Herkese Banker, Bize Gelince Bonkör
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1947  |  Puan: 9  |  08 Ocak 2007

HERKESE BANKER, BİZE GELİNCE BONKÖR

       

        İç ve dış borçlarımızın toplamı 500 milyar dolara vurdu. Devletin gelir, gider ve faiz ödemeleri rakamlarını önümüze koyduğumuz zaman; toplama ve çıkarma bilen herkes bu borçların ödenmesinin imkânsız olduğunu bilir. Aslında bu durum yeni değil; yaklaşık 10 yıldır ödenmesi imkânsız rakamlarla idare edip gidiyoruz. İdare edip gidiyoruz da nasıl idare ettiğimizi matematiksel olarak izah da edemiyoruz. Elâzığ’da bir delimiz vardı ve yanından geçen herkese “gidiyorsun ama nereye gidiyorsun, nasıl gidiyorsun” derdi. Ben de bu ekonomik rakamları önüme koyduğumda aklım firar ediyor ve dönüp çevremdekilere “Yahu Türkiye ayakta duruyor ama nasıl duruyor, niye duruyor?” söyleyesim geliyor.

        Ekonominin en basit kuralıdır “birey ürettiği kadar tüketmelidir”. Ürettiğin kadar tüketirsen hayatta kalırsın ama ürettiğinden az tüketirsen de zengin olursun. Ürettiğinden fazla tüketirsen de yok olursun; batarsın, yaşayamazsın. Ama gel gör ki Türkiye vatandaşları dolayısıyla Devleti yıllardır ürettiğinden daha fazla tüketiyor. Netice mi; bu ülkede acından ölen olmadığı gibi her çıkan yeni teknoloji harikası cihazlar da tüm vatandaşlarımızın elinde, evinde, işyerinde.

        Vatandaşların üretmeden, faiz ve borçlanma ile her tür ve hatta teknolojik ihtiyaçlarını bile karşıladığını görüyoruz. Gerek kredi kartları, gerek tüketici, araç ve ev kredileri ile hemen her şeye anında sahip oluyoruz. Borcumuz gelirimizin çok üstünde ama sağolsun bankalarımız; sürekli vatandaşı sübvanse ediyor. Aslında adı yüksek faizle borçlandırma olsa da uygulamaya bakınca bir nevi sübvanse diyorum ben buna. Çünkü bankaların icra takibine aktarılmış kredi alacaklarının ancak %30’u tahsil edilebiliyor. Bankaların tahsil edemediği %70 alacağı ise uçup gidiyor. Bu %70 yok oluşun sebebi vatandaşın kıvrak zekâsından öte bana kalırsa bankaların kıyağı. Benim anlamadığım, amacı para kazanmak olan bankalar ve çoğu yabancı menşeili bu bankalar neden bizi bu kadar çok seviyorlar.

        Vatandaş üretmeden tüketiyor, bankalar kıyak yapıyor da devletimiz bu borçla nasıl ayakta duruyor. “Türk’ün Türk’den başka dostu yok” diye söyleniriz ama ödeme imkânı olmayan Türkiye Cumhuriyeti’ne neden gâvurlar ha bire para verirler! Yoksa “para” dünya sisteminde bir amaç olmaktan çıktı da bir “araç” mı oldu ya da para tüm dünyada amaç da konu Türkiye olunca mı amaç olmaktan çıkıyor! Yoksa son zamanlarda devlet olarak çok şirin görünüyoruz da biz mi farkında değiliz.

        Ben, Devlet olarak yaşadığımız bu anormal durumu şu şekilde teorize edebilirim: Ekonomi karın tokluğudur yani vazgeçilmezdir. Karın doyduktan sonra arta kalan ekonomik değer ise siyasetin aracıdır. Karnı doymuş güç odakları, artmış ekonomik değerleriyle sadece siyaset yapıyorlar, siyasî ideallerine uygun ulufe dağıtıyorlar. Tabi karşılığını da para veya dua olarak değil siyaseten bekliyorlar. Yani borç her zaman para ile dua ile ödenmez; borçlunun izleyeceği siyasetle de ödenir.

        Şimdi ben merak ediyorum, acaba biz şirin göründüğümüz için mi ödeyemeyeceğimiz borçları bize veriyorlar yoksa siyaseten bedelini ödüyoruz da ben mi farkında değilim. Veya siyaseten ödeyeceğimiz günler yakın mı?                                                  

                                    Av.Mustafa Özdemir

Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link