Cıa'nın Devleti de Vatandaşı da Yoktur
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 3547  |  Puan: 9  |  09 Kasım 2006

 

CIA’NIN DEVLETİ DE VATANDAŞI DA YOKTUR

 

        ABD’de iç savaşının yaşandığı dönemin en kilit isimlerinden biri Albert Pike’dir. 29 Aralık 1809 Boston doğumlu olan bu kişi, ABD iç savaşı yıllarında Güneyli Konfederasyon Birlikleri’nde savaşmış bir komutandır. Albert Pike’yi diğer komutanlardan ayıran en bariz özellik, iyi bir gayrî nizamî harp uzmanı olması ve ordusunu da genellikle devşirmelerden oluşturmasıydı. Kızılderili ve yerli halkın içerisinden özenle seçtiği insanlardan oluşturduğu ordu, iç savaş yıllarında en acımasız birlikler olarak ün saldı. Hiçbir savaş kuralı tanımadan zulüm, yağma, yargısız infaz, teslim olanları dahi acımasızca öldüren bu birliklerin komutanı Tuğgeneral Albert Pike’dir.

        Savaş sona erdikten sonra, dünyaya yayılan kötü şöhreti ve zulmü sebebiyle Albert Pike yargılandı ve hapse atıldı. Çok kısa bir süre sonra, hapisten çıktı ve 33. dereceden mason olarak ismini masonlar tarihine altın harflerle yazdıracak bir yaşam sürdü. Masonluğun temel eserlerinden sayılan ve tüm masonların elinden düşürmediği Morals and Dogma (Ahlâk ve Dogma) adlı bir eserin de sahibi olan Pike aynı zamanda İlluminati Teşiklatı’nın da en saygın kişilerinden olup; ABD başkentinde de bir heykeli mevcuttur.

        Pike, savaş sonrası kendisini tamamen yeni bir dünyanın şekillenmesi üzerine çalışmalara adamış, eserler yazmış, devlet adamlarına mektuplar göndermiş; bir nevi dönemin İlluminati Teşkilatı’nın en büyük stratejisti konumuna gelmiştir. ABD Güney Jüridasyonu Yüksek Şurası Amirlerinden olan Pike’nin, gelenksel tapınakçı çizgisinden gelen Masonlar üzerindeki etkisi büyüktür.

        Bizim insanlarımızın karıştırdığı bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum; İslam Dünyasında masonluk denince Yahudilik akıllara gelmektedir. Halbuki masonluk ile Yahudilik arasındaki bağ, Hristiyanlık ile arasındaki bağdan daha fazla değildir. Bir Mason üstadı olan Hiram’ın Yahudî olmadığı kendi kaynaklarında ifade edilir. Masonların yemin ettikleri salonun ortasında bulunan yemin kürsüsü üzerinde Tevrat, İncil ve Kur’an, sayfaları açık halde durur. Bu da tüm semavî dinlere aynı uzaklıkta olduklarını gösterir. Şunu söyleyebiliriz ki, mason olan bir müslümanın müslümanlığından eser kalmadığı gibi, mason olan bir hristiyan ve yahudinin de hristiyan ve yahudiliğinden eser kalmaz. Mason faaliyetleri denince tüm okların Yahudiler üzerine yönelmesi tam bir oyundur. Masonluk, hiçbir dinin yan kuruluşu ve mezhebi olmayıp; nev-i şahsına münhasır, ezoterik bir inanç sistemidir.

        Masonluk ile Yahudilik arasındaki ilişkiye kısa bir parantez açtıktan sonra tekrar konumuza dönelim. Alber Pike, savaş sonrası çalışmalarını yaptığı “yeni dünya düzeni” ile ilgili olarak, mensubu olduğu teşkilatın üstadlarına ve devlet adamlarına çalışmaları ile ilgili sunumlar yapmıştır. Bu mektuplardan en çok dikkatimizi çeken, İtalyan Mason Üstadı Mazzini’ye yazdığı mektuptur. Bu mektup yıllar sonra açıklanan İtalyan arşivlerinde ortaya çıkmış ve dünyanın bugünkü noktaya gelmesinin şifrelerini gözler önüne sermiştir. Albert Pike, Mazzini’ye yazdığı mektupta, Büyük Krallıklarının kurulması için üç dünya savaşının çıkartılmasını önermiş ve bu üç savaştan sonra, ideallerine uygun “yeni bir dünya düzeni”nin kurulabileceğini söylemiştir. Bu üç savaşın şartlarını da şöyle izah etmiştir:

        “1.Savaş ile, dünya üzerinde var olan imparatorluklar çökertilmeli ve büyük bir Tanrıtanımaz devlet kurulmalıdır.” Bildiğiniz üzere 1.Genel Savaş ile Osmanlı, Alman ve Rus İmparatorluğu yıkılmış; Avrupa’dan Asyanın uzağına ulaşan topraklarda ateist bir Rusya ortaya çıkmıştır.

        “2.Savaşın şartlarının oluşması için Avrupa içerisinde Yahudî düşmanlığı kaşınarak ırkçılık tahrik edilecek, Avrupa ile Ateist İmparatorluk arasında çıkartılacak çatışma ile de Avrupa büyük bir zaafa uğratılacak. Avrupa’daki ırkçılık tahriki neticesi Yahudiler göçe zorlanıp, desteklenerek de Filistin topraklarında bir devlet kurması sağlanacak.” 2.Dünya Savaşı’nın tahrikinde en önemli iki unsur olarak Hitler ve Stalin’in çatışması ve Hitler’in Yahudilere uyguladığı soykırıma dikkatinizi çekmek istiyorum. Hitler ve Stalin’in uygulamalarını yakınen bilen ve yaşayan insanların değerlendirmelerine baktığımızda, aslında her iki liderin de sanki aynı merkezden yönlendirilip; 2.Dünya Savaşını çıkarmak üzere memur edildiklerini görürsünüz. Stalin dönemindeki uygulamar incelendiğinde görülecektir ki Rusya Devleti strateji değiştirmiş ve marksizmden kopmuştur. Eşit paylaşımcı, idealist devrimcilik yerini totaliter uygulamalara bırakmış ve samimi devrimciler ile marksistler Stalin’in zulmüne uğramıştır. Öyle ki, Hitler Avrupa’da Yahudi kıyımı yaparken; Stalin de, Almanya’da baskılara maruz kalarak kendisine sığınan komünistlerin %80’ini öldürmüş, kalanları da Sibirya’da maden ocaklarında çalıştırmıştır. Ünlü Alman komünislerinden Nathan Steinberger de Almanya’dan kaçarak Stalin’e sığınmış idealist bir marksistir.   O’nun anlattıklarını okuduğumuzda, Stalin’in marksizme ihanetini ve kendilerine karşı uyguladığı şiddet karşısında şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Sanki görünmez bir el, Hitler ve Stalin’i aynı stratejiye doğru iter gibi…

        Hitler’in en büyük gestapo şefi olan Heinrich Müller, savaşın bitmesinden bir gün önce Hitler ile birlikte kaldığı sığınaktan ayrılır ve kendisinden hiçbir haber alınamaz. Heinrich Müller,  Gizli Devlet Polisi(gestapo)’nin yöneticisi olup; Rayş’ın Güvenlik Başdairesi’nde planlanmış, hazırlanmış ve organize edilmiş her faaliyette üst düzey görevli olarak mühim rol almıştır. Kayıplara karışan Müller’in izi, 2001 yılında açılan bir Amerikan arşivinde ortaya çıktı. Meğer Hitler’in en yakını ve istihbarat örgütünün en önemli ismi, Hitler’i sığınakta bırakarak ABD karargâhına gitmiş; yargılanmış ve davası beraatle sonuçlanmış. Arşiv’de bu kadar bilgi ile yetinilmesine rağmen, Müller’in izini süren Alman gazeteci ve ZDF televizyonu araştırmacısı Ralf Pıechowiak’a göre Müller, soğuk savaş yıllarında da CIA adına S.S.C.B üzerinde faaliyetlerini sürdürmüştür.                      

        Albert Pike’nin, Mazzini’ye yazdığı mektupta, Büyük Krallıklarının kurulması için üç dünya savaşının çıkartılmasını önerdiğini ve bu üç savaştan sonra, ideallerine uygun “yeni bir dünya düzeni”nin kurulabileceğinden bahsetmiştim. 1. ve 2. savaşın neticelerini birebir yaşamış olmamız, Pike’nin 3.Savaş ile ilgili öngörüsünü daha bir merakla irdelememizi gerekli kılıyor. 

        Pike’nin arzuladığı 3.Savaşın çıkartılması için “Hristiyan ve Müslümanlar arasında çatışma ortamı yaratılacak ve bu 3.Savaş Müslümanlar ile  Hristiyanlar arasında cereyan edecektir. Hristiyan ve Müslümanlar bu savaş neticesi büyük bir güç kaybına uğrayacak ve zaafiyete düşecektir. Bu savaş neticesi, yeryüzünde tek bir güç olarak biz kalacağız ve hayal ettiğimiz düzeni kurma kudretine o gün ulaşacağız ve o gün karşımızda direnecek hiçbir güç kalmamış olacaktır.”

        Birinci ve İkinci Dünya Savaşı ile ilgili hayali gerçekleşen Pike’nin, 3.Dünya Savaşı ile ilgili hayali de gerçekleşmek üzeredir. Pike, 3. savaşın çıkması için Müslüman-Hristiyan çatışmasının tetiklenmesinden bahsediyor. Dünyada Müslüman-Hristiyan çatışmasının zemini hangi olayla hazırlanmıştır diye kime sorsanız herkes “İkiz Kulelere saldırı” diye koro halinde cevaplar. Yani üçüncü savaşın ilk tohumu ABD’deki kulelere atılmıştır ve bu saldırının arkasındaki güç kimdir diye sorarsanız, insanların en az %50’si  “bu saldırının arkasında ABD vardır” der.

        Aklı başındaki tüm istihbaratçılar, İkiz Kulelere saldırı olayını CIA’nın önceden bilemediği yalanına inanmıyor. İkiz Kulelere Saldırı olayını CIA tezgâhlamıştır. Bu tezgâhla, Müslüman-Hristiyan Çatışmasını başlatmış; fiili saldırının başlaması için zaman kaybetmemek adına da ABD yöneticilerine yanlış istihbarat vererek “Saddam’ın yerini tesbit ettik; koordinatları da şudur…” demiştir. Irak’a hemen operasyon yapmayı düşünmeyen ABD yönetimi de hemen uçaklarını kaldırıp; bombardımanı başlatmıştır. Netice mi! CIA’nın dediği yerde Saddam’dan eser yoktur ancak savaş başlamıştır maalesef.

        CIA, Müslüman-Hristiyan Savaşı çıkarmak için ABD’yi uçurumun önüne getirmiştir. ABD’nin varlığı veya yokluğu CIA için önemli değildir. CIA’nın dünyanın her yanına yayılmış kolonileri vardır; devleti yoktur. CIA bugün ABD’nin içinde odaklanmıştır yarın Çin’de veya Rusya’da da odaklanabilir. CIA’nın gücüne en büyük gücü katanlar, Hitler’in istihbarat teşkilatından ayrılanlar olmuştur. Stalin ile Hitler, Pike’nin 2.Genel Savaş öngörüsü ve stratejisinde en önemli maşadırlar.

        Şimdi, 33. dereceden bir mason üstadı olan Pike’nin 3 savaş tertibi teorisini aklınızdan çıkarmadan; alt alta sıralayacağım konulara dikkatinizi odaklamak istiyorum:

        -ABD’nin kurucusu George Washington  masondur.

        -1.Dünya Savaşı yıllarında ABD Başkanı olan Th. Roosevelt masondur.

        -Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırıp ardından da 1.Dünya savaşı ile İmparatorluğu çökerten İttihat ve Terakki Cemiyetidir ve bu cemiyetin en güçlü isimlerinin çoğunun mason olduğunu masonlar dahi inkâr etmiyor.

        -İkinci Dünya Savaşı yıllarında ABD başkanı olan Franklin D. Roosevelt de bir mason olup; 1933 ile 1945 yılları arasında Başkanlık yapmıştır.

        -2. Dünya Savaşı  devam ederken  12 Nisan 1945’de mason ABD Başkanı Roosevelt öldü ve yerine aynı gün bir başka mason üstadı Truman ABD Başkanı oldu. Roosevelt, Churchill ve Stalin arasında Yatla Konferansı’nda alınan karar gereği Almanya’nın bölünmesi gerekiyordu. Mason Üstadı Truman, savaşın hemen sona ermesi gerektiğine karar verdi ve bunun için Japonya’ya 2 atom bombası atılmasını emretti ve savaş bitti. Büyük Mason Üstadı ABD Başkanı Truman, Hiroşima ve Nagazaki’deki insanlık ve doğa dramının başrol oyuncusudur aynı zamanda. Ne hikmet ise, Yalta Konferansında kapitalist iki ülke başkanı ile komünist Stalin aynı masada yeni dünyanın temellerini atmak üzere kararlar alıyorlardı.

        -3. Dünya Savaşının ilk kıvılcımının ateşlendiği, İkiz Kulelere saldırı ve Irak’a müdahale döneminin ABD Başkanı torun Bush’un dedesi ise, Roosevelt dönemindeki CIA’ın kurucularından olup; en etkin isimlerinden biridir.

        Görüldüğü üzere 33.derecen büyük mason üstadı Pike’nin stratejisi doğrultusunda, planlanan 3 dünya savaşının başrol oyuncaları da mason. Masonların planlarını uygulamadaki en etkin organ da CIA. Nasıl ki masonların devleti ve vatandaşları yok ise, Masonların  bir organı olan CIA’nın da devleti ve vatandaşı yoktur. İkiz Kulelerde ölenler ABD vatandaşıdır; ölenler birader değildir. CIA’nın vatandaşları, dünya üzerinde kolonileşmiş biraderlerdir.

        Masonlar her ne kadar İllimunati Teşkilatı ile bir alakaları olmadığını söyleseler de, bu teşkilatın bir çok önde geleninin ve kurucularının mason olduğunu da inkâr etmemektedirler. Benim çözmeye çalıştığım, yumurta mı tavuktan çıkmış yoksa tavuk mu yumurtadan çıkmıştır? İşte bu soruya cevap bulduğum an, Fenikeliler, Masonlar , Tapınakçılar, İlluminati arasındaki ilişkiyi de çözmüş olacağım. Sizce hangisi hangisinden çıkmıştır?

                                                            Av.Mustafa Özdemir

                                                              

 

***Bu yazıda ismi mason olarak geçenlerin tamamının mason olduğu bilgisi mason kaynaklardan alınmıştır.

 


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Timukan Karaca [ 29 Temmuz 2009 13:46:31 ]
Cok tesekkurler bu bilgileri toplumla paylastiginiz icin, yillardir o kadar yanlis tarihler okuduk ki biz ve diger ulkeler . 30 yildir veya daha fazla zamandan beri buna benzer gercekleri cevremle paylastigim da hep bana uzayli gibi baktilar ve komplo teorileri urettigim soylendi . Ama zaman herseyi yavas yavas ortaya cikariyor fakat insanlar hala gerceklerden bir haber ve ogrenmeye hevessiz bir sekilde yasamaya devam ediyorlar. Ne yazik ki ben artik umutsuzum. Her sey para ve bu sekilde insanlar cok guzel kullaniliyor. Degerler bitmis, milliyetcilik eski kafalilik sayiliyor, toplum bankalarin elinde hayatimizin en ucra kosesine kadar sizmis durumda , toplum kistirilmis, suni bir kriz cikarilip insanlar birbirine kirdiriliyor. Artik ne diyecegimi ve yapacagimi sasirmis durumdayim. Butun dunya insanlarina yazik ediyorlar ben cok genis cerceveden bakiyorum olaylara .Aslinda milliyetci bir insanim ama butun insanligi da seviyorum her milletin kendi topraklarinda huzur icinde yasamasini istiyorum.Bu bahsettiginiz ki ben onlara yuvarlak masa sovalyeleri diyordum. Onlarin ne milletleri ,ne dinleri, nede insan sevgileri var. Dunyanin her yerine yerlesmisler , yeralti madenlerini ele gecirmisler , devlet adamlarini ele gecirmisler bir parmak bal surup agizlarina koca halklari oyuncak etmisler , bir yerde fanatik islam , diger yerde muz cumhuriyetleri , diger yerde fasist liderler , halklari cahil birakip birbirine dusman etmisler ama hala insanlar bunlardan habersiz bu insanlarin pesinden ilahlari gibi gitmiyor mu iste ben deliriyorum.

                                           Timukan Karaca

www.beyazrenkler.org engin demirci [ 04 Ağustos 2008 03:17:27 ]
Dönemin büyük üstadı Can Arpa''ın Anıtkabir defterine Atam, bayrağımızı, kitabımızı ve onlar kadar kutsal saydığımız ilke ve devrimlerini çiğnetmeyeceğiz. Hatay ile başlayan hareketi Musul, Kerkük ve on iki adamızı unutmadan sürdürüp, canlarımızı fedaya hazırız. Rahat uyu. yazmasını siyaset yapmak olarak kabul ediyor ve masonluktan istifa ediyordu. Bu anlayış Türkiye masonları büyük Üstad''ı olan Hayrullah Örs, 1972''de Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi''ye verdiği röportajda şöyle dillendiriyordu: Biz milli bir gaye takip etmiyoruz. Bizim gayemiz insandir.
demişler.

kamil doruk [ 16 Ocak 2007 09:29:51 ]
bu nefis yaziyi bu gün okumak nasib oldu. eline saglik. yaz be agabi, okuyalim... sadece okuyalim mi!..

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link