Kim Daha Alçak
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2242  |  Puan: 5  |  15 Ekim 2010

 

 

KİM DAHA ALÇAK

 

            Günlerden 11 Eylül 1980, her akşamki gibi endişe içerisindeyiz. Abim Harun bu akşam eve sağ-salim gelebilecek mi endişesi içerisinde ablam ve annem. Babamsa rahat; oğlu inandığı değer uğruna bir yola çıkmış, oğlu ölse şehit sağ gelse mücahit….

            Her zamanki gibi sabaha kadar bombalar patlıyor ve güneşin batışı ile doğuşu arasında, yani karanlığın 1/3’ünde elektrikler zaten kesik. Her patlayan bomba ile lamba titriyor; elektrik gitti gidecek…

            Hiç kimse düşünmüyor; sadece kan kokuyor sokaklar. Her sabah, aşina olduğumuz bir ismin ölüm haberi ile uyanıyoruz güne. Kimi seviniyor bitişik komşusunun 20 yaşındaki oğlunun öldürülmesine “Bir komünist öldürüldü” diye. Ve bazen, bazı akrabaları, 20 yaşında katledilen gencin cenazesinde gitmek istemiyor “Ülkücüydü zaten şerefsiz faşist” diye. Gün geldi, besmele ile ateşlenen bir silahla büyük din adamı Sadrettin Yüksel’in oğlu öldürüldü Fatih Camii avlusunda. Besmele ile ateşlenmiş bir silahın akıttığı kan ile abdestli bedeni cami avlusunda devrilmişti Metin Yüksel’in…

            Militanlar bir şeylere inanmış vuruşuyordu ama bir dakika düşünmeye fırsatları olduğunda da tüm bedenlerini ölüm korkusu sarıyordu. Sadece insanlar değil, sokaklar, caddeler, mahalleler, şehirler, dernekler, sendikalar, polisler, öğrenciler, öğretmenler, üniversiteler…. bile ayrışmış; Afrika’daki bir ülkenin iç karışıklığını andırıyordu ülke.

            Hani bazen kavgaya tutuşursun, dakikalarca dövüşürsün, yorgun düşersin, kavgadan kaçtı da demesinler diye kavgayı bırakmazsın ama içinden dua edersin  “biri gelse de bizi ayırsa” diye işte öyle bir gündü 11 Eylül 1980.

            12 Eylül Cuma sabahı, daha tam gün ağarmamışken babamın panik sesiyle uyandık “Kalkın, radyoda marş çalıyor; muhtemelen İhtilal oldu”. Kapıyı açtığımızda tüm sokaklar askerlerce tutulmuştu ve camiye gidenler dışında kimseye de izin vermemişlerdi. Bir süre sonra radyoda marş sustu ve dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in ilk açıklaması geldi “Kargaşa ortamına son vermek için yönetime el koyduk”. Aslında kavgadan yorulanların duası kabul olmuş ve biri gelip kavgaya son vermişti.

            O gün herkes tedirgin ama bir o kadar da kaygısızdı. Kaygısızlığın sebebi can emniyetine kavuşmaları; tedirginliğin sebebi ise herkes elindeki silahı saklama, yasak yayınları imha etme derdindeydi.

            12 Ekim 1980 gününe gelindiğinde aradan 1 ay geçmiş ve herkes tüm kin ve düşmanlığını bir tarafa bırakmış ve hatta unutmuş; kendisini işine ve okuluna adamıştı. Devlet Başkanı Kenan Evren’e “Bu adam da nerden çıktı” diyeni duymadım o dönem. O dönem ki, yakın çevremiz Akıncı, Ülkücü, Solcu olmasına rağmen kimsenin ağzından bu cümleyi duymadık. Tabi zaman zaman Kenan Evren her kesimi kızdıracak cümleler kuruyordu ama o kadar. Sadece kızdıracak kadar. Kızınlar da sadece “O kadar kusur kadı kızında da olur cinsindendi”.

            Bir tane insandan “demokrasi”, “insan hakları”, “darbe”, “anayasayı ihlal” lafı duymadım. Tabi bu arada bir kısım insanlara suç isnad edilerek, işkenceleri ile ünlenmiş yerlere götürülüp günlerce tutuluyordu ama kimse bu durumu eleştirirken “demokrasi” “insan hakları” demiyordu. İşkenceye maruz kalanlar ve yargılananların tek bir savunması vardı “ben suçsuzum”. Öyle ki, tutuklular mahkemedeki savunmalarını yaparken dahi uğradıkları muamelelerle ilgili “demokrasi”, “insan hakkı” cümlelerine yer vermiyorlardı. Verenlerin sayısı ise parmakla sayılacak kadardı.

            O gün, mağdur olanların dışında herkes hayatından memnundu. Cezaevinde işkenceye maruz kalanların aileleri bile “İhtilal olmasaydı belki de oğlumuz ölmüş olacaktı; en azından şu anda yaşıyor ve cezaevinde olduğunu biliyoruz” demekteydi.

            1982 yılında ihtilalcilerin hazırlattığı anayasa halk oyuna sunuldu ve benim ailem dahil, kimseden “bu anayasa demokratik değil, ihtilal anayasasıdır; hayır oyu vereceğim” diyeni duymadım.

            Aradan 7 yıl geçti, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in görev süresinin uzatılması konuşuluyordu ki bu konuşmalara Kenan Evren son noktayı koydu “Süremin sonunda görevi bırakıyorum” dedi. Ardından Cumhurbaşkanlığına Turgut Özal seçildi. Yıllar yılları kovaladı ve bugüne gelindi.

            Bu yazıyı yazmamın sebebi, son anayasa değişiklik referandumundan sonra büyük bir kesimin Kenan Evren hakkında suç duyurusunda bulunması ve “Evren yargılansın” diye nara atmaları. Ve bunu yaparken de kasıla kasıla “demokrasi, insan hakları” gibi laflarla ortaya çıkmaları. Zamanında neredeydin kardeşim, yeni mi aklına geldi demokrasi, insan hakları! Ve bir de moda oldu “Ben Kenan Evren’in hazırlattığı anayasa referandumunda hayır oyu vermiştim” lafları. Herkes hayır oyu verdi de nasıl oldu %90’ın üzerinde evet oyu çıktı. Referandumun yapıldığı zaman, çevremdeki bir tane insan bile “hayır” oyu vereceğinden bahsetmezken şimdi bakıyorum da “efendim ben o zaman hayır oyu verdim” diye ortalıkta ders veriyorlar insanlara.

            Sen ihtilal döneminde her şeye “baş üstüne” söyle, önüne konulan anayasa referandumuna kabul oyu ver; ihtilalin kudretli adamı sahneden çekilip de 90 yaşına gelince adama saldırıp, hakaret ederek kahramanlık tasla! Demokrasi öyle bir rejimdir ki, bedel ödenerek elde edilir; uğrunda şehitler verilir, tankların önüne atar insanlar kendini ve böylece kazanırlar demokratik haklarını.

            Sen ihtilal döneminde, korkmuş köpek gibi kuyruğunu kıçına kıstırarak dolaş, her şeye “eyvallah” söyle ondan sonra ihtilali yapan adamlar kendi istekleri ile yönetimi terk edip gittikten sonra ve de ihtilalin başkanı 90 yaşına gelince bu ihtiyar adama hakaret et, dar ağacı ve cezaevi edebiyatı yap…

            Hiçbir bedel ödemeden demokrasinin nimetinden yararlananlar işte böyle korkak ve aşağılık oluyorlar maalesef.

            Ben Kenan Evren’i sevmiyordum ama 12 Eylül’den önceyi de iyi bildiğim için Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş’in siyasî yasaklarının kalkması için referandum yapıldığında sandığa gidip “Bu adamların yasağı kalkmasın” diye oy verdim. Hukuk Fakültesinde okuyan bir öğrenci olarak yasakların devamından yana oy kullandım. Çünkü bu liderlerin hiç birine güvenmiyordum ve o gün hepsi de kedi gibi ihtilale teslim olmuşlardı. Kendilerini kurtarmaktan aciz bu liderler, sandıkta halkın kendilerini kurtarmasını bekleyecek kadar da kişiliksiz duruyorlardı meydanlarda.

            Doğu milletleri yaşlısına hürmet eder, annesini-babasını kimseye muhtaç etmez, misafirperverdir diye bilinir ama içimizdeki bazı garip tipler bugün kalkmış 90 yaşındaki Kenan Evren’i işaret edip “Vurun Kahpeye” diyorlar. 90 yaşındaki bir ihtiyara eziyet ederek, sözde demokrasi düşmanlarına gözdağı vermeye kalkan aşağılık tipler türedi maalesef.

            Eğer bu ülkenin mahkemelerinde sanık kürsüsüne çıkartılmış 90 yaşındaki Kenan Evren’i görürsem kendimi, Türkiye’nin en büyük meydanında zincire vuracağım. Eğer bu sözümde durmazsam alçağın tekiyim.

 

                                                                                  Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Fikret ASLAN [ 22 Kasım 2010 10:39:45 ]
Muhteşem bir yazı. Eğer hak hukuk uğruna Kenan EVREN''''e dava açılacaksa Demireli ve Mesut YILMAZ''''ı mahkemeye çıkarmadan asmak lazım. Bu Ülkedeki tüm suçların ve yolsuzlukların göbeğinde bu iki şahsiyetin parmağı vardır. Ve bu ülkenin ŞEREFLİ aydınları bu iki şahsiyetin içyüzünü vatandaşlarımıza anlatmaya korkuyorlar. Yazarı Çizeri kısacası Aydını korkak ve faşist olan bir Ülkenin son demlerini yaşıyoruz. Yaşasın YENİ DÜZEN... Faşistliğin sonu yakındır. Sevgi ve selam ile...

Alperen Ergenekon [ 08 Kasım 2010 18:17:07 ]
Ellerinize sağlık mustafa abi gercekten müthiş bi yazı olmus özellikle sonu cok vurgulu devamlarını bekliyorum inş. bilinçli bi toplum için özellikle

aynur günay [ 15 Ekim 2010 07:41:55 ]
zamanında darbe anayasasına evet oyu kullanan seçmenlerin tek istediği ;o kaos ortamının sona ermesiydi.anne,babalar endişe içinde, heran çocuğunun ölüm haberini alabilir diye korkuyorlardı.siyasi ve ekonomik sıkıntılar had safhadaydı.dış siyaset karışıktı.insanların en zaruri ihtiyacı huzur dur.bu huzur ortamı sağlanacaksa her türlü bedel ödemeye hazırlardı.bu yüzdende seçime katılan 19 milyona yakın kişiden,17 milyonu evetdedi.ama bu arada yer yer ,mevcut anayasanın; bir ayıbın devamı olduğu ve reddedilmesi gerektiğini avaz avaz söyledi.1,5 milyonu aşan kişi..kenan evrendarbeyi daha önce yapacaktık ama şartlr olgunlaşmamıştıdedi.şartları o duruma getirenlerin yine kendileri olduğunu hiç kimse bilemezdi,konduramzdı.dolayısıyla o an olaylar bitsinde ne olursa olsun mantığındaydı halkımızdaki ...darbe suçtur.yapanlar elbetteki cezalandırılmalıdır.yargılanırsam,intihar ederimdendi.biz bunu tasvip etmiyoruz tabiiki ama en azından manevi tazmint davaları açılabilinmelidir.darbeci 5 mgk üyesinden halaa yaşayan orgenaral kenan evren.tahsin şahinkaya ve oramiral nejat tümer var.maddi manevi zarar görenler ya ilahi adalete havale edecekler veya davalarnı açacaklar.bu da hakları bence.

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link