Mit Ne Açıkladı
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1934  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  17 Ocak 2007

 

MİT NE AÇIKLADI

       

        Bugünkü yazımda, MİT’in kuruluş yıldönümü münasebetiyle yapmış olduğu basın açıklamasının ne anlama geldiğini daha doğrusu kendim bu açıklamadan ne anladığımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Yapılan basın açıklamasını herkes kendince yorumlamaya kalkıştı. Ben de bu basın açıklamasından birkaç paragrafı sizlerle paylaşmak istedim.

        “20. yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam etmeyeceği önceden öngörülebilir bir olgu olmakla birlikte 1990 ve sonraki sürece hazırlıksız yakalanılmıştır. Elbette bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakarlıkla sahip çıkmalarıdır. Bu nedenle de geleceğe yönelik tahminler bu katı/kuralcı yaklaşım içinde başarısız olmuştur.”

        Bu paragrafı yorumlamaya gerek yok; gayet açık bir şekilde, 1990 öncesi MİT’in başarısızlığı itiraf ediliyor. Bu açıklamada sorgulanması gereken olay şu: MİT, 1990’da yaşanan SSCB dağılmasını, duvarların yıkılmasını öngörmüştür ancak bu öngörüye uygun sağlıklı strateji belirlemekte gecikmiştir. İstihbaratta zor olan  “öngörü” dür. Öngörü olmadan strateji zaten belirlenmez. İşin garip olan yanı şu: MİT öngörmüş ancak strateji belirleyememiş. Bence bu hata, bir istihbarat teşkilatının yapabileceği en büyük hatadır. İstihbarat bilgileri bir havuzda toplanır, analizler yapılır ve öngörü ortaya konur. Öngörü üzerine de uzmanlar tarafından strateji tesbit edilir. Bu açıklamadan anlaşılan o ki, MİT’in stratejistleri o dönemde sadece izlemişler; düşünmemişler.

 

        “Dünyadaki istihbarat teşkilatları da sistemin birçok aktörü ya da oyuncusu gibi bu yeni “belirsizlikler” dünyasını öngörememiştir. Ayak sesleri özellikle teknolojik gelişmeler ve bu gelişmelerin öncülük ettiği farklılaşan ekonomik ilişkilerle ortaya çıkan, çoğu kez küreselleşme olarak nitelendirilen ve dünyadaki insan toplulukları arasında siyasi sınırların ortaya çıkardığı iletişim limitlerini belirsizleştirerek bir “değer devrimi” de yaratan bu radikal değişim süreci, sarsıcı bir hızla her şeyi etkisi altına almış, savunma ya da uyum mekanizmaları geliştirmeye imkan tanımamıştır. Soğuk Savaş döneminin ortaya çıkardığı katı kurallarla işleyen istihbarat teşkilatları da ortaya çıkan bu yeni ve inanılmaz derecede oynak ortam karşısında ister istemez yetersiz kalmışlardır.”

        Küreselleşme politikaları ve teknolojinin ulaştığı nokta karşısında tüm istihbarat teşkilatlarının hazırlıksız yakalandığından bahsedilmektedir. MİT’in açıklamasında yer alan bu paragraf ile de MİT, kendi strateji belirleme zaafını hemen hemen tüm ülke istihbarat teşkilatlarına da yükleyerek kendisini kurtarmak istemektedir. Küreselleşmeyi dayatanların uluslar arası şirketler olduğunu bilmeyen yok. Eğer küreselleşmeyi dayatan uluslar arası şirketler karşısında istihbarat örgütleri çaresiz kalmış ve hazırlıksız yakalanmış ise vay dünyamızın geleceğine… Dünyadaki çoğu istihbarat örgütü -bırakın devleti-  birkaç  şirket karşısında acze düşüyorsa biz vatandaşların karamsar olmasını artık kim engelleyebilir ki!

 

        “Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus-devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler sadece gelişememekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olamamakla kalmayacak; aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir.”

        Küresel şirketler, çoğu ulus devleti yerle yeksan edecekler tesbiti yapılıyor bu açıklamada da… Yani devletler, şirketler karşısında acze düşmüştür!

        “Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekten sağlam politikalar üretebilmek ve uygulayabilmek için ulusal güvenlik ve ulus-devlet yapısına yönelen tehdit ve kaynakları iyi algılayabilmek, ulusun karşı karşıya olduğu fırsatları ve tehditleri öngörmek, doğru analiz edebilmek ve uygun vasıtalar ile karşı koymak zorunluluğu / ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedilir hale gelmiştir. 21. yüzyıl güvenlik ortamı, istihbarat fonksiyonlarının önemi ve etkinliğini hiç olmadığı kadar arttırmıştır.”

         Bu açıklama ile de Küreselciler’in tehdidinin Türkiye’ye de yönelik olduğundan bahisle, almamız gereken önlemlerden bahsedilmektedir. Sizleri bilmem ama beni en çok karamsarlığa iten de bu paragraf oldu. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin en kötü günlerinde dahi dünya dengelerine oynadığına inanan biriyim. Türkiye’siz bir dünya dengesinin olamayacağına iman etmişim. Bizi hiçbir Küresel güç tehdit edemez sadece kendi saflarına çekmek ister. Kendi kurumlarımız bu gücümüzün farkında olmasa da Küresel Güçler bu gücümüzün farkındadır ve bizi tehditle değil ancak bizimle dost olarak yanlarına çekebileceklerini bilmektedirler. Biz güçlü, geleneği olan bir Devletiz. Birileri dünyayı yeniden dizayn etmek için yola çıkmış ise bizim yapacağımız şey onların bu planlarına karşı kendimizi korumak olmamalıdır. Biz de kendi gücümüzün ve konumumuzun farkında olarak karşımızdakilerle pazarlık masasına oturmalıyız. Eğer dünya yeniden şekilleniyorsa, yeniden şekillenecek olan bu düzende “kendi payımıza düşeni” nin pazarlığını yapmalıyız. Öngörüp savunma hattımızı güçlendirmek Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışmaz. Bize yakışan, öngördüğümüz düzenden kendi payımıza düşecek olanı arttırmak stratejisi olmalıdır.

       

 

        “Uluslararası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlamayla (kendi konumu ile ilgili) taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır. Yalnız savunma pozisyonunda olmak Türkiye’ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır. Bu nedenle de Türkiye tüm kartlarını/avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır. Elbette bunu gerçekleştirebilmesi hiç de kolay değildir.”

         Bu açıklama, savunma pozisyonunda kalmamamız gerektiğini ifade etse de, iyi okunduğunda görülecektir ki “mevcut hattımızı korumak için” savunma pozisyonunda kalmamaktan bahsedilmektedir. Ben diyorum ki, “Evet, savunma pozisyonunda kalmamalıyız, hattımızın dışına çıkıp; yeni dünya düzeninde payımızı arttırmalıyız. Bugünkü düzen, Ergenekon’dan tekrar çıkmamıza en müsait dönemdir”.

                                                           Av.Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link