Kur'an'ı Anlama Metodu IV
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2214  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  19 Şubat 2007

KÂİNATIN OLUŞUMU VE ÖZELLİKLERİ

 

    Kâinatın bir hamurun şekillenmesinden mi yoksa parçaların duvar şeklinde birleşmesinden mi oluştuğu hususu çok eskiden beri tartışılmaktadır. Bugün hiç olmazsa kâinatı kavrayabilmemiz için onun parçalanmaz cüzlerden oluştuğunu kabul etmek zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

    Dilimiz de böyledir. Dilimizin seslerin bir araya gelmesi ile oluşmuş olması bu tabii yaradılışa analogdur. Işık eşit büyüklükte tesir parçacıklarından oluşmaktadır. Bunların müsbet ve menfi olmak üzere çift parçacıkların birleşmesi ile oluşmakta olduğu da bilinmektedir.

    Elektriğin müspet ve menfi parçacıklardan oluşması yanında, ışık aynı zamanda dalga özelliğini de gösterir. Yani parça ve dalga olmak üzere çift özelliği bir arada taşır. Bütün ışıklar boşlukta aynı hızla giderler. Bunlardan 1836 tanesi birleşerek suyun temel yapısı olan Hidrojen Atomunu oluşturur. Bunların birleşmesinden bugün madde dediğimiz yüze yakın temel unsur ortaya çıkar. Bunlar da müsbet ve menfi değerli olmak üzere çifter çifter oluşmuşturlar ve birkaç tanesi bir araya gelerek cisimlerin parçalarını meydana getirmiştirler.

    Cansız âlemi oluşturan bu yapının özelliği gelişigüzel dağılmaya meyyaldir. Fizikçiler bunu 'fesadın (entropinin) artması' şeklinde ifade etmektedirler. Canlılarda ise tersine 'salâhın artması' yani 'fesadın azalması' şeklinde bir özellik vardır.

    Dört taraftan başka maddelerle birleşebilen kömür parçacığı su ile birlikte canlının temel yapısını oluşturur.

    Cümlelerdeki harflerin dizilişi gibi bunlar da birbirleriyle birleşerek bir zincir oluştururlar. Bu zincirin canlılardaki özelliği birbirlerine benzer zincirleri oluşturabilmesidir. Zincirde kullanılan dört çeşit ikişer ikişer çift olan gruplar birer şifre olup yapının oluşmasında birer haber kaynağıdırlar. Yani, konuşmamızda harfler ne görevi görüyorsa onlar da o görevi görürler.

İşte 'Besmele'deki harflerin benzerliğini meydana getirmesi, benzerleri arasındaki başkalaşmadır. Harf sıralarının yerlerini değiştirmesi, canlılardaki bu hayat zincirinde de aynen görülmektedir.

    Kur'ân'ın 'dizilmiş hameler'den oluşan 'salsâl' veya 'ba'ûde' dediği bu hayat zincirinin gösterdiği faaliyet sayesinde canlının ilk yapısı olan Kur'ân'ın 'alak' dediği 'hücre' oluşmaktadır.

    Bir insan başlangıçta tek hücre iken, ikiye ayrılıp biri hareketli - diğeri hareketsiz olmak üzere iki görevi yüklenen hücreler oluşur.

    Hareketsiz hücreler ikiye ayrılır, dış ve iç organları meydana getiren hücreleri oluştururlar. Hareketli hücreler de ikiye ayrılıp çoğalma ve yaşama fonksiyonlarını ifa eden hücreler olurlar.

    Sonra bu dört çeşit hücre de bölünerek sekiz hücreye ulaşır. İç organları oluşturan hücre kemik ve et hücrelerine; dış organları oluşturan hücre deri ve sinir hücrelerine; yaşama hücresi de koruma ve taşıma (alyuvarlar ve akyuvarlar) kan hücrelerine ve çoğalma hücresi de irsi ve salgı bezi hücrelerine ayrılır. Bunlar böyle devam ederek vücudu oluştururlar.

    Baştan sonuna kadar 'Besmele'de izah ettiğimiz, benzerini meydana getirme, başkalaşma, sırasını değiştirme, birleşme özellikleri ortaya çıkarak tek hücre bir insan olabilmekte, hatta tüm canlılar böyle meydana gelmektedir.

    Kur'ân'ın ifade ettiğine göre, başlangıçta kâinatta 'bir tek hücre' yaratıldı. O hücre zamanla yukarıda söylediğimiz şekilleri kullanarak önce 'bitki ve hayvan hücreleri'ne dönüştü. Sonra bugünkü 'canlılar âlemi' meydana geldi.

    'Besmele'deki bu çoğalma özelliği Fatiha suresinde ve bütün Kur'ân'da devam eder. Kur'ân'ın ikili dinamik yapısına tamamen benzer olan bu oluş şekli bize, kâinatı kavramada, canlıların oluşumunu izah etmede kolaylık sağlamaktadır. Böylece "Bismillahirrahmanirrahim" derken seslerin ahengi ile kâinatın ve canlıların ahengi arasındaki uyuşma aynı zamanda ondaki estetiği ve sırriyeti oluşturur.

 

 

İKİLİ SİSTEMİN ÖZELLİ?İ,

İNSAN VÜCUDU VE KÂİNAT

 

    İlim, kâinatı ve insanı birtakım sınıflamalar yaparak belirlenen bir sistem içinde bellemekten ibarettir.

    İnşaat yaparken, malzeme kadar malzemenin yerli yerine konması ne kadar önemli ise, ilimde de bilgilerin toplanıp sınıflandırılması ve bir sıraya göre yerlerine konması o kadar önemlidir. Bir kütüphane tasnif edilir ve etiketlenirse ondan yararlanma imkanı doğar. Yoksa değeri ve hacmi büyük olmanın dışında bir işe yaramaz.

    Kur'ân da bize sadece bilgiler vermemektedir, aynı zamanda sınıflamanın da nasıl yapılacağını öğretmektedir. Bir yerinde "Biz, anlayasınız diye her şeyi çift varettik" demektedir.

    Bugünkü bilgisayarlarda bütün düşünceler ve düşünceleri saklamalar hep ikili sistemde yapılmaktadır.

    İnsan vücudu 'ikili sistem'e göre oluşmuştur. Bir kolda otuz iki kemik vardır. Bacakta da kemiklerin sayısı o kadardır. Hücrenin içindeki kromozomlar çifttir. Ayrıca ölçüler parmak uzunluğu birim alınınca hep onun katları olarak ölçülendirilmiştir. Meselâ, bilek - dirsek uzunluğu iki parmak, insan boyu 18 parmak, bir kulaç 10 parmak, çene yarım parmak olarak ölçülendirilmiştir.

    Bu parmak birim ölçüsü kâinatın yapısında da görülmektedir. Güneş'in uzaklığı Ay'ın uzaklığının dörtyüz katıdır. Gezegenlerin güneşten uzaklığı Yer - Güneş uzaklığının onda birinin katlarıdır. Böylece gerek insan yapısı gerek kâinatın yapısı, gerek makro yapı gerek mikro yapı (kübra- suğra) hep bir belirlenmiş ve seçilmiş sayılara göre düzenlenmiştir.

    Aynı sayı sistemini Kur'ân'da da buluyoruz. Kur'ân'ın her yerinde bu özelliklerle karşılaşıyoruz. Biz bunu 'besmele'de örnek olarak anlatmış olduk. İleride imkân olursa bazı yerlerde işaret etmeye çalışacağız. Arzu edenler kendileri de harf cetvelini esas alarak bu tür çalışmalar yapabilirler.

                                                                   Süleyman Karagülle


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link