Irak'ta iç savaş
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2273  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  19 Şubat 2007

Irak’ta iç savaş

 

       Irak’ta ne zamandır birbirini infaz eden Müslümanlar, Askeriye Türbesinin saldırıya uğraması sonucu kubbesinin çökmesiyle, cinayetleri katliama dönüştürme gayreti göstermeye başladılar. Şii, Sünni ayırımı yapmıyoruz ve sadece Müslümanlardan söz ediyoruz. Halen yaşamakta oldukları işgali görmek için gözlerini dört açması gereken insanların maalesef gözleri dönmüş, insanî melekelerini kaybetmiş olduklarını müşahede ediyoruz. Kimin kimi ve ne için vurduğu belli değil. Mezhep farkına dayalı bir iç savaş beklentisi var bazı çevrelerde ve bütün dünya bu çevreleri çok iyi biliyor.

     Yıllarca İran ile savaştıktan sonra Saddam Hüseyin’in Küveyt’i işgalini hatırlayalım. Kendini Ceziretu’l-arab’ın Napolyon’u olarak gören bu ahmak zat ve kadrosu, yüzbinlerce kişinin ölmesine, milyonlarcasının da sefil ve perişan olmasına sebep olacak o, işgal işine giriştiklerinde ‘dün’ü düşünmeyen ve ‘yarın’ı kestiremeyen Ortadoğu liderlerinden bekleneni yapmışlardı sadece. İktidarda olduğu sürece Suriye’nin bütün kapılarını dünyaya kapalı tutan Hafız Esad’a da ‘sa’lebu’l-arab’, yani Arapların tilkisi deniyordu.

     Küveyt’in işgalden kurtarılması için Amerika önderliğinde gerçekleştirilen savaş, Irak güçlerinin evlerine geri dönmeleri ile son bulmuş gibiydi. Gibiydi diyoruz, çünkü bu küçük ve göstermelik işgalin hemen ardından asıl büyük işgal geldi. Amerika’nın zaten niyeti buydu, plânlı programlı bir işti, deme kolaylığına saparak kendimizi hesaba çekmekten uzak duramayız ve  kendimizi anlama mecburiyetinden kaçamayız. Ne olursa olsun, nihayetinde yapmamız gereken budur.

     Irak’ın Amerika ve müttefikleri ile girdiği ilk savaştan aklımızda kalan, gözümüzün önünden gitmeyen bir sahne vardır: Amerikan askerinin ayaklarına kapanan Iraklı asker sahnesi. Bugün, mezhep taassubunu ateşleyen türbe’ye saldırı işinden bir iç savaş çıkar mı diye düşünürken nedense bu utanç verici görüntü yeniden canlandı gözümüzün önünde. Her resim, her fotoğraf, her görüntü gibi bunun da aldatıcı, kafa karıştırıcı, yön değiştirici tarafı olabileceğini baştan teslim ederek söyleyelim ki, bu görüntü, bize göre, Irak’ta bir iç savaş ihtimalini  ortadan kaldırıyor, o kadar güçlü bir işaret olarak hafızalarda durmakta…

     Yüzyıllardır mevcut olan demografik yapıdan büyük bir felaket umacak kadar şeytanlıklar içinde yüzen işgalci güçler, tahmin ediyoruz, iç savaş konusunda hayâl kırıklığına uğrayacaklardır. Irak’taki insan topluluğunun yaşanan trajedinin idrakinde olmasından değil, düşmanla savaşmayı bilmeyen ve böyle bir savaşı gerçekten göze almayanların, sebebi türbe, kubbe değil ,ne olursa olsun, birbirleriyle savaşamayacakları gerçeğinden. Afganistan örneği ortada. Yıllarca İngilizlerle, daha sonra Ruslarla müthiş bir savaş yaşadılar ve muzaffer oldular. Ruslar çekilmek zorunda kaldıktan sonra da, birbirlerini öldürmeye, köpekler gibi parçalamaya başladılar. Öldürme mikrobu damarlara öyle işlemiş, Afgan dağlarını öyle tutmuş kuşatmış ki…

      Daha önce de yazdık, şu an yeryüzünde Amerika-İsrail ittifakından daha samimi, daha iş bitirici bir ittifak, bir oluşum mevcut değildir. Irak’taki katliamı durdurmak için falan ya da filan ülkeyi yahut ittifakı göreve çağırmak, bunlardan medet ummak bize pek akılcı gelmiyor, akıl için çağrı yapılıyor olsa bile. Çünkü bu ittifaklarda, ne samimiyet var, ne de ortak bir ülkü. Şaşaalı ittifak isimleri var sadece.

      Türkiye ne yapmalı, ne yapabilir, sorusuna gelince.. Hamas’ın Ankara ziyareti sonrası kopartılan fırtınanın kaldırdığı toz daha yere düşmedi. Çevremizdeki Müslüman ülkelerin başındaki felaketi topluma hatırlatarak, ‘bakın, bizde böyle şeyler yok, halinize şükredin’ anlayışı ile yakın yıllara gelindi, meyvesi de PKK oldu.

      Orman, dışarılardan yanmaya başlamışsa, tahta kulübenin içinde uzun süre huzurlu oturmak mümkün değildir. Hazır, ateşi hissetmişken, kıvılcımlar bir şekilde bize kadar sıçradı sıçrayacakken Türkiye’nin Irak’taki katliama ilgi duyması yeterli değil, meselenin üzerine öz meselesi gibi atılması gerek. Bunun, diplomasi ile, bürokrasi ile, seçimle, geçimle bir alakası yok… sadece varolmak ile ilgilidir…var olmak ya da…

                                                                                                          Necat Çavuş


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Fikret ASLAN [ 27 Şubat 2007 10:11:10 ]
Bana değmeyen yılan gitsin arkadaşım Mustafayı soksun... Böyle bir zihniyetle hareket eden insan, insan olamaz... Bugün arkadaşım Mustafayı sokan yılan yarın öbürgün gider arkadaşım Fatihide sokar... Yani bu zihniyetten vazgeçelim demek istiyorum... Bu düşüncelerime tercüman olan Sayın Abim Necat ÇAVUŞ''u gönülden kutluyorum... Türkiyemizin Iraktaki olaylara çekimser kalmaması lazım... Selam ve Saygılarımla...

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link