Elif Şafak'ın
Kategori: Güncel  |  Okunma: 1187  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  21 Ekim 2017

ELİF ŞAFAK’IN “AŞK” DEDİĞİ

Elif Şafak’ın AŞK ismindeki romanı yayınlanınca büyük ses getirmiş ve neredeyse okumayan kalmamıştı. Dost sohbetlerinde konuşulan ender kitaplar arasında yer aldığı gibi bir yönüyle de daha önce tasavvuf ve sufizm ile teması olmamış kimseleri derinden etkilemiş ve bu alanlara ilgi duymasını sağlamıştı.

Kitap hakkında fikrimi soranlar çok oldu, kitap ile ilgili benimle tartışmak isteyenler oldu ancak “Ben roman cahiliyim; hayatımda toplam 20 roman okumamışımdır; buna Rus Klasikleri de dahil” girişiyle başlayıp; “okumadım”  ile nokta koyuyordum. Çok şaşırıp  ve “mutlaka oku, fikrini çok merak ediyorum” diyorlardı. Bu baskıların daha doğrusu mahalle baskılarının hiçbirine boyun eğmedim ve okumadım. Ta ki 2012 yılında bir arkadaşımın kitapla ilgili yaptığı değerlendirmeye kadar…

Eğer o bu kitapta bir şeyler bulmuş ise ben de bir şeyler bulabilirim dedim ve kitabı hemencecik okuyuverdim.

Kitabın ortasına geldiğimde bu kitabı Elif Şafak’ın yazamayacağına karar vermiş ve bu kitabın bir psikolojik operasyon kitabı olduğuna kanaat getirmiştim.

Kitap, din ile teması olmayanları Kur'an ve dinin temel kaynaklarına yöneltmiyor aksine tasavvuf ve sufizme teşvik ediyordu.

Kitapta eleştirilecek çok şey bulmuştum ancak benim üzerinde ciddiyetle durduğum birkaç hususu sizinle paylaşmak istiyorum:

1-İslam Dünyasında anne evin her şeyidir; çimentosudur, fedakârlık abidesidir ki zaten bu yönüyle yuvayı, aileyi ayakta tutan annedir. Bu romanın kahramanı da başlangıçta tipik bir İslam Dünyası annesidir ve yuvayı ayakta tutan kişidir. Ama şeytan ona “Dağıt hayatını; hayatının dağılmış hali mevcut halinden daha güzel olabilir. Hayatının altüst olmasına müsaade et; belki altı üstünden daha iyidir” vesvesesiyle ve dinî ögelerle süslü tasavvuf telkinleri ile yaklaşır. Kadın tuzağa düşer ve evini, düzgün aile hayatını, eşini ve çocuklarını terk ederek bir sufinin peşine düşer.

Aslında tuzak burada hem ilkeli yaşayan Müslüman erkeğe hem de düzenli aile hayatı olan Müslüman kadına kurulmuştur. Romanı okuyan dinle alakasız, tasavvuf ve sufizm konusunda bilgisiz kadınlar, romanın erkek kahramanı Zahara’nın yerine koymaya başlar karakterli, ilkeli, namazında-niyazında Müslüman erkeği ve dindar erkekte Zahara'yı bulacağı düşüncesi ile ona yaklaşır. Kadınlardan yana böyle bir ilgiye alışık olmayan bizim Müslüman erkekler de hemen tuzağa düşüp nefsinin ardına düşerek değişir daha doğrusu bozulur, ifsad olur; ilkeleri ve yıllarca gözü gibi koruduğuna inandığı değerleri ilk sınavında paramparça olur.

Kadınlar için hazırlanan tuzak ise beraberinde topluma kast edilmiş bir tuzak. Fedakârlığı ile aileyi ve dolayısıyla toplumu ayakta tutan anneye ise romanın bayan kahramanı gibi “bırak fedakârlığı, artık kendin için yaşa; düş aşkın peşine” telkinlerde bulunmaktadır roman ve dolayısıyla Elif Şafak.

2-Romanda İslam ve tasavvuf diye anlatılan hikâye ve ilkelerin hiçbiri Kur’an’ın penceresinden bakınca İslamî değil. Yüzyıllar boyunca da tasavvuf ve sufizmin İslama aykırı yönü diye tartışılmış konular. Kaldı ki tasavvuf ve sufizmin Kur'an'a uygunluğu dahi tartışmalı bir konu.

Düşünsenize romanın bir yerinde Şems, gecenin bir yarısı Mevlana’yı meyhaneye gönderip içki aldırtıyor. Romanda, şehrin tamamının tanıdığı,  ileri gelen bir din bilgini olarak Mevlana'nın meyhaneye gidip içki almasını da över ve takdir eder. Çünkü Mevlana nefsini öldürmektedir böyle yaparak; ilke, ayıp, günah diye yapmadığı bir şeyi aşkı uğruna yaparak nefsini de bir yönüyle terbiye etmiş oluyor.

Bu tavrın akılla, Kur’an ile bir uyumu var mı! Var demek mümkün mü!

3-Zaten kitapta aklın beş para etmediği, duygunun değerli olduğu ve insanın duyguları ne istiyorsa öyle davranması telkin ediliyor her meselenin sonunda.

Kitapta aşkın 40 kuralı olduğu söyleniyor ve bu kurallar bir bir açıklanıyor:

Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak utanılacak bir varlık geliyorsa aklına demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk merhamet ve şefkat anlıyorsan sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.


İkinci Kural: Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahire manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninın batınisıdır. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayesiz kalır tarif etmeye.

sıralanarak devam ediyor. Zaten bu ilk üç kural, “Aklın beş para etmediği; objektif değerlendirmelerin beş para etmediği, ilkelerin beş para etmediği”nin giriş cümleleri.

Bir müslümanın Kur’an’dan hiç çıkarmaması gereken ne varsa bu ilk 3 ilkede var zaten. Kur’an’ı hayatın kitabı, ilkelerin kitabı, düzenin kitabı, aklın kitabı olarak anlıyor isek bu üç ilkeyi Kur’an’ın zıddı olarak kabul etmemiz gerekiyor.

Yani bu kitapta akıl ve ilke değil; tamamen duygu ve ilkesizlik, bir yönüyle de anarşizm felsefesinin izlerini görmekteyiz.

4-Romanı okuyan bir kişi tüm değer yargılarını elinin tersi ile iter ve bunu da “aşk” adına yaptığını savunur. Ama bu aşk insanın doğasına, fıtratına savaş açan bir aşktır. Buna aşk ismi verilmiş olmasına bir talihsizlik de diyebiliriz. Bence Elif Şafak’ın bize aşk diye sunduğu, dayattığı, telkin ettiği şey tasavvuf-sufizm kisvesi giydirilmiş anarşizm. Gerçi tasavvuf ve sufizmin de zaten bir yönüyle anarşizm olduğu söylenebilir. Toplumun ve insanlığın tüm değer yargılarını, objektifliği çöpe atan bir anarşizm telkin ediyor, bilinçaltlarına işliyor.

Romanda aklını duygularının üzerinde tutan; ilkeli, sabırlı en saygın karakter Kimya olması gerekirken, Elif Şafak bu romanda Kimya’yı acınacak bir karakter olarak okuyucuya telkin etmekte.

Tüm bu açıklamalarım ile birlikte değerlendirildiğinde, Elif Şafak’ın yurtdışındaki bir yayıncı kuruluşta, TED Talks'ta yaptığı konuşmada biseksüel olduğunu açıklamasına da bu yüzden şaşırmadığımı bilmenizi isterim. Çünkü Elif Şafak’ın aşk sandığı, gerçekte anarşizm (tüm değer yargılarına savaş açan düşünce) olan düşüncelerinin kendisini götüreceği yer burasıydı. Yani beklenen yerde demir almış Elif Şafak.

İşte bu yüzden, aklı başında, düzenli bir hayatı olan ama tatmin edilmemiş yaşanmışlıkları bulunan kadınlara asla AŞK romanını okumasını önermem. Hele Müslüman, Hristiyan, Yahudî anneler hiç okumasın.

Ve yine söylüyorum “Bu kitap, bu ülkenin aile hayatına kastetmek düşüncesi ile kaleme alınmış bir operasyon eseridir”. Tıpkı ABD sinemasının kültürlere kasıt amacıyla servise sokulması gibi…

                                                           Av.Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link