BENİM OLACAKSIN FİLMİNİ İZLERKEN
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1679  |  Puan: 9  |  06 Ağustos 2010

‘BENİM OLACAKASIN ‘  FİLMİNİ İZLERKEN

 

Eski Türk filmlerinde, istediğini elde edememiş, yoksun ve hormonları tavan yapmış edepsiz aşığa,  kafası attığında aşkına yüz vermeyen muhatabına yöneldiği sert izdivaç öncesi bu “şifreyi” söylettiklerini çok duymuşuzdur: benim olacaksın, debelenme!.
 
Canlının büyüyüp gelişmesi kendi içindeki “kader” ile ilgilidir. İnsanlık organsal olarak farklı bir gelişim göstermiyor binlerce senedir. Coğrafi etkilere karşı tende boyda burun ağız açıklığında saç vb “intibak” değişikliğine yönelik geçişler oluyorsa da  bunlar organların niteliksel değişikliği değildir.
 
Ancak, yaşamdaki kesintisiz gelişmede  istisna yoktur.
 
Peki,  insanda   uzun zamandır gelişme  nerede oluşuyor: 
 
-Beyninde, zihinsel işlevinde.
 
Zihin, yeterince gelişip, dış koşulların da  etkisi ve gerektirmesiyle; minimal gelişmeler birikip nitelik eşiğinden geçerek  organlarımız  da değişecektir.
 
1) BEKLENMEYEN HALLER

Canlıların gelişim süreçleri ve safhaları bulundukları ortam ile doğrudan bağlantılıdır. Ortam desteği, canlının içsel gelişimin sağlayan en önemli etkendir.Canlının gelişim ortamlarından tamamlanmadan çıkışı/ itilişi/ firarı (düşük, erken doğum)gibi haller, canlının türetici olan “ana” unsuru da yok edebilir.

 
Tersine durumlar da yaşanmaktadır. Yetirince gelişmiş ve ortam korumasından çıkması gereken canlının; “çıkışının” erteleyecek her  sorun ya da engel; o canlıyı sakatlayacak ve eksik işlevli doğuşunu ya da doğmadan rahim ortamında ölümünü getirecektir.  
 
a- Ortam
Doğuma hazırlama ortamı olan anne karnı, sosyolojik ve idari analojiyle, yerelimiz bağlamında ulusal devlettir. Anadolu muz, Türkiye miz yaşamımızın rahmidir. Gelişimini tamamlayıp ölüm vaki  olmuş  Osmanlı Alan İdaresi’( Osmanlı İmparatorluğu) nden, “doğmuş” onca devletten biri olan Türkiye Cumhuriyeti için tartışılan, ayrışan üç fikir çatışma halindedir:
 
aa- Canlıyı parçalayıp, ölümünden yeni daha küçük oluşumlar devşirmek.
 
ab- Canlının yeni dönemde, daha da serpilmesinin gereği olarak, organların farklılaşması anlamında çoğalması; birliktelikteki “ayrılık”.
 
ac- Doğmuş, ikiz olarak doğmuş canlının, daha etkin yaşaması için ameliyat ile ayrılması .
 
Birincisi , Dış dünyaya ve içimizdeki uzantılarına mutlak güvensizlik ile oluşmuş bir algılamadır. Gelişim sağlayıcılarının olumsuz sicilinin meydana getireceği müdahale ile yaşayamayacak canlıların doğumuyla yeni yıkım geçirmek.
 
İkinci durum, yeni oluşmuş Ulusal birliğin, henüz tamamlanmamış organizma  olduğu ve doğum öncesi  oluşumun tamamlanmadığını; enken  ve ayrışmamış doğumundaki tamlığın yanılsama olduğu fikridir. Doğmuş fakat   kolları ayakları oluşmamış canlının, daha etkin bir hale getirilmesi için;  merkeziyetçilikten kurtularak  yerellik işlevselliğiyle kol ve ayaklara  kavuşturulması.
 
Üçüncü ve son durum ise,  Ortam koşullarının eksikliğinden tamamlanmamış doğum sebebiyle,  ayrışmamış ikiz doğumun, “ameliyat” ile ayrışması gerektiği…
 
Bütün bunlar, eksik –fazla, günümüz idari yapısını, koruma ve değiştirilmesine  yönelik, ön ve karşı görüşlerin biyolojik benzerliğinden oluşturulmuş fikirlerdir.
 
b- İç yapı,

Dağılan Osmanlı dan oluşan yapının, “dışarıdan” tespit edilen tanıyla; ülkenin hala “yaşabilecek bütünlük” içinde olmadığı;  farklı kimliklerin eksik tanımlandığını; alevilerin, Kürtlerin..  dahi;  diğer Rum, Ermeni kimlikleri gibi ayrı tanımlamaya girmesi gerektiği.. istekleri; yabancı devletlerce  Lozan’da  TBMM temsilcilerine  dayatılmıştı.

 
Rıza Nur, üyesi olduğu Osmanlı meclisinden TBMM ne kadar, bu ve benzeri “sıkıntıları” aşacak ülke tanımının Türkiye Cumhuriyeti olmasında  ısrarı; geçici “çözüm” olarak Lozan’da da kabul edilmişti. On yıllardır, o dönemde itiraz edilen eksiklikler  giderilmeyip,  modern çözümlere evirilmediğinden, bizi hastalıklı olarak bu günlere getirmiştir.
 
İç yapımızı, ”Yurtta sulh cihanda sulh” tenbihinin alt yapısı olan; ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK,  BARIŞ HEDEFLİ, DEMOKRATİK TOLERANS  ile eksiksiz düzenlemeliyiz.  Bunun için  bütün düzenlemeler TBMM  eliyle A.B. yasal deneyimleri esas alınarak acilen gerçekleştirilmelidir.Acilen çünkü, tehir ve gecikmeler kayıp ve maliyeti artırmaktadır.
 

2) AYRILMA / PARÇALANMA KORKUSU   

Zenginliğin cazibesi

Osmanlı’nın yükselme döneminde, o dönemdeki  baskı altındaki bütün çevre ülkeleri geleceklerini daha refah ve güvenli kılabilmek için, Osmanlı’nın siyasi etkisine katılmayı arzulamışlardı; daha sonraki çözülme, çöküş yıllarında ise, sefaleti acıyı daha fazla paylaşmamak için ayrılmaya karar verip, karşı çıkan Osmanlıyla savaştılar. Bu durum,  “hainlik” veya gen menfaati ya da can derdi dir. Bakış açısına göre farkı tanımlama yapılır.

 
Fakirliğin “ bölücülüğü”;

Türkiye,  kendi içinde gelişmenin itici gücü olan:  baskısız, barışık;  özgürlükçü , eşitlik ve şeffaf yönetim esaslı;   her türlü tabu karşıtı  siyasal düzleme geçinceye kadar;  korku ve itişme sendromları yaşamaya devam edecek; geçici çözümlemeler, dışarıdan “hastalığın” yatıştığı sanısı uyandırsa da sorunu “azmanlaştıracak”, tarafları  daha  kindar edip  insanlığın ortak ekseni olan diyalogu redde kadar götürecektir.

 
Zenginliğin kaynağı özgürleşmiş ve gelişmiş bireyleridir. Toplumun bireylerden bağımsız geliştirilmesi fikri, dağılan Sovyet ülkelerinde olumsuzlukla sonuçlandı. Özgür bireyden yol alındığında, gelişimde önü açık topluma varılırken; özgür toplum dan yola çıkıldığında, bireylerin un ufak, kimliksiz, benliksiz, isteksiz yığınlara dönüştüğü görülmüştür.
 
Günümüzde, gelişmiş ülkelerin, gelişmiş bölgeleri, görece fakir bölgelerinden rahatsızlıklarını duyurmadıkları ay geçmiyor gibi . Talepleri :  onları taşımak istemiyorlar; vergilerinden pay almalarını istemiyorlar; onların fakirliklerini onların hazıra alışmalarından ya da tembelliklerinden biliyorlar.
 
Korku temelli  kötülükler

Pramitin en üstündeki “taşlar”,  alttaki  “taşlarlı”  yerinde tutmak için  çevrede çöl  imal ederler.

 
Gelişmesini sağlayamamış topluluklarda  seçkinler, konumlarını korumak ve sürdürmek için kendi kaybetme korkularını gizleyerek, topluma farklı şekilde yayarlar. Böylelikle, kendi korkularının işlevini, topluma yükleyerek  seçkinlik ve zenginliklerini sürdürürler.
 

Korkanların korkularını yatıştırmalarının en kestirme ve bilinen yolu korkularını yaymak ve kendilerindeki etkiyi azaltmaktır. Terör, suikast  darbe, mafya, vurgun,.. alanı böylelikle kanıksanır. Giderek, bu çirkinliğin karşıtındaki oluşum ve tavır alışlar yadırganarak “teamül yıkıcılığıyla” yaftalanır.

 

3) AİDİYET VE  CORAFYA

Bir aile düşünün, tüm bireyleri baba ismi veya unvanıyla anılmakta. Falan paşazadeler, ya da falancanın torunu… Bu doğrudan şunu göstermektedir: bu ailede ortak anma  unvanını aşacak birey yetkinliği/işlevi  oluşmamıştır. Ortak unvan,  gelişip yayıldıkça, ait olan bireylerin etkisizliği de peşi sıra/ gölge olarak görülecektir.

 
Köreltici aidiyet, söz konusu topluluğun bireylerine  yönelik uygulanan atıl/ önleyici yapıyı kanıtlar. Günümüzde iki tür farklılık istemleri görülmektedir:
 

Birincisi, Yetkinliğin  zenginliği:  

Birinci yön, Toplumlar gelişip bireyleri yetkinleştikçe, bütüncül anma politikaların yanında, yetkinliği belirleyecek, ortaya çıkaracak  kısmi anma tanımları, politikaları  doğallıkla ortaya çıkmaktadır.

 

İkinci yön, Yine diğer yapının niceliksel benzeri olan, coğrafi büyüklüğün getirdiği zorunlu farklılıktır. Genel olarak  federatif yapılar  böyle  oluşmuştur.

 

İkincisi, Baskı ve fakirlik etkisi:

Büyük, iri kayalar bünyelerindeki tutucu yapılar ile varlıklarını sürdürür. Rüzgar, sıcak soğuk farkları, su  aşındırmaları ile bu kayalar bütüncüllüklerini sağlayan “yapıştırıcı”lardan mahrum oldukça, dökülmeye parçalanmaya başlar. Çöller bu hususta uç örnektir. Minimal kum taneleri onları bir araya getirecek her şeyden ve özellikle su dan mahrum kaldıklarında , kendilerine sonsuz parçalara bölünmekle kalmaz üstlerinde onların ortak olarak kullanacak bir bitkiden dahi mahrum kalırlar.

 

Bitirirken,

Sorarım size : Güneşin sıcaklığı ve suyun yokluğuna rağmen, hangi “granit yapı” ayakta kalır?! Kalanlara, mezar piramit diyorlar sanırım.

 
Özer Ataç

KTS

 

 


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link