Kur'an'ı Anlama Metodu V
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2047  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  06 Mart 2007

KUR'ÂN,

'NAMAZ MÜESSESESİ'NE DAYALI OLARAK

BİR EKİP ÇALIŞMASI İLE ANLAŞILABİLİR

 

Baştan söylediğimiz gibi; çağımızda Kur'ân'ın yorumu artık bir ustanın veya bir kalfanın tek başına çalışması ile yaptığı bina şeklinde değil; inananların planlı bir şekilde işbölümü yaparak birlikte çalışmaları ile gerçekleştir ve böyle bir çalışma yeni medeniyeti oluşturacaktır. Ne var ki, planlı çalışanların planını da herkes kendisi hazırlayacaktır. Nasıl ki namazda herkes sağına soluna bakarak kendisi sıraya geçerse, herkes saftaki kendi yerini kendisi seçerse, tabii bir disiplin içinde kendiliğinden imama uyarsa; bu ilmî çalışmalar da böyle olacak ve böyle planlanacaktır.

Herkes çevresindekiler ne yapıyor, ilmi çalışmalardan neleri üretiyor diye bakacak ve kendisinin ne yapması gerektiğine kendisi karar verip o da boşlukları doldurmaya çalışacak, onlarla aynı hizaya gelmesine dikkat edecektir.

Kişinin diğerleriyle ahenk kurabilmesi ve işbölümü yapabilmesi için onlarla devamlı şekilde bir arada bulunması şarttır. Beş vakit namaz, cuma namazları, bayram namazları hep bu ilişkilerin düzenlenmesi için teşri edilmiş müesseselerdir. Bunların sayesinde tarihte büyük medeniyetler doğmuştur. Her din bundan dolayı ibadetlere dayanmaktadır. Namazda 'Kur'ân okumak' farz olduğu gibi 'Kur'ân'ı anlamak' da farzdır. "Onlar kitabı okurlar, namazları kılarlar" diyerek, namazla birlikte ayrı olarak da kitabın tilâvet edilmesini emretmiş bulunmaktadır. Sahabeler başlangıçta ibadetlerini yalnız okuyarak yapmışlardır. Bugünkü şekliyle namaz çok sonraları teşri edilmiştir. Namazda gaye Kur'ân'ın okunup anlaşılmasıdır. Kur'ân üzerinde müzakere ve sohbettir.

Bugün namazın asıl gayesi terkedilmiş, sadece bir araya gelme ve belli hareketleri yapma namaz zannedilmiştir. Eksik kalan ve asıl fonksiyonunu icra etmeyen namaz bu nedenle bazı insanlara yük olmağa başlamıştır. Fonksiyonunu icra edemez olmuştur. İnsanlık Kur'ân'ı anlamak için namaz müessesesini olması gereken şekliyle yeniden ihya etmelidir. İnsanlık yeni saadet dünyasını, adalete dayalı dünya düzenini ve yeni hak medeniyetini ancak bu şekilde kurabilecektir.

Namazlar ile Kur'ân okuyup anlamayı birleştirmek isteyenler kendileri için bir metod aramak ve kabul ettikleri bir usûl ile işe koyulmak durumundadırlar. Çalıştıkça, gayret gösterdikçe ve bu yönde yol aldıkça elbette Allah onlara nasıl hareket etmeleri gerektiğini bildirecek ve onlar da doğru yolu bulmuş olacaklardır. Her Müslüman her hareket edişinde 'Besmele' ile işe başlar. Bunun bir anlamı da, 'ben her şeyi Kur'ân'ın bana öğrettiği esaslar içinde yapıyorum' demektir. Çünkü insan Allah ile olan ilişkisini en iyi bir şekilde ancak Kur'ân'la sağlayabilmekte, Kur'ân da 'Besmele' ile hatırlanmaktadır.

 

 

İNSANLARIN ANLAŞMALARI İÇİN

ORTAK METNİN GEREKLİLİ?İ

 

İnsanların tek anne-babadan üreyip çoğaldıkları Tevrat ve Kur'ân'da çok açık bir şekilde anlatılmaktadır. Yirminci asra gelinceye kadar insanların başlangıçta çok olduğu, değişik şekilde başkalaşarak diğer canlılardan oluştuğu, maymunlardan geldiği ileri sürülmüştür ve bu iddia günümüze kadar hâlâ savunulagelmektedir. Oysa yirminci asırda biyoloji üzerinde yapılan keşiflerde; insan maymundan gelmiş olsa bile, bu gelme değişik maymunların başkalaşarak insan türünün oluşması şeklinde değil, başlangıçta bugünkü kromozom ve genlere sahip bir anne-babanın çoğalarak insanlığı oluşturduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. İnsan maymuna benzemektedir, ancak, kromozom ve hücre yapılarında, genlerin dizilişinde böyle bir benzerlik yoktur. Yani kromozom ve genler tedrici surette değişip oluşmuş değildir. Bu gerçek, biyolojideki değişme oluşma kanunları ile sabit olduğu gibi, arkeolojik araştırmalarda da ortaya çıkmıştır. Bütün aramalara rağmen ara kalıntılar bulunamamıştır. Bugünkü insanın elli bin yıl civarında ömrü vardır. Kesin olarak biliyoruz ki, o zamanki insan ile bugünkü insan arasında biyolojik ve genetik olarak bir fark yoktur.

Bu hususun başka bir kanıtı da, diller arasındaki benzerliktir. Diller üzerinde yapılan araştırmalar bütün dünya dillerinin birbirine akraba oldukları, aynı dilin değişerek zamanla başkalaşıp yeni diller oluşturduğunu ortaya çıkarmıştır. Kur'ân Arapçası esas alınarak her kavim kendi dilinin Kur'ân dili ile olan akrabalığını ortaya koyarsa, sonunda bütün dünya dillerinin de birbirine olan akrabalıkları ortaya çıkar. Nasıl insanların bir araya gelmeleri için bir yer seçmeleri gerekiyorsa, insanlığın da anlaşabilmsi için bir ortak metin seçmeleri gerekir. İçindeki muhteva bir tarafa, sadece dil olarak, uluslararası bir dil veya çağlar arası bir dil oluşması bakımından 'ortak bir metin'e ihtiyaç vardır.

Ortak metin olarak gelişigüzel bir kitap seçilebilir, o kitap da bu hizmeti görebilir. Ortak toplanma yeri için de aynı şey söylenebilir. Ancak her toplantı için mutlaka daha uygun bir yer aranır. Ortak metin için de böyle uygun bir kitap aranmalıdır. Bu kitap, sözleriyle, gramer yapısıyla, lugatıyla, bilinebilen ve çağlar arası değişmeye uğramayan bir kitap olması gerekir. Bu kitap da Kur'ân'dır.

                                                                       Süleyman Karagülle


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link