Bizim İşci, Neden Proleter Olamadı? I
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2156  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  05 Şubat 2007

Batı Uygarlığının ekonomik ve sosyal karakterini, önce “kölelik”, sonra da “işçilik” belirlemiştir. Kölelik veya işçilik, ikisinin de ekonomideki fonksiyonu aynıdır. Artık emeği patronuna bırakır. Batı Uygarlığının kurucu unsurları olan ticaret burjuvazisi, sanayi işletmeleri ve bankerler güçlerini söz konusu emeğin sömürüsünden almışlardır.

 

Batı Uygarlığının özeti diyebileceğimiz kapitalizm, artık emeğin işverene ait olması anlamına gelir ki, bir kez daha tekrar edersek Batı her şeyini, ücretli işçiliğin sömürüsüyle elde etmiştir.

 

Bu tespitimizin ne anlama geldiğini açıklamak için bir mukayese yapmamız gerekirse; bilinmelidir ki, Batı Uygarlığının yükünü çeken işçilik, İslam Uygarlığında “istisnai akitler” arasında yer alır. Bu da aradaki farkın ne kadar büyük ve iki uygarlığın birbirine ne kadar uzak olduğunu gösterir.

 

Batıda sanayi devrimi, her türlü mal ve hizmet üretimi, bunların pazarlanması, fikir ve sanat üretimi… hep “ücretli” kişilere yaptırılmıştır. Bu durum, İslam Uygarlığının seçkin eserleri olan fıkıh kitaplarında, ancak “hamamdaki tellak ve berber”e ödenen ücretlerle örneklendirilebilmiştir. Fıkıhta sıklıkla yer alan “emek sermaye ortaklığı” ise batının yabancısı olduğu veya gündeme getirmek istemediği bir sözleşme türüdür.

 

Peki, İslam Uygarlığı “ücretli işçiliğe hiç mi cevaz vermemiştir”, diye bir soru yöneltilecek olursa, buna rahatlıkla “caizdir ve kitapta yeri vardır” diyebiliriz.

 

Fakat şimdiye kadar anlatmaya çalıştığımız “ücretli işçilik” konusundaki mukayese, “hür insan” açısından yapılmıştır. Kölelik söz konusu oluca bunun Kitapta, hem de en ortasında yer aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü fıkıh klasiklerinde köleliğin değişik statüleri tanımlanmıştır. Bunlardan biri de batının ekonomik özgürlük diye yücelttiği “ücretli işçilik”tir.

 

İslam Dini savaşta katliama cevaz vermediği için “savaş esirleri”nin akibeti konusunda bazı öneriler yapmıştır. Bu önerilerden biri de esirlerin ücretli işçi olarak çalıştırılmalarıdır. Fıkha göre köle, yani ücretli işçi, efendisinin verdiği işte çalışır, karşılığında da efendisinin yaşam standardında(!) yaşayabilecek bir ücreti hak eder; ürettikleri veya kazandıkları ise ne kadar çok olursa olsun, o da efendisine kalır.

 

Fıkıhta bunun adı köleliktir. Batıda ise, insanlar önce işsiz, aç, sefil ve savunmasız bırakılır, sonra da ücretli bir iş verilir, kişi böylece ekonomik özgürlüğüne kavuşturulur. İşte Batının anlattığı ve öve öve bitiremediği özgür batılı, Fransız İhtilalinden fışkıran mucizevi hür adam, İslam’ın köle dediği kişidir.

 

İslam fıkhında köle, efendisine emeği ile bağlı olan kişidir. Köle bunun dışında evlenme, çocuk sahibi olma hakkına sahiptir. Roma hukukundan farklı olarak davalı ve davacı da olabilir. Hatta mahkemeye başvurarak efendisi ile özgür olma koşullarını belirleyen sözleşme yapabilir ki, bu konuda bütçeden mali destek bile alabilir.

 

BİZDEN PROLETER OLUR MU?

Eski Mısır, Yunan, Roma ve Batı Uygarlıkları gelişmelerini istihdam ettikleri kölelerine borçludurlar, bunu her koşulda söylüyoruz. Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız bu durum, batılı sosyal bilimciler tarafından zengin kanıtlarla ortaya konmuş bir insanlık tarihi gerçeğidir.

 

Batıda insanların çoğu kölelikten işçiliğe terfi ederken yeni durumu kalıcı kılmak için proleterliği makbul ve yeterli bir kimlik haline getirmişlerdir. Yoksul ve yorgun kalabalıklar, proleter bir edebiyatla dinlendirilmeye ve eğlendirilmeye çalışılmıştır.

 

Müslümanlar köleliğin kavram ve fonksiyonunu hiçbir şekilde çarpıtmadan kölelik olarak korumuşlar ve ayrıca kölelik statüsünü, köle lehine zenginleştirmişlerdir. Ama hiçbir zaman köleliği gizleyen, örten veya onu kalıcı ve onurlu bir statü haline getiren kelime oyunlarına başvurmamışlardır. Örneğin batıda olduğu gibi köleliği öven bir edebiyat geliştirmemişlerdir. Hele proletarya diktatörlüğü gibi saçma sapan siyasal düzenleri akıllarından dahi geçirmemişlerdir.

 

Batı, yirminci yüzyıla gelindiğinde, Roma hukukuna benzer, sömürünün ve insanlık dışı istihdamın en acımasız türü olan “şahsiyetsiz köleliği” terk etmiştir. Bunu da, adeta bir devrim olarak insanlık alemine hediye ediyormuş gibi deklarasyonla lağvetmiştir. Onun yerine ise sanki kölelikten çok farklıymış gibi “işçiliği” ihya etmiştir. K. Marx gibi yoldaşlar da, proleter dedikleri yeni köleye felsefi ve ideolojik bir içerik ve tarihsel bir derinlik kazandırılmaya çalışmışlardır.

 

Her koşulda kapitalistler tarafından kontrol edilen sol ve sosyalist hareketler ve onun yarattığı proleter insan, sendikaların, sosyalist ve komünist örgütlerin çatısı altında kontrolde tutulmuştur. Yüz elli yıllık sosyalizm ve komünizm mücadelesi ve uygulamaları, sendikal faaliyetler yirminci yüzyıl bitmeden proleteri kontrolden başka bir işe yaramadığı açıkça görülmüştür. 

 

Çok kısa bir şekilde birkaç cümleye sığdırmaya çalıştığımız Eski Mısır, Yunan, Roma ve Batı köleliğinin bir benzeri, Müslümanlar arasında da oluşabilirdi ve “proleter”liği ile övünen geniş kalabalıklara rastlanabilirdi. Ama görülmedi.

 

Son yüzyılda Müslümanlar arasından devşirilerek yetiştirilmek istendi, bu uğurda ciddi çabalar da gösterildi. Özellikle Batıda proleterliği ve sınıf mücadelelerini kutsayan ve yücelten yazarların eserlerinin büyük çoğunluğu Müslüman toplumlara çeviri marifetiyle aktarıldı. Ama sözünü ettiğimiz proleterliği ile övünen yeni insan tipi bir türlü yaratılamadı.

 

Neden tüm çabalara rağmen, Müslüman bir proleter sınıf ve ona ait bir kültür yaratılamadı? Buna örneğin, ülkemizin koşulları mı izin vermedi? 12 Eylül falan mı neden oldu? Yoksa tam proleter bir sınıf yetişmek üzereydi ki, bir şeyler kesintiye mi uğrattı?

 

Eğer ülkemizin koşullarından kastımız, insanlarımızın Müslüman kimliği ise, amenna! Ama başarısızlığın nedeni olarak asker, polis, darbe, mahkeme ve işkenceler gösterilecekse buna hayır.

 

Ülkemize özgü koşullar proleter bir sınıfın oluşmasını engelledi de, Avrupa’da tersi mi oldu? Yoksa, Müslüman Türk işçileri Avrupa’da batı proleter sınıfına entegre oldu da bizim mi haberimiz olmadı?

 

Ne dersiniz? Bizden proleter olur mu?

                                                            Harun ÖZDEMİR


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Fatih Sayın [ 12 Şubat 2007 07:18:08 ]
-Hocam; sorunuza cevap veriyorum. Bence hepimiz proleter olma yolundayız. Benim de bir sorum var:
-Mevcut ekonomik durumda proleter olmamak için ne yapmalıyız? Herkes serbest meslek sahibi veya tacir olmak zorunda mı?Yoksa proleter olmak için yazınızda olduğu gibi işçi olmanın yanında o kültür de mi gerekli.?

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link