IŞIĞA ÇAĞRI
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1737  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  10 Haziran 2010

  

IŞI?A  ÇA?RI

 

 

l-  Ağırlıklarımız/ağrılarımız

 

Kapalı toplumlarda pozitif cemaat/homojen birlik olmaz; o toplumlarda güdülen “birlik”/negatif cemaat  olur. Negatif cemaatin iki amacı vardır:

a- eşitsizliği, sömürüyü, baskıyı sürdürmek;

b- topluluğun potansiyelinde olan pozitif cemaat olasılığını, baskı, itaat/tapındırma,  yıldırma araçlarıyla,  kişilerde  güvensizliği ve türevlerini ( güce boyun eğme, kişiliksiz, espiyonaj, temelli kabul, yanındakini emirle yok etme güdüsü  vb.) mikro düzeye indirerek evrimin uçlarını dağlamak/kısırlaştırmak…

 

Cumhuriyetin yenileşme uygulamalarında el atmadığı, ülkenin  doğusundaki negatif cemaat yapısının sürgit olmayacağı olamayacağını geçmiş on yıllarca acıyla  büyük kayıplarla  yaşadık, yaşatıldık. O yapı her zaman kurumlarca(merkezde askeri yapı)  veya kurumların “seçtiği” /seçilmiş (ağalık  vb)  kişilerce istenilen yönde sürüye uygulanan metot ile (değnek, dipçik, ölüm- hapis- ölüm..) güdüldü. Böylelikle oluşturulan hengamede halkadan savrulmalar başladı: batıya göç, kawa, pkk gibi kurumlara katılmalar.

 

Birinci soru:  Doğu bölgesindeki güdücü halkadan savrulanlar, bulundukları yerlerde(şehirde , dağda)  halkadan ne kadar bağımsızlaştılar; taşıdıkları virüsü modern talepleri edinmeye başlayan kentlilere ne kadar aktardılar; ya da taşıdıkları virüsü ülke sınırlarının komşularla dahi karantina haline getirilmesine ne kadar katkı sağladılar ? 

 

İkinci soru:  Bu dizgede ipin ucu ne kadar kaçırıldı ve o uç kimlerin eline nasıl geçiyor?

 

Üçüncü soru: Baskı halkası sahiplerinin, çekirdeği /bölünmez-bölünmeyi kabul etmez yapısı, bu ipin ucuyla paradoksal bir kader bağı taşıyor mu (benzerlerin çekimi) ; ipin bağlı olduğu tabu perdesi açılmasıyla, toprağın altındaki fosforun gün ışığını görüp yanışı gibi (ölümsüz vampirler metaforu) var sandırılanın  yokluğu açığa çıkacak mı?

 

2- Silah ve Hukuk

 

Hukuk,  paradoksal olarak kuvvet/güç/silah tan (zıtların birliği yasası)doğmuştur. Hukuk rahminde oluştuğu  gücü, bağrında taşımadığında düşük, sakat, özürlü bir halde gelir. Hukuk, tüm cihazlarını en zayıfın haklarını korumadan başlayarak düzenlemelidir. Hukukun merkezinde çekirdeğinde zayıfın kırılgan/yumuşak yapısı varken hedefinde

kuvvetin/gücün/silahın işlevi ve etkiliği olmalıdır. Silahın ve türevlerinin tüm işlerliği  hukuku tarafından dizayn edilmelidir. Küresel acılar sebebiyle insanların,  savaşta dahi  savaş hukuku oluşturulması,  istenmeyen hallerde bile,   istenmeyenleri engellemenin kaçınılmaz çözümüdür.  

 

3- Ne yapmalı  

 

a- İşte budur!   ya da    gelecek perspektifi

Hukuk, önceleri katı daha sonra sıvı önümüzdeki süreçte gaz haline dönüşecek.  Solumanın her alanında hukuk solunacak. Öyle oksijen çadırlarında satılmayan hava/hukuk olmayacak. Çevre/doğa/su/orman/bitki/deniz korunacak; fotosentez etkinleşecek; sanayi yazılım olacak; üretim kodlama olacak… böylelikle insan nesli daha yetkin ve emsalsiz düşünüp ulusalcılıktan, bölgeselliğe oradan küreselliğe oradan evrenselliğe (dahası var..) sıçramalarla evrimleşecek.

 

b- Tecrit/seçkin(ci) olmayan hukuk ve hukukçuluk oluşturulacak

Solunan hava metaforunun, hukuk,  hukuk mesleğini ifa edenlere yönelik adaptasyonu “bayağılık” korkut-maca-sıyla engellenmesi, seçkincilerin komplosudur; kendinden çelişkili bir durumdur ve sorgulanmayan tabulardandır; boş inançtır.

 

Halkın içinden yetişerek/eğitilerek  çıkanların, söz konusu kurumlara (hukuk, ordu, vb.) alınması;  “çıkışlarının” eğitim sürecinde, halktan bağsızlaşıp bilimselliğe evrilmesiyle değil; bir bağdan diğer bağa( devletin  urganına) indirgenmesiyle yapılmaktadır. Burada sorgulanması gereken “bağ” kavramıdır; bağ kavramı varsa, bağın bağlayıcılığı  ve bir tutanı olacaktır.

 

Devlet kağnısını tutan bürokratik Gordion düğümü (eski tarihte  tıkanmış olan İskitlerin uyduruk krallarının uyduk ilkesi)  çözülmemek için oluşturulmuş tuzaktır. O bulunduğu mağarada çürümeye terk edilmeli ya da  küresel insan tarafından ( büyük İskender) küresel anlayış için kesilmelidir. Elitist seçkinci bağlar,  tam da tarihsel ilkel Gordion bağına denk gelmektedir. Adap halkın içinde, halkla beraber, kibirsiz, ayrımsız karanlıktaki ışık gibi olmaktır; adap kirlenmeyecek/steril ortamlar oluşturularak laboratuar hukuku ile yaşamı gütmek değildir.

 

Devletin hukuku, Sokağın hukuku vicdanların hukukuna ne kadar yaklaşırsa o kadar evrensellik ışığını bulacaktır. Seçkinlik, hukukun güç ve silahtan doğmuş/doğabilmiş, haliyle silahı emrine alabilmesi onu hizmetkâr, sorgulanabilir, azledebilir olmasıdır. Seçkinlik, gücün, silahın namlusunun ucundakinin korkuyla kabullendiği değildir!!.

 

c-Uulusal vizyonarda son perde:  konvansiyonel silah,  yazılıma karşı:

 

Gücün/ordunun eski yapısı (konvansiyonel) karakter oluşumunda da etkili olmuş; içselleştirdiği  mekanik ilişkileri, değişime zorlayan  mikron ilişkilere karşı kullanmayı sürdürmüştür; sürdürdükçe tüm iskeletini ve içselliğini yormuş takatsiz bırakmıştır. Kapalılık, sorgulanmazlık, onun zaafını büyütmüş sıkıntıya sokmuştur.

 

Diğer taraftan yazılımın devleri,  yazılımın tüm sıçramalarını sokaktan kendi tedrisatlarının dışından bulduğu (sokakça bilinen, kendisinin peşine düştüğü) gençlerle oluşturmuştur.  Bilimsel sıçramalar biyolojik kabiliyetlerle gün yüzüne çıkıyor; insanlık birikiminin tekeri biyolojik yetenekle dönüyor.

 

Kurumlar medeniyetin betonlarıyla yükseltildiği sokağa muhtaçtır: sokaklar kurumları temizler, besler, yeniler, yanlışlarını gösterir; tıpkı hangi mahalde olursak olalım gökteki bulutların yağdıracağı su gibi.

 

İnşa edilmiş ve o sırada  değişmezlerle rotası tutturulup dümeni bir daha başka bir yöne kıvrılmaması için yaşam denizinde dümeni  (‘ebediyen” değişmez ilkeler sanısıyla) kırılmış geminin yolcuları bu gerçeği öğrendiklerinde ne yaparlar?!

 

Ya da O geminin bir türlü kıyıya yanaşmaması sebebiyle kendisini kızağa alınıp yenilememesi veya yüzerken yenilenmenin olanaklarını “elden gidiyor”  naralarıyla engellemesi; yaşamın/denizin suprizlerine ne kadar dayanabilir?!

 

Zaten, eski tip/ konvansiyonel (iri ordular, elit kurumlar..) makamlarından biraz dışarıya baksalar “eski sular” da yüzmediklerini anlayacaklar; lakin heyhat/ne yazık!! Evlerinde uydu sistemini yasaklayıp; tek tip kanalla enforme edilen, ve hüküm veren yönetici neyi/ neleri öngörebilir?

 

Yazılım, tüm konvansiyonel yapıyı plastik ekranda beş altı sembolle değiştirdi. Algılanması ve direnilmesi olanaksız  durum şoku, değişime direnmeyi sertleştire-biliyor. Her direnme,  daha sert  şekilde( elektrik kablosunu çıplak elle tutmak) sahibine geri dönecek.

 

Sonuç ve sonsöz: O’ndan geldik O’na döneceğiz.

 

Sonuç, yeni başlangıçları haber verir. Kurumlar ve bireyler halktan kaynaklanır, temizlenir, yenilenir; halka rağmen yapılabilenler ancak çukur inşasıdır. Yetkinlik halkın(bağımsız bireyler denizi) içinde ve onunla gelişerek kalıcı olur. Halk, birey ve kurumların olduğu ve döneceği yerdir.

 

ÖZER ATAÇ 

 


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link