Abd'yi Sevmenin Dayanılmaz Zorluğu II
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2065  |  Puan: 9  |  27 Şubat 2007

ABD’Yİ SEVEBİLİR MİYİZ! (II)

 

Almanya’da birşeyler olmaktadır, dünyada ise çok şey.. Atatürk’ten sonra Türkiye’yi yöneten kadrolar ve o günlerin gazete ve dergileri Alman hayranı ve Yahudi karşıtıdır.  Ortam duygusallaşmıştır. Hitler iktidarını finanse eden bankerlerin bir kısmı Lonra’da olsa da, bir kısmı New York’tadır; bu görülmez... Hitler Almanya’sı kısa sürede bir savaş makinasına dönüşür ve çok geçmez, savaş da başlar.

 

İnönü tarafsızlıktan yanadır, sonuna kadar çaba gösterir. Fakat ABD’nin durumunu doğru analiz eden birine de rastlanmaz. Zihinleri Batı’nın Doğusunda yoğrulanlar, Batı’nın Batısında neler olduğunu bir türlü göremezler.

 

Batı’nın Batısı, 1943’ün sonbaharında Almanya SSCB’ye yenilince farkedilir. 1945’te savaşın kesin galibi  ise ABD’dir. ABD, savaşa çok önceden hazırlanmıştır; Birinci Savaşta elde edemediği dünya liderliğini, İkinci Savaşta kaçırmak istemez. Savaş bittiğinde de ABD, iyi planladığı dünya liderliği amacına ulaşır.

 

Kader ağlarını örer, İnönü’nün ABD ile imtihanını kapıya dayar. Birinci Savaş’ın sonunda ABD mandasını savunan İnönü, II. Savaş'ın sonunda ABD’nin yardım etme baskısıyla karşı karşıya kalır… İnönü ısrarlara buyun eğer, 1950’ye kadar ABD ile IMF üyeliği dahil her antlaşmayı yapar.

 

DP’ye gelince.. Önce Kore’ye asker gönderilir, sonra da NATO’ya üye olunur. 1955’te Menderes ABD’ye gider, dönüşünde de Türkiye Ortadoğu ülkelerindeki tüm büyükelçilerini Ankara’ya çağırır ve Ortadoğu Paktı imkanlarını tartışmaya açar.  

 

Kıbrıs sorunu alevlendiğinde Yunanistan ve Kıbrıs’ta İngiltere, ABD ve Türkiye birlikte protesto edilir. 5 Haziran 1964’te "Johnson Mektubu"nun muhatabı da yine İnönü’dür.

 

1973’te haşhaş ekimi yine sorun olur. ABD’nin “Sultan Ahmed’i bombalarız” tehditleri üzerinden çok geçmez Kıbrıs sorunu da büyür. Askeri müdahale kaçınılmaz gibidir. 1974 Barış Harekatı’nda ABD’nin desteği gözardı edilemez; sorun ise öngörülenden fazla toprak alındığı için çıkar. Bu da  askeri ambargo ile düzeltilmeye çalışılır.   

 

ABD, Türkiye’ye askeri ambargo uyguladığı günlerde ise bizden habersiz dünya sisteminde bir değişikliğe hazırlanmaktadır. Türkiye’nin konumunu görmemezlikten gelemez. SSCB’den çok önce Türkiye’yi 24 Ocak ekonomik kararları ve arkasından gelen 12 Eylül askeri müdahalesi ile dünyaya açar. Bu gelişme Türkiye’nin ABD açısından ne kadar vazgeçilmez olduğunu gösteren önemli bir kanıt olarak tarihe geçer. Bunun tersi veya alternatifini hayal etmek bile kabustur:

 

Türkiye’nin dünyaya açılması eğer 70’li yılların liderlerine kalsaydı, sonunda 1990’lı yıllarda dünyaya açılan Balkan ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi rezillik diz boyu olurdu veya Doğu Avrupa ve SSCB dağıldıktan sonra Türkiye’yi dünyaya açmış olsalardı perişan olacağımız kesindi! Böyle olmadı, önce Türkiye dünyaya açıldı, sonra diğerleri... Bunu Türkiye için önemli bir avantaj olarak görebileceğimiz gibi ABD’nin hanesine yazabileceğimiz bir artı olarak da kabul edebiliriz.

 

Noktasal olaylara daha fazla değinmeden 1945 sonrası herkesin yaşamını yakından etkileyen olayları da gündeme getirebiliriz:

 

-1946’da demokrasiye geçiş tek kelime ile ABD baskısıdır.

-Çok partili sistem beraberinde laikliğin de toleranslı uygulamasını zorunlu kılmıştır.

-İslam Türk tarihinin en önemli kentleşme dönemi başlamıştır.

-Batı ile halklar düzeyinde ilişkiler kurulabilmiştir.

-Ülke önce tek pazar olmuş, sonra da Anadolulu müteşebbisler dünya ekonomik sistemine katılabilmiştir.

-Halk teknoloji ile tanışmış, önce kullanıcı sonra da üretici olmuştur.

-Anadolu’da çok sayıda üniversite açılmıştır… Bu ve benzeri gelişmeler 1945’ten sonra olmuştur. Bunların sayısını artırabiliriz.

 

Her bir gelişmeden en çok da köye, kıra ve kasabaya hapsedilmiş Anadolu’nun Müslüman halkı yararlanmıştır. Tüm bu gelişmeler Müslüman Türk halkının ABD’yi sevmesine yetmemiştir. Bu anlaşılabilir bir durum mudur? ABD’nin şikayet edebileceği kadar ciddi bir sorun mudur? Türk solunun pik yaptığı dönemde bile ABD’nin şikayetçi olmadığı ve krize dönüştürmediği “ABD karşıtlığı” konusunu, Amerikancı olduğu ileri sürülen AK Parti döneminde gündeme getirmesinin, kolay anlaşılır bir yanı var mıdır?

 

Öncelikle Türk halkının %80’i ABD’yi sevmiyor türü anketlerin yapıldığına inanamıyorum. Veya anketin zamanlamasının bütün zamanları kapsayıcı şekilde yorumlanmasında da bir kasıt görüyorum.

 

Yukarıda saydıklarım nasıl gerçeği yansıtıyorsa aşağıda belirteceklerim de bir gerçektir:

 

-Türk halkı, ekonomiyi düze çıkarıcı her IMF programının zarar verdiğine kesin olarak inanmaktadır ve bunda da ABD’yi suçlamaktadır.

-TL her değer kaybettiğinde, ABD Doları karşısında onur kırıcı bir duruma düşmüştür. Nedense her TL değer kaybı da dolarla anlatılmıştır. Bu olaylar Türk halkının gözleri önünde ve cebi çevresinde cereyan etmiş ve halk ABD’ye içerlemiştir.

-Aslında Türkler tarihin hiçbir döneminde Amerika ile savaşmamıştır ve bu önemlidir. Türklerin önemli savaşları ise AB ülkeleriyle olmuştur. Nedense Türkiye’de hiçbir siyasi akım halkı Alman, İngiliz, Fransız, İtalyan, Portekiz, İspanya gibi ülkelere karşı uyarmaz; herkes ABD karşıtıdır. Acaba bu karşıtlıkta Türkiye içinde güçlü lobileri olan ve her zaman halkı ve siyasi akımları ABD’ye karşı motive edebilecek durumda olan AB ülkelerinin hiç mi bir payı yoktur?!

 

ABD karşıtlığı ciddi ve endişe doğurucu boyutlarda ise bunda saydığım üç faktörün etkisi gözardı edilemeyecek kadar fazladır. Buna bir faktör de Filistin-İsrail sorununa ABD’nin adil yaklaşmaması ve herşeye tuz ve biber olan Irak işgalini eklemek gerekir.

 

ABD içindeki kimi lobilerin Türkiye içinde ABD karşıtlığını finanse ettiklerine de değinmeden şunu söyleyebilirim ki, endişeye mahal yok!  Sevgi dediğin ne ki?

 

ABD’li yöneticiler her

-“Türkiye Müslüman bir ülkedir”,

-“Türkiye İslam Devleti’dir”,

-“Türkiye İslam Ülkelerine örnek olmalıdır”,

-“Türkiye İslam Dünyasının lideridir”,

-Türkiye’yi ılımlı Müslümanlar yönetmektedir”… dediklerinde

Türkiye’yi yönetenler koro halinde “HAYIR!” dediklerine göre sevgi ve ülfet günleri yakındır!

 

ABD’li yöneticiler “Türkiye İslam Devletidir” benzeri sözlerini üç kez söylesinler, nasıl olsa bizimkiler herkesin duyabileceği yükseklikte ve koro halinde “HAYIR!” diyecekleridir…

 

Dördüncüsünde Mesut Yılmaz’ın irticaya ve radikal İslamcılığa çare olarak kullandığı “ılımlı ve mütedeyyin Müslüman” vatandaş da şunu rahatlıkla mırıldanmaya başlayacaktır:

 

        “Arkadaş! ABD bile bizim Müslüman olduğumuzu anladı ama bizi yönetenler anlamadı!” diyecekler ve ABD yanında safları sıklaştırmaya başlayacaklardır…   

                                                       Harun Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Fikret ASLAN [ 27 Şubat 2007 10:02:07 ]
Bizi yönetenler(mesela Mesut YILMAZ), Elazığda milliyetçi, Erzurumda islamcı, Tuncelide Alevi, İzmirde Laik, Diyarbakırda Kürtçü, Ispartada köylü, Tekirdağda AB''ci oldukları müddetçe biz hiç bir şeyi doğru bilmeyiz, bilemeyiz.... Ama ben çoğu şeyleri doğru biliyorum, çünkü ben Harun ÖZDEMİR okuyorum... Saygı ve Selamlarımla.

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link