aşırı değer kaybetmesinden paniğe kapılan diğer devletler de, merkez bankalarındaki fazla dolarlardan kurtulmaya çalışacaklar ve onlar da dolarlarını dünya piyaslarına süreceklerdir. İş bu noktaya geldiğinde de dolar, geri dönüşü olmayan bir düşüşe geçerek SSCB Rublesi olacaktır. Dolar Ruble olunca, çok değersiz olan bu parayı elde etmek de çok kolay olacaktır. Dünyanın en yoksul ve borçlu devleti bile borcunu ödeyebilecek duruma gelecektir. Muhtemelen alacaklı kişi ve kurumlar, pul olmuş dolarla ödemelerin yapılmasını istemeyeceklerdir. Bu arada birçok ara gelişme olacaktır fakat bunlara şimdiden değinmek istemiyorum…

 

Dünyanın patronları, böyle bir geleceğin kaçınılmaz olduğunu bildiklerinden dolarlarını özelleştirme yolu ile mala dönüştürmüşlerdir. Bence asıl sorun bu noktada çıkacaktır: Dünyada hızla “millileştirme” hareketi başlayacaktır. Üç-beş yüz milyon veya bir-iki milyar dolara özelleştirilmiş tesisler, değersiz dolarlarla geri alınacaktır. Bu ise herşeyin sonu olacaktır. Zaten kargaşa da tam bu noktada çıkacak, belki de bir üçüncü dünya savaşı olacak. Kaç kişi ölür, bunu şimdiden tahmin edemeyiz. Belki de kansız bir savaş olacak! Kim bilebilir ki!

 

Ama M.S.1100’lerde oluşmaya başlayan dünya düzeninin, önümüzdeki on yıllarda hızla değişeceği ve yeni sahiplerinin boy vereceği bir döneme girebiliriz. 2050-2100’e gelindiğinde ise bu düzenin hepten tarih olacağını da iddia edebiliriz. 

                                           Harun Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link