"Hukuk" Diye Haykırıyorum
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1392  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  25 Ağustos 2016


“HUKUK” DİYE HAYKIRIYORUM


İstanbul  Üniversitesi  Hukuk Fakültesine başladığımda, geleneği olan bu fakültenin az da olsa büyük hukukçularından ders almak nasip oldu. Bunlardan biri de İsviçre’de bile teorisi Yüksek Mahkeme içtihatlarına girmiş olan Medeni Hukuk Profesörü İsmet Sungurbey idi. Kendisinin bir diğer önemli özelliği de hayvan hakları konusunda ilk yasal düzenlemelere önayak olmuş bir kedi sevdalısı olmasıydı.

Sungurbey Hoca, derse ilk girdiğinde aksayan ayağıyla yerinden doğruldu ve kara tahtaya tebeşirle EBU HANİFE yazdı. Müthiş heyecanlandım; acaba neden bunu yazdı diye çünkü Anadolu’dan gelmiş, İmam Hatip kökenli ve temel İslamî ilimler konusunda az-çok eğitilmiş biri olarak “Cumhuriyet üniversitesinde Ebu Hanife….!?”  diye geçirdim içimden. İfade ettiğim bu uzun düşüncem  aslında 2-3 saniyede zihnimden geçenlerdi ki bu süre içerisinde ancak Hocamız, yaşlı bedeniyle yazısını bitirmiş yüzünü bize dönmüştü. Ve birden gözlerimizin içine baka baka:

“Arkadaşlar, dünya tarihinin yetiştirdiği en büyük hukukçulardan biri olan Ebu Hanife ile hocası deve sırtında giderken, hocası Ebu Hanife’ye bindiği devenin kaç ayağı olduğunu sormuş. Ebu Hanife deveden inmiş ve devenin ayaklarını bir bir tutarak saymaya başlamış 1, 2, 3, 4… Dörte tane ayağı var hocam, demiş. Bunun üzerine hocası  ona artık gerçek bir hukukçu olduğunu ifade etmiş. Yani arkadaşlar siz artık hukukçu olmak için bu sıralara geldiniz. Unutmayın ki hukukçu ezbere konuşmaz, hukukçu tahmin etmez, hukukçu elle tutup gözle görmeden karar vermez. Eğer bu fakülteye geldiyseniz, kendinizi öncelikle bu usule/metoda alıştırmalısınız” dedi.

Muhtemeldir ki dünyada en çok Hanefi Mezhebine sahip nüfus Türkiye Cumhuriyetidir. Yani Ebu Hanife’nin ekolüne bağlı bir Cumhuriyetiz. Sünniliği, Hanefiliği ve Maturidiliği iyi bilen ilim adamlarının tamamı, Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin “Sünnî, Maturidî ve Hanefî  İslam anlayışına göre kurulmuş ve işleyen bir Cumhuriyet” olduğunda hemfikirdir.

Yani dostlar, bizim mezhep imamımız Ebu Hanife’dir yani bizim mezhebimiz bir yönüyle “Hukuk”dur. Bir Hanefi olarak bana mezhebim sorulduğunda  “Benim mezhebim hukuk” derseniz eksik söylemiş olmazsınız.

Mezhebi hukuk olan bir mümin olarak, hukukun üzerine hiçbir şeyi koymamalıyız.  Her zaman en üstte hukuk olmalı. Devleti olmayanın dini olmaz derken; bahsedilen Devletin “Hukuk Devleti” olduğunu gözden kaçırmamalıyız. İşte bu yüzden olağanüstü halin bir hukuku olduğu gibi savaşın bile bir hukuku vardır. Savaşın bile bir hukuku vardır yani savaşta bile hukukun en temel prensibi olan “Elle tutup, gözle görmeden karar vermemeli; masumiyet ilkesi göz ardı edilmemeli”.

Olağanüstü Hal var demek ve bunun da mevzuatını yazmak demek o hali hukukîleştirmez. O halin hukukîleşmesi için hukukun temel prensiplerinin ihmal ve ihlal edilmemiş olması da lazımdır.

FETÖ denen illet yüzünden şu anda, savunması dahi alınmadan, somut bir suç isnadı yapılmadan bizzat tanıdığım insanlar, FETÖ ile hiçbir alakası olmamasına rağmen görevden atılıyor, gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor…

Ve ben, mezhebi hukuk olan biri olarak “HUKUK” diye haykırıyorum…!

                                              Av.Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış