Kur'an'ı Anlama Metodu VIII
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 3729  |  Puan: 5,4  |  17 Temmuz 2007

TÜRK DİLİ İLE ARAP DİLİ ARASINDAKİ FARK

 

Kelimelerin cümle içinde almış oldukları yerlere göre önemleri vardır. Esas kaide olarak Arapçada fiil cümlesinde sıralama fiil, fail, mef'ul şeklindedir. Fiil cümlesinde fiil önemli olduğundan fiil başa gelmektedir. Türkçede ise fail, mef'ul ve fiil şeklinde sıralanma vardır. Türk Dili ile Arap Dili arasında en büyük  fark, önemli olanın Arapçada önce söylenmesi, daha az önemli olanların sonraya alınması, Türkçede ise aksine olarak önemlilerin en sonunda söylenmesidir. Anlatılmada bu iki sistem de değişik özelliklere sahiptir. Biri, konuyu baştan bildirmekte, ilk dikkati onun üzerine çekip sonrakiler üzerinde durmamış olsa da, maksadını anlatmış olmaktadır. Diğeri ise, önce zihni onun üzerine çekip onu anlamaya hazırladıktan sonra, önemli olan şeyi söylemektedir.

Kur'ân her iki metodu da kullanmaktadır.

Gerek Arapçada, gerek Türkçede kelimelerin sırası fail, fiil veya mef'ul olma bakımından bir ifade taşımaz. Sıra sadece önemi gösterir. Her iki dilde de fiile yakın olanlar daha önemlidir. Arapçada, Türkçede olmayan bir özellik, mef'ul veya fail önemli ise fiilden önce de söylenebilmektedir. Oysa

 

Türkçede fiilden sonra failin veya mef'ulun gelmesi normal cümleyi oluşturmaz. Batı dillerinde ise fail, fiil ve mef'ul sırası vardır. Bu sıra aynı zamanda fail veya mef'ul olduğunu belirler. Önemini belirlemek vurgu ile olmaktadır.

Böylece cümle yapısı bakımından dünya dillerini üç grupta toplamak imkânı bulunmaktadır. Bütün dünya dillerini Kur'ân'ın cümle yapısıyla karşılaştırarak sınıflama yapmak ve bu suretle insanların gerçekten Tevrat'ta bildirildiği gibi Hz. Nuh'un üç oğlundan gelip gelmediğini tespit etmek mümkün olacaktır.

Arapçadaki isim cümlesi Türkçedeki isim cümlesi gibidir. Önce 'mübteda' sonra 'haber' söylenir. Çünkü isim cümlesinde önemli olan mübtedadır. Bununla beraber her iki dilde önemine göre mübteda ve haberlerin yerleri değişebilmektedir. Türkçede isim cümlesinin sonunda 'dır' veya 'dırlar' getirilerek bir tür fiil cümlesi gibi söylenmektedir. Arapçada ise mübteda ile haber arasında bir zamir koyarak, bazen bunu da ortadan kaldırmak suretiyle sadece iki isim söylenmek suretiyle ifade edilmektedir.

 

 

BESMELE VE İSLÂMİYET

 

'Besmele'de fiil veya mübteda hazfedilmiş ve mef'ulden veya haberden sonraya alınmıştır. Böylece bu cümlenin söylenmesinde asıl maksadın fiil veya mübteda değil de mef'ulun olduğuna işaret edilmiştir. Yani, "bu okuma veya bu işi yapmam başkasının adına değil, sadece Allah'ın adınadır" anlamındadır. "Ahmet çalışkandır" dediğimiz zaman, Ahmed'in çalışkan olduğunu ifade etmiş oluruz. Oysa, "çalışkan Ahmet'tir" dediğimiz zaman, çalışkanın başkası değil Ahmed'in olduğunu ifade etmiş oluruz.

'Besmele'de de durum böyledir.

Araplar bir yerde bulundukları zaman bir kabile reisinin himayesinde ve onun adı ile dolaşırlar. Kimin emanında iseler ona sığınmış olurlar. Devlet aşamasına gelmemiş toplulukların oluşturdukları sosyal denge böyle kurulmaktadır. Krallıkların, hanedanlıkların, diktatörlüklerin bulunduğu yerlerde de böyle bir adamın adı ile yaşamak ve çalışmak imkânı vardır.

İslâmiyet, yeryüzünü böylesine kişilerin, hanedanların, kabilelerin, diktatörlerin, parça parça olmuş topraklar yerine; bütün yeryüzünü bütün insanlar için eman hâline getirmiştir. Bir başkasının adına değil, sadece 'Allah adına hareket etmeleri', hak ve vazifelerden bu şekilde yararlanmaları esasını getirmiştir. 14 asır önce Arap Yarımadası'nda yaşayan kabileleri devlet aşamasına ulaştırdığı gibi; bütün beşeriyeti de ayrı ayrı kavimler ve devletler hâlinde olsalar bile bunların yeryüzündeki hükümranlıklarını Allah adına tesis ederek beşeriyetin yeryüzünde birlikte yaşamasına ve birbirlerine kul olmamasına imkân hazırlamıştır.

Allah, 'Besmele' ile, bir taraftan Kur'ân'ın ilâhi kelâm olduğunu belirlemek için okumadan önce söylenen cümle olarak inzal ettiği gibi; diğer taraftan da davranışlarında, hareketlerinde 'Besmele' ile işe başlamasını emretmek suretiyle, insanın kendi yüceliğini ve bu yüceliğe mütenasip görevini devamlı olarak belirtmek için bir anahtar cümle olarak da inzal etmiştir.

Böylece 'Besmele', insan ile Allah arasında mevcut olan ezeli sözleşmenin sürekli olarak teyidi ve tekrarı için kullanılan bir cümledir.

 

 

ÖZET VE SONUÇ

 

Özetleyecek olursak, 'Ba' harfi fiil cümlesinde mef'ullerden birinin başına gelir ve fiilin oluşuna etki eden kelimeyi gösterir. Değişik fiillerde bu etki değişik olur. Burada fiil hazfedildiğinden 'Bi'nin manası takdir edilecek fiile göre değişecektir. Genel olarak 'ekrau' veya 'ef'alu' takdir edilecek. Kur'ân'ı okurken 'ekrau', bir iş yaparken 'ef'alu' denmiş olacaktır. Yani 'Allah'ın adına okuyorum' veya 'Allah'ın adına yapıyorum' olmuş olur.

'Ba', fiilin başlangıcını gösterdiğinden esas itibariyle sebebiyet içindir. Yani, 'Ben Allah'ın bana verdiği görevi ifa ederek onun resûlü olarak okuyorum' demek olur. Böylece her mü'min Allah'ın kelâmını bütün insanlığa ulaştırmakla görevli olduğunu ilân etmiş olur. Diğer taraftan eğer fiil takdir edilmiş ise insan kendisinin Allah'ın halifesi olduğunu, O'nun adına hareket ettiğini, bir tür O'nun vekili bulunduğunu hatırlamış ve davranışlarını O'na göre ayarlamış olacaktır.

'Bi'nin sebebiyet anlamı olduğu gibi, 'istiane', yardım, işi ona dayanarak yapma anlamları da vardır. Böylece; "benim şimdi okuduğum, size anlatmak istediğim, kendi kendine, kendimin söylediği sözler olmayıp, Allah'ın bana öğrettikleridir." Sözler, bana intikal etmiş bir şekilde söylenmektedir'. Ancak onu doğru anlayabilmemiz için yine bizim Allah'a ihtiyacımız vardır. Yoksa bu sözleri doğru değil yanlış anlamış oluruz. İşte okumaya başlamadan önce Allah'tan Kur'ân'ı doğru anlamamız için bize yardım etmesine dua ediyoruz.

Kur'ân'da; "okumadan önce recmedilmiş şeytandan Allah'a sığınırım de" denmektedir. Eğer hazfedilmiş fiil olarak "eûzu" takdir edersek, "eûzu billah"ın da yerine 'Besmele" geçmiş olur. Sığınma fiili kalbî bir fiildir. Kavlen yani söz ile söylemeye gerek olmaksızın kıraate başlayan kimse, 'Besmele'nin başındaki bu ikinci istiane anlamını hatırlayarak söylerse bu emri yerine getirmiş olur. Bu sebepledir ki, Kur'ân'ın başında 'Besmele' yazıldığı halde 'istiaze' yazılmamıştır.

Fiil yerine isim takdir edilince 'Ba' harfi haberin başına gelmiş olur. 'Fa' ile izafe edilmiş masdar mübteda olmuş olur. Fiilde olduğu gibi, takdir edilecek masdar değişik olduğundan 'Bi'nin manaları da değişik olacaktır. Ancak kıraati veya fiili şeklindeki bir takdir genel takdirin yerini almış olur. Fiil takdirinden farkı, daha önce belirttiğimiz gibi süreklilik ve devamlılıktır. Fiilde anlattığımız manaları aynen taşıyacak ama bunun yalnız bu kıraate veya bu fiile münhasır olmadığını, adeta insanın Kur'ân okumakla devamlı olarak muttasıf olduğunu belirtmiş oluyor. "Benim işim Allah'ın kelâmını kendim anlayıp uygulamak için okumamdır"; "Benim işim Allah'ın kelâmını sizlere okuyup ulaştırmaktır" demiş oluyor.

İsim cümlesinde 'Ba'nın kullanılması halinde fiil için de aynı takdirler sözkonusudur. "Ben yeryüzünde Allah'ın varettiği görevlisiyim, bütün hayatım ve sa'yim Allah'ın adınadır, O'nun yardımıyladır" demiş olur. Yani 'Ba' harfi Fatiha'daki; "yalnız sana ibadet ederim ve yalnız senden yardım isterim" cümlesinin bir özetidir. Bütün Kur'ân'ın Fatiha'da, Fatiha'nın Besmele'de, Besmele'nin de 'Ba' harfinde özetlendiğini söyleyen alimler bunu kastetmişlerdir.

'Ba' harfinin mecazi olarak 'Fi' harfi yerine de kullanıldığını daha önce söylemiştik. Bu takdirde fiil veya masdar takdiri yapacağımıza zamir takdiri yapabiliriz. "Ene fismillah" demiş oluruz. Kişi nerede olduğunu, hangi âlemde yaşadığını hatırlamış olur. Kendisini çevreleyen ve kuşatan kâinatın veya ictimai yapının Allah'ın varettiği bir kâinat olduğunu, O'nun kanunlarının yürürlükte bulunduğunu, O'nun meydana getirdiği topluluğun bir ferdi olduğunu hatırlamış olacak ve tüm davranışlarını ona göre düzenleyecektir. Böylece 'Bi' harfi üzerinde 'Bi' harfinin değişik manalarını düşünerek değişik fiil, isim veya zamirleri takdir ederek pek çok manaları anlamamız mümkündür.

Bu verdiğimiz örneklere dayanarak siz de düşünmeye başlarsanız, okuduktan sonra kitabı kapatarak 'Besmele' ne imiş diye düşünmeye başlarsanız, şeytanın şerrinden Allah'a sığınarak düşünmeye başlarsanız; Allah size bulunduğunuz hâl ve şartlara uygun olarak daha nice manalar bildirmiş olacaktır.

                                                           Süleyman Karagülle


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar

Henüz Yorum Yazılmamış


Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link