SANA RUHTAN SORARLAR
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1658  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  14 Ağustos 2010


“SANA RUHTAN SORARLAR”

 

İnsan bedeni evrensel sistem tanımlamalarına en mükemmel emsaller kaynağıdır. Devletin beden ile benzerliğinden yola çıktığımızda, bürokrasiyi bedenin ihtiyaçlarını taşıyan karşılayan kan(asilleri, talileri  dahil!) olarak tanımlayabiliriz.

 

İkinci olarak yargı kan tanımlamasından tamamen farklı bir organizmaya işaret eder:sinir sistemi. Üçüncü olarak devlet tüm organları hücreleri  bireylerin yetenekleriyle oluşmuş, sivil/kan dışı organları ve organizasyonlarıdır.

 

Beynin yeri ise, devlet organizasyonuna rıza ve isteğiyle katılan her bir bireyin özgürlüğünün yetkin ürünlerinin potansiyel kaynağı.

 

Göz kayması / şaşılık;

 

Uyanık manav  hileli tartıyı belediyeden ayarlar. Böylece, “güven” içinde çalışır. Hile hurda insanlığın gelişimindeki  kaçınılmaz tuzaklardandır. Menfaat güdüsü gemi azıya aldığında

ne gemiler batırmıştır tarihten bilinir.

 

 

Karanlığın hışmından kurtulmak için,  millet kendi  gözünü çekip çıkarmış, askerine kendini koruması için vermiş: “gözbebeğimiz” demiş. Cumhuriyet kuruluşunda  her şeyini feda etmiş bu millete bir söz verilmiş:

 

-Bundan sonra kurulacak devlette tek irade milletindir; Bu irade tam, kesin ve  kayıtsız ve şartsızdır.

 

Herkes, buna inanmış herkes onca kaybına rağmen ayakta durmaya gayret etmiş gelecek nesiller için yine yola koyulup çalışmış  didinmiş vergi vermiş itaat etmiş. Sonra milletin iradesinin ne zamanlar tecelli edeceği ortaya çıkmış:

 

-Milletin iradesi 4 yılda bir  kez, seçim sandığında  tecelli edecek.

 

Seçilecek olanların koşulları, şartları, devlet  içindeki  yerleşiklerin/tutunmuşlar tarafından belirlenmiş. Milletin yönetimdeki kayıtsız ve şartsızlığının tutunmuşları kapsama içine almayacağı gerçeğini millet;  çok sonra, iradesini kullanırken,  öncesinin ve sonrasının sonuçlarına katlanırken öğrenmiş. 

 

Tutunmuşların (bürokratlar)  teamülü ve korkusu:

  

Meğerse, “koskoca” devlet kurumunda, milletin ismi, kayıt ve şartsız yönetim iradesi  hoş bir sedaymış; tutunmuşların, kayıt ve şartlar cangılında kayıtsızlık;  silahlı ve kalemli tutunmuş iktidarının kayıt ve şartlarını görmemek mümkün mü?

 

Milletin yönün doğruluğunu özgürlük, eşitlik, refah, zenginlik zemininde bulabilir; bunlardan mahrum bırakılmış millete yön gösterici de, kurtarıcı da, güdücü de, aşağılayıcı da olması normaldir. Çünkü, yönsüzlük gözsüzlüktür.

 

Evrensel bilgiyle donatılmış özgür birey, gördüğüne değil bildiğine inanacaktır. Tüm seçimini inancını diğer duyularının üstünde gördüğüne teslim eden “birey” çayır, ağıl,kasap üçlemesine hapsolmuştur.

 

Toplumun alışkanlıkları toplumun acısıdır. Kanıksama  duyumsuzluğuyla mevcudu sorgulamayan cinslerimiz homo sapinesten öte bir tanıma haiz değildir.Homo sapinesin övgüye değerliği insanlık yönsemesi (potansiyel evrimle mehili)dir. Övgüye değer olan, bireyselliği yetkinleşmiş varlık insandır.  

 

Millet,devletini neden önemser;  salt idare edilsin diye mi yoksa; kitlesel gücünün  emek ve sermayesinden, özgürlük, refah, zenginlik.. oluşturacak yöntemleri  en az zararla bulup gerçekleştirmesi için mi?

 

Tutunmuşlar, devlet bedeninin damarlarında  (kamu hizmet kanalları/ kurumları) millete, bireylere hızlı, cazip hizmet  akışının  artırılmasını oluşturacak sorgulama ve müdahalelere,  teamül karşıtı, ve yıkıcılık olarak,  göstermek çabası içindedirler.   Sorgulama  yetisi gelişmiş bireylerden oluşmuş kitleler,  devlet organizasyonundaki  tutunmuşların pelteliğini/ağırlığını, sulandırarak yönetime sağlık ve akışkanlık  kazandırma isteği;  kalp krizinde direnen “hastanın”, kan ve damarlarına yönelik şifa  müdahalelerine kırmızı çizgilerin sulandırılması  olarak adlandırması paradoksal değil midir?!.

 

Tutunmuşlar ve “seçkinleri” :

 

İnsan bedenindeki kifayetsizlik,   olumsuz “beslenme”( darbeler de diyebiliriz) gibi etkilerin sonucu olarak;  canlılığındaki ve işlevselliğindeki “enerjinin” atıllaşıp yük haline gelmesine,  Tüsiad etkisi  diyebiliriz.

 

Geliştirici olmayan zenginlik/enerji, güçsüz bedenlerin sebebidir. Devletin gelişmesi doğrudan doğruya bireylerin gelişmesi odağında sürdürülmelidir. Bireylerin atıllığının söz konusu olduğu organiz(azyon)ma-larda, bünyedeki “zenginlik” tümör dür. Bünye  bağışıklık (can, hayat türetmesiyle) onu değiştiremediğinde tehlikeye girer. Akışkan olmayan pelte kan, doğal olarak beden temizliğini sıhhat ve mutluluğunu sağlayamaz böyle  semptomatik yumrular imal eder.

 

Vücud  sistemine dahil edilip canlılığa yenilenmeye katılmayan zenginlikler bazı bedenlerde  yumrular olarak kalırlar.Biçim bozukluğu sergilerler. Kendilerini bedenden gördüklerinden “kişiliğe” katılmak isterler. Böyle bedenin diğer zenginlikleriyle artırıcı karışımlara kapalı olan yumrular varlıklarını  hazin  biçimde ameliyatlara adamışlardır. Modern/ küresel tıp, artık istendiğinde,  küçük operasyonlarla (morgage krizi ) bunların estetiksizliğini giderebilir.

 

Referandum ;

Uzun yıllar iradesinin,  gücünün “kayıtsız ve şartsız” lığı  meclis duvarında asılı kalmış millet;  uzun süreli 4,5 yıllık seçimlerle  seçim kısırlaşmasına sokulup,  ötenaziye itildiğinde; ufak ihtimalli  tedavilerin dahi öneminin çok  olduğu fırsatlar, RUHSAL PLANINCA  karşısına çıkarılır. Böyle fırsatları, kanıksama illetinden sıyrılmanın, odak bozucu /şaşır-tıcı tercihlerde bulunmanın eylemine dönüştürmek; olumlu, açıcı, çözücü, “ışığı”/evet’i sandığa “tutabilmek  salt et’ ten bedenler olmadığımıza kanıt olacaktır.    


ÖZER ATAÇ


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
pytann jallli [ 20 Ağustos 2010 22:41:32 ]
tebrikler siz bu isi cozmussunuz

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link