Müslüman Kadın;Değişim Çağının Yeni Fenomeni II
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1976  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  15 Ocak 2007

MÜSLÜMAN KADIN; DE?İŞİM ÇA?ININ YENİ FENOMENİ

Kur’an’ın vaat ettiklerine sınır çizemem, siz de aynı görüşte iseniz, sorun yok demektir. Çünkü Kur’an kendisinden yararlanmak isteyenlere her zaman açık bir kitaptır. Az önce okuduğumuz bir ayeti, biraz sonra tekrar ama yeni bir dikkatle okuma zahmetine katlanabilirsek, daha önce anladıklarınızdan çok daha fazlasını yeni okuyuşumuzda anlamaya başlarız. Anlamak için okuyanlar bilir ki Kur’an, her okunduğunda okuyucusuna hiç ummadığı yeni bir vaadini hatırlatır. O nedenle yeter ki Müslüman, anlama konusunda istekli olsun.

 

Bu girişi şunu hatırlatmak için yapıyorum: Değişimin dinamiği Kur’an olacaksa, Kur’an’da Müslümanı yoracak kadar “yeni vaad” her zaman vardır. Ve eğer Kur’an’ın “yeni vaadler” sunma özelliği üzerinde uzlaşabiliyorsak “Değişim Çağının Yeni Fenomeni Müslüman Kadın”ı konuşabiliriz, demektir.  

 

Yakın yüzyıllarda Müslüman erkeğin başlattığı değişim hangi ad ve kurum adına yapılırsa yapılsın, hedefi tektir: Batıyı yenmek için batılılaşmak, yani “yenecek kadar değişmek”tir. Tüm çabaların değişmeyen ortak yönü buydu. Kendinden vazgeçip “batılı olmak” hedefi ise çok çok yenidir ki, bu da hesap dışı bir gelişmedir. 

 

Şimdiye kadar yürütülen değişimin ikinci önemli özelliği ise “erkek karakterli” olmasıdır. Erkek karaktere itiraz edebilirsiniz. Çünkü, Osmanlının son yıllarında örneğin 1900’lü yıllarda sadece İstanbul’da 40 civarında kadın derneği ve bunların çoğunun da düzenli ve ciddi yayın yapan dergileri vardı. Bunun gibi, başka kadın girişimleri de vardı. Örneğin İstanbul’da ve Anadolu’da, atölyelerde çalışan ciddi bir kadın nüfus da vardı…

 

Bu konuları araştıran biri olarak söylüyorum ki, değişimin cinsiyeti erkekti. Abdülhamit’in açmış olduğu çok sayıdaki kız okullarına ve bu dönemde mezun olmuş diplomalı kadın meslek sahiplerine, özel sektörde ve kamuda görev alan kadınlara, bu kadınların Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında yaptıkları hizmetlere rağmen… Tüm bunlar yakın tarih araştırmacıları tarafından yok sayılıyorsa ve görülmek istenmiyorsa, bunun tek nedeni, sanıldığı gibi Osmanlıyı gerici, Cumhuriyeti de ilerici gösterme çabası değildir; erkek karakterin baskınlığı en az rejim tartışması kadar önemlidir. Türkiye’de “…ilk kadın”lar yaratma merakı, rejim tartışması kadar erkek egemen bir tavır anlamı taşır ki, bu da ayrı bir konudur.  

 

Sosyal olayları tarihlendirmek ne kadar doğrudur? Bu soru konunun akışı içinde yanıtını bulabilir. Biz bunu tartışmayalım, ama illâ ki, “kadın karakterli değişim” için bir tarih verilecek ise, ben 1980 yılını göstermek istiyorum. Bu tarih birçok açıdan milat olarak görülebilir.

 

 

DE?İŞİM DEVAM ETMELİ Mİ?

        Sosyal politikayla ilgilenenler bilir ki, Müslüman kadının üniversiteye başörtüsü ile kabul edilmesi demek, bütün enerjisinin mevcut akademik sistem içerisinde tüketilmesi ve statik kurumlar içinde ileride ortaya çıkma olasılığı olan yaratıcı beyinleri ve hırsları tüketmek demektir. 

 

Yine Müslüman kadını kamu görevlisi yapmak demek, bürokrasinin tunç kanunu içerisinde adı sık sık rüşvet ve yolsuzluk haberleri arasında, bin yıllardan beri uyuyan enerjiyi bu kadar zorluklarla uyandırdıktan sonra, basit bir şekilde israf etmek demektir.  

 

Buna benzer açıklamalara devam edebiliriz. Bence bu kadar açıklama ile neleri söylemek istediğimiz anlaşılmıştır, öyle sanıyorum. Bununla beraber şimdiye kadar yaptığımız açıklamaları “anladım ama doğru bulmuyorum” diyen okuyucu da çıkmıştır. Faklı bir açıdan bakıldığında şunlar da söylenebilirdi:

 

12 Eylül 1980’den sonra üniversiteler önceki yıllara göre oldukça güvenliydi, çünkü terör bitmişti. Ama bu kez farklı sorunlar gündemdeydi.

 

Kızlar okumalıydı; ama endişeler de giderilmeliydi, diyen kimi muhafazakar aileler, başörtüsünü, Ortaçağ Avrupasında yoksul bakireleri saldırgan feodal beylerden korumak için takılan “bekaret kemeri” gibi kullanmaya başladılar. Çünkü 1980’li yılları hatırlayanlar bilirler ki, çok ucuza satılan yüksek tirajlı günlük gazete ve haftalık dergilerdeki bol erotik yayınlar ve “bekaret zarı neden namus olsun ki!” türü tartışmalar, muhafazakar aileleri tedirgin etmekteydi. Halkı endişelendiren büyükşehir haberleri, doğal olarak aileleri önlem almaya zorladı. İşte bazı aileler kızlarını başörtüsü kullanmaya zorladıysa, sosyal politika yapmaya gerek yok, bunun nedenini bu tür güvensiz ortamlar yaratan kişi ve kurumlarda aramak gerekir, denebilir.

 

Yine, üniversitede okumaya niyetlenmiş, doğup büyüdüğü yerleri terk edip büyük şehirlere gelmiş, dar bütçeli muhafazakar ailelerin, henüz 17 – 18’indeki kızlarının namuslarından emin olabilecekleri bir ortamda okutmaya çalışmaları, kızlarının başlarını örtmesini bir çözüm gibi görmeleri… birilerini şaşırtmış, sayıları çoğalınca da rahatsız etmiş olabilir. Sonunda bundan rahatsız olanlar bazı telkinlerin etkisinde kalarak yasaklama gibi önlemler almış olabilirler… Bunu abartıp yüzyılların değişimi gibi yorumlamak yanlıştır da denebilir…

 

Bu açıklamaların hiç birine gerek yok, kadının başını örtmesi Allah’ın emri değil mi? Emri! O zaman başka açıklamalara ne gerek var. Kızlarımız Allah’ın emrine uymak istiyor, dinle arası iyi olmayanlar da laiklik falan diyorlar, buna engel oluyorlar, diyenler de olabilir.

 

Bir araştırma yapılabilse belki çoğu, örtünmeyi “Allah’ın emri”yle, engeli de laiklikle açıklayacaktır… 

 

Tartışmanın özüne dönersek.. İnsanlar bireysel yaşamlarından yola çıkarak tümele varamayabilirler. Bunu anlayabilirim. Benim açıklamalarımı ciddi bulmayanlar da olabilir, buna da sözüm yok. Ama başörtüsünü sorun edinip yıllarca tartıştıktan sonra, hala bir arpa boyu yol alamamak da neyin nesi oluyor? Bunu kim açıklayacak?

 

Yasağı koyan “erk”in projeksiyonu doğru okunmadığı sürece olayları anlamak çok zor ve yaşananlar rahatsız edici. Olaylar nasıl gelişirse gelişsin, bence başörtüsü yasağı, Türkiye’de uzun denebilecek bir süre daha devam edecek ve amaçlanan hedefe varılmadığı sürece de tartışma bitmeyecektir.

 

Ne olursa olsun, amaç değişimdir ve değişim başlamıştır ve devam etmektedir. Önce kadın mağdur edilmiştir; sonra vicdanlar, sonra beyinler, sonra eller, kollar, ayaklar, sonra ülke ve bölge, sonra… harekete geçirilmiştir... Ve değişim, enerjisini haksızlığa uğrayan ve mağdur olan Müslüman kadından alarak devam etmektedir…

 

Manzara bunu göstermektedir.. Sorun başörtüsüdür, çözüm de değişim.    

                                                                HARUN ÖZDEMİR


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link