KÜRESEL TİCARETTE SERBESTLİK
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2569  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  02 Şubat 2011

 

KÜRESEL  TİCARETTE SERBESTLİK ;  KAZANDIRICI CAYDIRICILIK:

 

 

Küresel Ticaret bağlamında , Türkiye nin gündeminde olan,   gümrük cezaları ve  Devletin    Mükellelef ile uzlaşması    anlamı  taşıyan  torba yasa,  bağlantısıyla oluşturduğum metin iki ana başlıkta  değerlendilmiştir.

 

1)  BİYO -ANALOJİK VİZYON:

a) Zihinsel kaynaklı analoji;

b) Bedensel  kaynaklı analoji;

 

2) TORBA YASA   VE    BARIŞIK DEVLET :

 

1)  BİYO -ANOLOJİK VİZYON

 

Temel olarak küremizde bilinen en güçlü yetkin varlık olarak insanı ve işleyiş tarzını esas alarak tasarladığım bu vizyonun özü Doğa Esinciliğidir. Yani, Doğadan, onun gelişme yöntemlerinden benzerlikler kurup, çıkarsamalar yaparak, sistem tasarlamak.  

 

 

a) Zihinsel Kaynaklı Anoloji

 

Önce  izninizle, fantastik kozmolojiye  üç  cümleyle atıfta bulunmak istiyorum:

 

Kadim kitaplarda  : "BAŞLANGIÇTA SÖZ VARDI" ibaresini  duymayanız yoktur sanırım. Evren,  kozmik iradenin düşünsel ve eylemsel onayı olan KÜN / OL sözüyle, emriyle  "su" yüzeyine çıkmaya başlamıştır; ve hala çıkmaktadır.Evrende ve çevremizde tüm gördüklerimizin, MİKRO DÜZEYDEKİ TEZAHÜRÜ, ENERJİ  OLDU?U ARTIK KUANTUM fiziğiyle de kabul edilmiştir. Gökler, dağlar, drenizler; taşlar, topraklar resimler ve canlılar herşey enerji denizinde matriks kodlarıyla yüzen tekneler gibidir.

 

 Bu  açıklamalarımın ardından,   Zihinsel Kaynaklı Analoji alt başılığını ele almak istiyorum:

 

İnsanlık,  zihinsel ve eylemsel çabalarıyla oluşturduğu gelişim sürecine, işlerlik kazandırabilmek için;  sürekli doğa esinlemesi yapmaktadır. Yani, medeniyetin  taklit ettiği sistem doğanın kendisidir. 

 

Konumuz bağlamında, insan duyum organlarından;  görme, işitme, koklama  ve konuşma organlarımızın işlevleriyle,  küresel ticaret ve gümrük konuları arasında bağ kurmaya çalışacağım.

 

İki kulağımız, iki gözümüz , bir  burnumuz  ve bir ağzımız var.

 

Bu saydıklarımız,  bizi biz yapan beynimizin  en önemli  veri toplama organlarımızdır.

 

“İnsan düşünen hayvandır.”  deyişi; pozitif dünya görüşünde başlıktır; bu ifade, yeryüzünün  efendisi olarak insanın, en yetkin özelliğini vurgular. Beynimizin, anlama, idrak, kavramlaştırma, ve dile , ifadeye dökme etkinliği alet yapan yeteneğimizi belirleyen  bir güçtür. Bu gücün oluşumunda; kafa, duyum organlarımızın fonksiyonunu sırasıyla ele acak olursak:

 

 

Kulaklarımız ile beynimize aldığımız  ses dalgaları; gözlerimizle,  beynimize aktardığımız görüntü matriksleri;  burnumuzla beynimizin tanımladığı  koku kayıtları..her biri ayrı, ve beraber olacak  şekilde  beynimizin ilgi  kayıt sistemlerini inşa etmektedir.

 

 Bunlarla  mevcut mesleki fonksiyonlarımız arasında bağ kuracak olursak:

 

Kullaklar geçici ithalat, dahilde işleme gibi, işlenerek,   dile/kavrama  dönüştürülen ürünlerin hammaddelerini toplar.

 

Gözlerimizin işlevi,   kesin ithalat olarak değerlendirilebilir.. Görüntüler, zihin arşivimizide  sentezler işlevimizi için biriktirilir. Beynimize en  yoğun “giriş” bu kanalla yapılır. Odakladığımız, nesnenin dışındaki göz görüntü girişleri, beynimiz tarafından red edilmeden farklı kullanımlar için sınıflanır. Hayal, tahayyül, imgeleme kaynaklarını bu tür “alımlar” /girişler karşılar.

 

Burnumuz,  daha “hassasürünlere “karşılık gelmektedir. Sıkı kontrola tabii   hassas ürünler bu ayrımda  sayılabilir.Hassaiyet, güzelliğin ve çirkinliğin; yararın ve zararın uçlarını temsil eder.

 

Saydığımız duyum organları açısından gümrüklerin işlerliği değerlendirecek olursak;  hemen hepsi ayrımsız veri toplar  fakat, ayrımlarını beyin zihin arşivi yapar. Kullanım amacına uygun olmayan tüm veriler; zihinlerimizde, soyut tecrübler olarak kayda sokulur. Bu noktada dikkatinizi kullanım fiiline çekmek isterim: Kullanım serbest piyasa talep işlevini karşılamaktadır.İnsanların medeni ve ekonomik seviyesi talep niteliklerini ve zenginliğini belirler. Bütün duyum algılarımızın zihnimizde harmanlanıp sentezlenerek   DİL VE KAVRAMLAR olarak üretilmesi;  insanlık medeniyetinin omurgasını oluşturur.

 

Bilimsel terminolojide,  dil, kök(semantik)  ve anlam (epistomoloji) bilimi, insanın beyinsel işlevinin temelidir. Bu fonksiyonun icrası  alet yapmaktır. Bu noktada altı çizilmesi gereken husus: Veri, duyum alım sınırlamalarının, kullanım giriş değil, kullanım, talep aşamalarında yapılmasıdır.

 

Oysa, yerleşik düzende bu tamamen tersidir; kulağı duyacağı ses için kısıtanmaya çalışırken, duyumunu kaybetmesi; gözün, her şeyi görmemesi için koyu camlarla gözlüklendirilmesi;   burnun tek tip kokularla mukozalarının tembelleştirilmesi;  giderek sözlerimizin; emir tekrarı na dönüştürülerek, robotlaştırılmazı insanlık alemi  çok tekrarlarla deneyimlediği inkar edilemez bir gerçektir.

 

Hemen bir örnek vermek isityorum: Değindiğim konular algıda seçicilik deiye bilinen yanılma hastalığına denk düşmektedir. Trafiği düşünün, dikkatini otomobillerle oluşturulmuş sürücü, motorsikletleri göremez ve bir çok kazalara sebep olur. Dikkat seçiciliği kendi içinde yeknesaklık oluşturarak,  değişimin getireceği yeniliklere özensizliği, dikkatsiziliği, fırsat kaybını  getirmektedir.

 

Özetle, medeniyetlerin arkasındaki  temel yapıcı;  insanlık için en mükemmel ürün olan, KAVRAM VE DİLİN İFADESİ ( konumuz bağlamında, arza sunulması; dışa çıkarılması, yada mesleki ifadeyle ihracatı) SÖZ dür.

Sözün kalitesi, ifade ve duyumun özgürlüğüyle doğrudan bağlantılıdır. Özgürlük; sınırlamalar ve kayırmalardan daha geliştirici etmendir.  koruma sistemlerinin yönünün,  devletten bireye değil;  bireyden devlete olarak değiştirilmesiyle bu  husus kendini kanıtlamaktadır. Su sorlamayla, cezayla  artık tersine değil, doğal yönünd ve yatağında  akmalıdır.

  

b) Bedensel Kaynaklı Analoji:  

 

Bedenimiz,   kosmozun mikro modelidir. İçinde evrenler olan bir model. Uçuk ve farklı  gelse de ifadelerime sabretmenizi diliyorum.

 

İskeletimiz, organlarımız ve hücrelerimiz,  her an besin  alış verişi içindedir.  Beslendiğimiz, gıdalar,   içtiğimiz sıvılar,  tüm bedenimizde  ihtiyaç olan yerlere ulaşarak enerjiye  dönüşür. Organlarımız, kendi yaratılış amaçları doğrultusunda,  gıdalarımızı ayrıştırır,  depolar, atıkları toplar temizler, yeniler.. Bütün bu işlevi vücudun en ücra köşelerine kadar ulaşan kan damarlarımızla sağlar. Damarların kanın girip akmadığı bölge bedende çürüyecek hasta bölgelere dönüşür.

 

Küresel ticaret bağlamında damar ve kan dolaşımımız,; insanlar,  ülkeler arasında mal, ürün, hizmet dolaşımını karşılamaktadır. Damarların işlerliği, kanın temizliği,  yaşam ve bağışıklık sisteminin teminatıdır.  Günümüz küresel ticaret anlayışında bu tespit,  kendini  serbest ticaretin geliştiriciliği ilkesiyle karşılamaktadır. Dünya Gümrük Birliği nin dönemsel toplantılarında aldığı kararlar; bu küresel akışın temelleri atmış; ticarette,  açıklık, serbestlik, çeşitlilik, rekabet  yaygınlaşarak, insanlığın zenginlik ve refah deneyimi yükselmiştir.

 

 İnsanlık, yazıyı keşfettiği dönem itibariyle çocukluk döneminden,  gençlik dönemine evrilirken;  mal, ürün, hizmet dolaşımında; sınırlama, kısıtlama, yasaklık  kaldırmakta;  dünya bedeninde  “gençliğe” adım atmaktadır. Dolaşımın serbestiyeti, bu dönemden sonra, çocuklara ebeveynlerin dediği gibi:

-“dur boğulacaksın, zehirleneceksin; yeme onu!”

uyarılarından kurtulacaktır.

 

AB bütünleşme sürecinde, milli girişimcilerimizin tüm yakınmalarına rağmen; rekabetin iticiliği,  girişimcilerimizde  mutasyona sebep olarak;  sanayicilerimizi ve  ürünlerini, dünya çapında rekabet  edebilme  rüştüne  ulaştırmıştır.

 

 

Dünyamızın geldiği günümüz  koşullarında,   Hastalıklı ve sekter tutum şudur:

 

Ticaret; mal, ürün, hizmet  sınırlamaları;  gelişme dönemlerinde, milli sanayicinin gelişmesi için uygulanması;   uygulamaların verdiği korumacılık,  rehavete  sapmış;  bu sapma, kayrımşı sanayicileri  (kayırmanın doğası gereği) tembelliğe,  atıllığa, ya da obezliğe yol açmıştır.

 

Bu noktada, bindokuzyüz seksen yıllarının ekseni öncesi ve sonrasında  Türkiye de üretilen otomobil, ya da teskstil ürünlerini anımsamanızı istiyorum: İplik üretemeyen, otomobillerin yan kontrol aynasını dahi koyamayan dönemleri yaşadık.

 

Korumacılığın çift taraflı kesen kılıç olduğunun altını çizmem abartı gelebilir. Fakat insanlığın, Sovyet tecrübesi, Türkiye nin  otoriter dönemler tecrübesi bunun  taştışmasız kanıtıdır.

 

Rekabet, tüm olumsuzluk ve yetersizliklerine  rağmen ( M.Kemali in  nutkunda,  çaresiz dönemlerde,   “şartlar ne kadar kötü olursa olsun” sözüne değinmeden geçemeyeceğim) gelişmenin   tek yoludur.

 

Burada bir küçük açıklamaya da yer vermek isitiyorum:

 

1) Herşeydeki aşırılık, yine tabiatın/insanın oboziteye dönüşüp,  zehirlenmesinden kaynaklanır.  Obozite; bireysiz, bireyi hor görülmüş beden ve coğrafyalarda kanser hücresi gibi ortaya çıkar. Bireyleri önemsemeyen yapılar, hastalıklı yapılar olur.

 

2) Aşırılık, tekelcilik, obozite tersten bakıldığında kökleri kayırmacılıkta saklanır. İyicil kayırmacılığın geliştirici olmayanı atıllığa, yaygınlaşmayanı tekelciliğe dönüşmektedir. 

 

 

 Zorlu rekabetin  diyalektiği :

 

“Yukarısı aşağısı, aşağısı yukarısı gibidir” ; bu, kadim  kozmik prensip, rekabet alanında da bize yol gösterecek: Yaşayan bedenlerimizde, zorlamanın dönüştürücü çıkış keşfetme  örneklerini çok sefer yaşıyor veya duyuyoruz. Kuralları koşullar koyar; koşullar değiştiğinde, kurallar da değişir. Değişime direnen kurallar yıkılır.

 

Bedenimizin zengin kalsiyum ağırlıklı iskeleti olan kemiklerimizden,  örnekleme yapmak gerekirse: Vücudumuz,  hareket ettirilirken,  bağlantı noktaları olan mafsal böylgelerinde, kemik sert-direngen yapısını değiştirir; esnek, kıkırdak hale dönüşür. Hatta,  oynaklığın temini için hareket noktalarında kapalı disk alanları ve kaygan sıvılar oluşturur.Dizlerimiz, dirseklerimiz, bileklerimiz böyle bölgelerdir.

 

Kemiğin daha ileri esneklik kazandığı organlarımız da vardır: burnumuz, kulaklarımız. İşte, koşulların maddeyi kullanım alanının  gerektirdiği dönüşümü sağlaması gibi; rekabette, eski üretim ve ticaret tarzlarını, “yok olma”  tehtidiyle önceden riskli olduğu için tasavvur etmediği, girişimlere sevk eder; koşullara uygun dirençli hale dönüştürür.

 

Bununla beraber tüm sayılan konulardaki  değişim, dönüşüm ve  sirkülasyon süreçlerinde, süreçlerinde, dolaşan değerlerin kaydının yapılması önemsenmelidir. Kayıt sisitemi medeniyetin güven unsurunun esasıdır.   

 

Ürünler, hizmetler, maddi değerler.. alım-satımlarında  güvenlik ve teminat şemsiyesinde hareket etmelidirler. Tüketicinin beğenisi; red etme, değiştirme, ya da tazmin etme seçenekleriyle  eşgüdümlü   olarak tesis edilmelidir.

 

Dünya gümrük sistemlerinin birleştirilmesi süreci önceleri, tek tek ülkeleride  gecici ithalatlar;  daha sonra,  serbest bölgeler; giderek, Dış Ticaret Teşvik model uygulamaları; çocukluk dönemini tamamlamış insanlık ailesinin, dünyanın tamamında gümrüksüz, kayıtlı, ticari serbestiyetin hedeflenmesiyle tesis edilmiş ilerleme programlarıdır. A.B. ; AFTA.; APEC .serbest ticari alanları ve bunların ana artellerini oluşturacak, Yetkilendirilmiş Otorite Kişilikleri (Onaylanmış kişilik Klasmanları)   küremizin gençlik evresine geçiren canlandıran ticari damarlarının meydana gelmesindendir.

 

Danya Gümrüklerinde güncel hedef: Ticari akışın, debisinin artırılarak, bütün dünyada yaygınlaştırılması; kayıtlı  mal,ürün,hizmet dolaşımının çeşitlendirilerek sağlanmasır. Bir kaç ay önce, İstanbul da gerçekleştirilen  son GATT toplantısı, işlediğimiz  konu  merkezinde tesis edilmiştir. Başlığını hatırlayacaksınız:  “DÜNYA TİCARETİNİN GELİŞTİRİLMESİ, ÖNÜNÜN AÇILMASI,  PROGRAMLARININ DE?ERLENDİRİLME TOPLANTISI “  

 

CEZA AFFI   VE   BARIŞIK DEVLET;

 

Gelişimimizde en önemli filitre;  arz- talep kulvarında, kalite geçişlerinin sağlandığı; uç ve zararlı ürünler dışı,  tüm ürünlerde ceza ve uyarıların en aza indirildiği sistem olmalıdır.Özel olarak ceza kavramı için şunu önemle vurgulamak isitiyorum:  Cezada, birey ve toplum için fayda ve iyicil sonuçlar gözetilmelidir.

 

Devlet için ceza olamaz.  Devlet bireylerle güçlüdür, zayıf bireylerin, güçlü devleti olamaz; böyle devletler, yirminci yüzyıl öncesinin dünyasında kalmıştır. Artık ,  ilerlemenin  gelişimin , hedefi:    çoğulluğun, çeşitliğin korunarak, birimin niteliğinin artırılmasıdır.

 

Artık, birime, bireye, özen gösterilen zamanlarda yaşıyoruz.  Bireyin   belirleyiciliği  gelişitirilerek; demokratik serbest rıza katılımlarıyla; kurumlarıntesisi, sürdürülmesi, değiştirilmesi ve kaldırılması sistemini kurmalıyız. Gelişimin bu seyri, diğer taraftan, ceza uygulamalarında,  hak ve vicdan  hükümlerinin tesisi için; yasa perspektiflerinin, yönlerinin, devletten, bireye değil; bireyden, devlete doğru  çevrilerek tepetaklak edilmesi,  önümüzde duran insani vicdani bir ödevdir.

 

Kendinden menkul devletin, tüy kadar etkileşimlerde vatandaşa kestiği sağanak cezalar; aslında, kurumlaştırılmış asimetrik  yönetim modelinin,  yanlışlar üreten yapısının kanıtıdır. Yani vatandaşın ödediğiceza aslında devletin biçimsiz yasalarının teyidi olmaktadır. Bunun vebali, kendine çeki düzen vermekten imtina eden deletin ve statüko temsilcilerinin, üstünden kalkmayacaktır.

 

Kendinhi değiştirmeyen yasalarla Af sistemleri tesis etmek;  biryerde, bu acımasız asimetrik sistemsizliğin,  sultan vari cakayla, “suçlulara” lütfu olarak uygulansa da; vatandaşın, geri zihniyetlere mahkumiyetine beraat getirmeyeceği bilinmelidir.

 

Yer yüzünde özgürlük zenginlik; özgür, rekabetçi  ve tevazüden örülmüş benliklerin, vicdani  zenginliklerinin sağınağıyla yeşerecektir.

 

ÖZER ATAÇ


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link