Tolstoy ve Tuğçe Kazaz
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2948  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  06 Ocak 2015

                               

TOLSTOY VE TUĞÇE KAZAZ

      Geçen hafta gazete ve televizyonlarda dikkatimi çeken iki haber okudum. Bu haberlerden birincisi Tolstoy’un ölmeden önce Müslüman olduğu diğeri ise bir Türk manken Tuğçe Kazaz’ın evlilik sebebiyle dinini değiştirerek Hristiyan olması.

      Dünya edebiyatının önemli isimlerinden Lev Nikolayeviç Tolstoy’un, ölmeden bir yıl önce, hadislere de yer verdiği bir kitabının olduğu ancak bu kitabın Rus Devleti tarafından gizlendiği, bu kitabı yazmadan önce Tolstoy’un İslamiyeti seçtiği ballandırıla ballandırıla anlatılıyordu bu haberlerde. Bu haberin bilinçaltında yatan sebep, İslamın, batılı bir edebiyatçı tarafından tasdik edildiği; müslüman olmanın kötü bir şey olmadığı ve hep özendiğimiz batının bilim adamlarının dahi İslamı seçerek, Müslümanların Müslüman olduğu için komplekse girmemeleri gerektiğidir. Yani Tolstoy Müslüman ise, artık batılı bir insana karşı İslamın savunmanın bir yolu bulunmuştur: “İslam kötü olsaydı sizin Tolstoy’unuz Müslüman olur muydu?”. Kur’anın 6666 ayeti, büyük hadis birikimimiz, İslam Medeniyetini oluşturan unsurların hiçbir değeri yoktur; Tolstoy Müslüman olmuş ise artık fazla söze gerek yoktur.

      Bu tür haberlerin sık sık gündeme gelmesinin veya dikkat çekmesinin tek bir sebebi vardır: “Güvensizlik ve kompleks”.

      Nesneleri çok iyi gözlemleyen, insanların yaşamlarını ve ilişkilerini çok iyi analiz edebilen insanların, hayatı algılamalarının ve bakış açılarının değişmesi gayet normaldir. Bu gözlem ve analizin iyi yapılması insanı yavaş yavaş Allah’a yaklaştırır. Bu yakınlaşma süreci içerisinde Kur’an ile tanışan insanların Müslüman olmasından daha doğal ne olabilir ki. İslam, insanı esfeli safilin mevkisinden ehsani takvim statüsüne getiren bir taçdır. Hz Ömer’i şerefli kılan İslam tacıdır yoksa Hz Ömer’in müslüman olması o taca şeref kazandırmamıştır. Tolstoy Müslüman olmuş ise kendisi şereflenmiştir; bir Müslüman olarak bize düşen, Allah’dan geçmişteki günahlarının affını dilemektir.

      Bahsettiğim bir diğer örnek ise manken Tuğçe Kazaz’ın hristiyan olması. Nesnelere bakan ancak tefekkür etmeyen, insanların yaşamlarını ve ilişkilerini nefs gözlükleri ile gören insanlar yavaş yavaş Allah’dan uzaklaşır. Bu uzaklaşma süreci içerisinde de her tür bataklığa düşmeleri normaldir. Bana sorarsanız bu manken kız en ehven-i şer’i seçmiştir hristiyan olmakla; daha da kötüsü olabilirdi. Şimdi bu manken kızın İslam’dan dönmesi bu yüce dinimize ve Kur’an’ın inandırıcılığına gölge mi düşürmüştür. Bence hayatının tek doğrusunu yapmış, maddeten ve manen yaşamadığı bir dinin sahte kimliğini terk edip; madden ve manen yaşadığı dinin gerçek kimliğini taşımaya başlamıştır. Şayet ben bir hristiyan olsaydım, Tuğçe Kazaz’ın hristiyan olmasından asla sevinç duymazdım.

      Kur’an, yeryüzünde bir tek Müslüman kalsa dahi şerefinden hiçbir şey kaybetmeyeceği gibi yeryüzünde herkes Kur’an’a inandığında da O’nun şanında bir değişiklik olmayacaktır.

                                                        Av.Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link