Seçmenin Gündemi
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1981  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  21 Haziran 2007

SEÇMENİN GÜNDEMİ

 

            Ağız bu işte; her konu üzerinde konuşuyor bir şekilde. San’at, spor, ekonomi, siyaset, astroloji, bilim, teknoloji, hava durumu, deniz suyunun sıcaklığı… Hemen her konuda konuşmak ve yazmak bir alışkanlık oldu neredeyse. Her ne kadar haftada bir yazı yazıyorsam da, her konuda görüş bildirecek ve yazacak kadar bilgilere sahip olmadığımı itiraf etmeliyim. Zaten bir gazete yazarı, her konuda görüş bildirecek diye bir kaide de yok sanırım.

            Devletin ilgili kurumunda resmî memur olmadığımız için, bize ulaşmayan bilgilerin olduğu muhakkak. Benim için mübhem olan konularda ahkâm kesmemin, yazı yazmamın kamuoyunu yanlış yönlendirmekten öte bir anlamı olamaz. Devlet, vatandaşlardan oluşur ancak her vatandaş, Devletin işleyişine müdahale edemeyeceği gibi Devletin elindeki her bilginin kendisine sunulmasını da talep edemez. Devletin organları, ilgili memurlar tarafından icra edilir ve bazı bilgiler sadece Devletin ilgili birimlerine açıktır. Bu hakikat, Devlet olmanın bir gereği olup; Çadır Devleti olmamanın nişanıdır.

            Özellikle dış politika ve güvenlik mes’elesi konusundaki bilgi, espiyonaj, kontr espiyonaj, propaganda ve stratejilerin halkın önünde tartışılması kadar ciddiyetten uzak bir davranış olamaz. Bu bilgi ve faaliyetlerin tamamının avamın gündemine sokulması, o Devletin ciddiyetine gölge düşürür ve zafiyete maruz bırakır. Eksik bilgilerle konuşan ve yazan insanlar için iki şey söyleyebilirim: Ya cahiller ya da karanlık ağızların sözcülüğünü yapıyorlar; bilerek veya bilmeyerek.

            Türkiye’nin dış politikası ve güvenliği konusunda çok hassas bir dönemden geçerken, ağzı olan herkes bu konuları konuşup, yazıyor. Halkın gündemine sokulmak istenen bu konular ne yazık ki avamın gündemine girmiştir artık. Asıl risk de bu noktadan sonra başlıyor. Artık avam yani vatandaşlar manipülasyon ve ters manipülasyon kıskacına alınmaya hazır hale gelmiştir. Devletin güvenliğine kast edenler için maalesef uygun zemin yaratılmış; avam, dış politika ve güvenlik konusunda subjektif  tez, anti tez ve analizler yapmaya başlamıştır. Perdenin arkasını görmeden, perde arkasını dizayn etmeye kalkışan avam, bir süre sonra perde gerisinde hayali düşmanlar ve kurumlar üretip, harekete geçebilir. İşte, bu ülkenin güvenliğine kast edenlerin nihai hedefi de budur zaten.

            Herhangi bir devletin vatandaşı olan insanların gündemi, yaşadıkları Devletin dış politika ve güvenlik mes’elelerini tartışmak olmamalıdır. Vatandaşlar, ülkenin bu hassas politikalarına vakıf olmadıkları için, bu tartışmanın içerisine çekildiğinde, muhakkak ki kullanılmak istenmektedirler. Vatandaşın yani avamın gündemi ekonomi, sağlık, iç güvenlik ve özgürlük sorunları olmalıdır.

            Ekonomik sıkıntılarını çözmeyen Devlete tepki göstermelidir seçmen; sağlık sorununu çözemeyen, yol yapmayan, imar faaliyetine girişmeyen, temel haklardan mahrum bırakan, san’ata destek olmayan Devlete tepki göstermelidir, hakkını söke söke, gerekirse meydanlarda aramalıdır ancak konu dış politika ve güvenlik olunca ben derim ki bu konu ne benim, ne de seçmenin tartışma zeminidir. Perdenin önünde olan biri olarak ben derim ki, “Perdenin gerisinde yaşananları, perdenin gerisinde yaşayanlar yorumlasın”. Seçmen kendi işini, perdenin gerisinde olanlarda kendi işini yapsın ve tartışsın.

            Geldiğimiz noktada tüm muhalefet partileri AKP’yi sadece ve sadece dış politika ve terör konusunda sıkıştırmaya ve halktan bu yöntemle oy kapmaya çalışıyorlar. “AKP ABD güdümünde” “AKP Kıbrıs’ı sattı” “AKP Barzani ağzıyla konuşuyor” “AKP terörü tırmandırdı” gibi sloganlarla AKP’yi seçmenlere “Vatan Haini” olarak propaganda ediyorlar. Hiç de ahlakî olmayan ve kesinlikle meydanlarda konuşulmaması gereken bu konuları miting meydanlarında konuşmak sadece ve sadece bu ülkeye zarar verir.

            Bizim dinimizde en büyük itham bir insana “kafir” demektir. Bir insana kafir diyen ya kendisi ya da karşısındaki kafirdir. Bu bizim dinimizin bir kaidesidir. Çünkü bir insana mümin veya kafir demek için çok açık ve elle tutulur delillerin olması gerekir. Vatan hainliği de aynen bu ciddiyette bir ithamdır. Bir insana vatan haini diyorsan ya sensin hain ya da karşındaki.

            Dış politika ve güvenlik mes’elesi konusundaki bilgi, espiyonaj, kontr espiyonaj, propaganda ve stratejilerden halkın bilgi sahibi olması imkansızdır. Böyle gizli bilgilere; çok açık ve elle tutulur delilerle sahip olmadan bir seçmen kitlesinin kalkıp da “AKP vatan hainidir” demesi kadar büyük bir yanılgı olamaz. Kaldı ki vatan hainliği ile suçlanan parti Türkiye Cumhuriyeti’ni idare eden bir parti ve genel başkanı da 5 yıldır Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı.

            Biliniz ki bu ülkede hiçbir siyasî parti ve genel başkanı vatan haini değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 2000 yıllık bir geleneğin üzerine inşa edilmiştir. Bu büyük devlet her şeye bir süre göz yumabilir ama asla ve asla bir vatan hainini 1 gün bile başbakanlık makamında oturtmaz.

            Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde büyük hata yapan Sayın Ağar bile “Terör üzerinden siyaset yapmam” diyecek kadar asil bir davranış sergilemiştir. Kaldı ki Sayın Ağar, terör üzerine söyleyecek en fazla sözü olan kişi kendisi olmasına rağmen terör mes’elesinden siyasî rant elde etmenin ahlâksızlığına işaret etmektedir. Sayın Ağar da dış politika ve terör konusunun halkın kahvehane konuşmalarına ve seçimlere alet edilmesinin yanlışlığını ve yanıltıcılığını bilmektedir.

            Ankara sokaklarından daha çok terör platolarında, silahların gölgesinde dolaşmış bir Ağar, dış politika ve terörü iktidar oyunlarına alet etmezken belki de ömründe Cudi, Kandil ve seçim gezisi hariç Tunceli’yi görmemiş olan MHP lideri Devlet Bahçeli her ağzını açtığında “şehit kanı” “vatan haini” demesi sadece ve sadece seçmeni aldatmaktır. Devlet Bahçeli üniversite koridorlarında dolaşırken Sayın Ağar, dağda, bayırda, pusu  ve ölüm tehdileri altında terörist avındaydı. Eğer dış politika ve terör üzerinden kirli bir siyaset yapma ayrıcalığı bir kişiye tanınacaksa o da Sayın Ağar’a tanınmalıdır. Kaldı ki Sayın Ağar’ın asaleti de böyle kirli bir seçim kampanyası yapmasına müsait değildir.

            Siyasî partilerden aş isteyelim, iş isteyelim, hastane, yol, tiyatro salonu, futbol sahası, mahallenizin güvenliğini isteyelim; eğer vermiyorlarsa ısrar edelim ama dış politika ve güvenlik mes’elelerinde hepimiz haddimizi bilelim.

                                                                               Av.Mustafa Özdemir

 


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
fuat KARATAŞ [ 21 Haziran 2007 11:27:13 ]
Türkiye cumhuriyeti kuruluşundan bugüne kadar içinde hiç hayin barındırmadıda barındırmazda.Bizim gibi vatan severler olduğu sürece asla bu ülkeyi kimse karıştıramaz.Bir söz vardır sinek birşey yapmaz sadece mide bulandırır.Yani ağzı olan konuşuyor.Sizi tebrik ediyorum gerçekleri konuşamıyanlarında yerine konuştuğunuz için.Saygılar

Fikret ASLAN [ 21 Haziran 2007 09:33:23 ]
Çok güzel yazmışsınız Sn.Özdemir.
Farklı ve önemli bir yazı.
Tebrikler.

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link