Korkular Çoğalırken
Kategori: Kültür-Sanat  |  Okunma: 2067  |  Puan: 8,3  |  10 Ocak 2007

Korkular Çoğalırken

 

 

      Son yüzyıl Dünya sanatı, edebiyatı ve düşüncesi, “korku”yu o kadar işledi ki, neredeyse yaşadığımız zaman ve mekanların hamurunda, mayasında “korku”dan başka bir şey olmadığına inanacağız. Bu aldanışa kapıldığımız takdirde, insanoğlunu korkak bir yaratık, daha doğrusu, korkulardan teşekkül etmiş bir ucube gibi görmeye başlarız. Hiç şüphe yok ki, bu eğilim, insanı adeta insanlıktan çıkaran, ona bütün insanî niteliklerini kaybettiren savaşlar, saldırılar, işgaller ve bunların sonucu milyonlarca insanın ölümü ile kuvvet bulmaktadır. İnsan korkmakta haklı gibidir, ama kim kimden ve ne için korkmaktadır? Bu soruya, Dünya coğrafyasının çeşitli noktaları arasında mevcut kanlı gerilimde cevap aramak ise yanılgılarımıza bir yenisini eklemek olur.

      Korku dediğimiz şey de insanî bir değere sahiptir, insanın özüyle, yaratılışıyla ilgilidir. Modern çağlarda “korku”nun dünyevîleşmesi, binbir parçaya bölünüp, dağılıp eşya ve tabiatta, insan hayatında ve ilişkilerinde devleşmesine, şekilden şekle giren bir put gibi önümüze dikilmesine sebep oldu. İnkâra meyleden insan, bu heyulaî güç karşısında çabucak kör, sağır ve dilsiz olur. Asıl âlemden kopar ve varlığını heder eder. Bakış, günün tortuları ile kararır. Ezelî ve ebedî manâlara açılan pencereler büsbütün kapanır. Ruhun kararması, kalbin mühürlenmesidir bu.

      İnsanda, toplumlarda ya da devletlerde mevcut güçlü olma isteğini besleyen ve bu isteğe yön veren temel duyguya baktığımızda “korku”yu görmemiz hiç de şaşırtıcı değildir. Günümüz insanı ,uzun zamandır bir mütearife olarak kabul etmiştir ki, kahramanlık çağları geçmişte kalmıştır. Kahraman denilen kişiler ise destan sayfalarında.. Oysa, inançsızlığı anlatan bu sapkınlık, insanı ilelebed tutsak edemez. İnanmanın ihtişamı kendi kahramanları ile birlikte gelir.

      Şunu hemen söylemek gerekir ki, dünyevîleşen korku, en büyük darbeyi insanın ümitleri üzerine indirmektedir. Bundan dolayı,inanan insan olarak asgari hassasiyetimiz, ümitlerimizi daima taze, daima yeni ve daima diri tutmak olmalı.

      Bugün, insanoğlunun dünya işlerinde vazgeçilmez kıldığı, ‘garanti’ ve ‘sigorta’ gibi kavram ve kurumlara, bir de bu açıdan yaklaştığımızda, hayata dair bütün aşamalarda ‘korku’nun temel basamak haline getirilmiş olduğunu hemen fark ederiz. Geçim korkusu, geçmişten ve gelecekten korku, başkalarından korku, tabiattan korku, doğumdan ve ölümden korku, konu komşudan korku, toplumların ve devletlerin korkuları, bilimden, düşünceden, şiirden ve sanattan korku vesaire… Kısacası, ‘korku’yu bize, insana ait olmaktan çıkaran sayısız korkular..

      Oysa, sadece Allah’tan korkmak, bütün bu korkuların kirlettiği insanı pırıl pırıl ve aydınlık kılmaya yeter. Yalnız insanı mı, eşya ve tabiatı da, hayatın ve ölümün kendisini de nuranîleştirir. Allah’tan korkmayı unutan insanın, dünyayı kendine nasıl dar ettiğini, nasıl çirkinleştirdiğini bugün canlı bir şekilde müşahede etmiyor muyuz? Akıllarda ve vicdanlarda iyiliği, güzelliği aramak mı, boşuna.

     Görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen bütün âlemleri yaratan Allah’tan korkmak, âhirete inanmaktır, insanoğlunu her türlü sahte büyüklüklerden,sahte korkulardan ve bu korkuların çoğalmasından, sahte güçlerden ve güçlülerden azade kılacak olan.

     Hakikat şudur ki, Allah’a ve âhirete inanan insan için ne Amerika, ne Dünya, ne de görünen evren, hiç büyük değil, asla büyük değildir. Bu inançla atan müminin kalbinde hiç eksik olmayacak olan da ümididir.

     Zulüm ve ıztırap çağında, dünyanın en talı balıdır müminin ümidi.

                                                                                                          Necat Çavuş


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link