Seçmek De Seçilmek De İstemiyorum
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 2257  |  Puan: Henüz oy verilmedi  |  20 Ağustos 2007

SEÇMEK DE SEÇİLMEK DE İSTEMİYORUM

           

            Yaklaşık 200 yıldır iktidarların elinde oyuncak olmuş bir dönem yaşıyor insanlık. İnsan Hakları, Demokrasi ve Cumhuriyet kelimeleri ile narkozlanmış ve gerçekte olup bitenden habersiz şekilde sarhoş masası muhabbeti yapıyoruz. İktidar sahipleri ve güç odakları, halkın olup-bitenden haberi olmaması için onları oyalayıcı kavramlar buldular. Halk bu kavramları ağzına aldığı anda kanlarına karışıp beyinleri ifsad oldu. Bireyler, iradeyi ifsad eden bu büyülü kavramların bataklığında çırpınırken, iktidara talip olanlar ve güç odakları stratejilerine doğru adım adım ilerlediler ve ilerliyorlar.

            Doğal dayanışma ve örf ile kenetlenmiş toplulukları dağıtan, zayıflatan İnsan Hakları, Demokrasi ve Cumhuriyet kavramları bireyi güç odakları karşısında zayıflatmış ve içerisinde yaşadığı toplulukta yabancılaştırmıştır. Doğal dayanışma ve örf ile kenetlenmiş doğal güç merkezleri iktidarlar ve güç odakları tarafından büyük bir tehdit idi. Bu doğal güç merkezlerini darmadağın etmeden istedikleri düzeni kuramayacağını anlayan iktidar taliplileri ve güç merkezleri işe önce teorik çalışma ile başladılar.

            1650-1800 yılları arasında propaganda edilen İnsan Hakları, Demokrasi ve Cumhuriyet kavramlarını büyülü şekilde zihinlere sunan J.Locke, J.J.Rousseau, Montesquıeu gibi büyücüler, afyonu icad eden filozoflar olarak iktidar taliplileri ve güç odaklarının amelesidirler. Doğal iktidar sahipliğini ve iktidara geliş geleneğini kıran bu ameleler aslında yeni bir güç merkezini iktidara taşımışlardır. Hiçbir zaman iktidar geleneği olmamış sadece ve sadece ticaret yapmış bu güç merkezi önündeki engelleri dinamitleyen bu filozoflar dünyamızda yeni bir iktidar yaratma işçiliğini yapmışlardır. Bu büyülü kavramlarla narkozlanmış bireyler ise iktidar değişim operasyonunda gönüllü erlik yapmıştır.

            20.YY’ın başında Demokrasi ve Cumhuriyet kavramının arasına bir de Çok Partili Siyasal Yaşam afyonu sıkıştırılmıştır. İktidar sahipleri ve güç odakları, sınırlı sayıda ve kendi belirledikleri önermeleri bireyin önüne koymuş ve bireyden “Özgür bir insan olarak özgürce seçimini yap!” demeye başlamıştır.

            Son 200 yıldır yalnızlaşmış, yabancılaşmış ve büyülenmiş bireyler olarak simülatif bir ortamda yaşadığımızın farkında bile değiliz. Ağalığın adı işveren örgütü, köleliğin adı işçilik, kâhyalığın adı sendika, monarkın adı cumhurbaşkanı oldu; oldu da ne oldu? Açlık mı bitti, hırsızlık mı bitti, cinayetler son mu buldu, savaşlar mı bitti, suçlar mı azaldı, hastalıklar mı son buldu, daha uzun mu yaşıyoruz, 200 yıl önce yaşayan insanlardan daha mı mutluyuz… Yönetimde söz sahibi olma yalanıyla her şeyimizi kaybettik aslında.

            Birey olarak hepimizin yönetime talip olması veya bizi yönetenleri belirleme gibi bir fantezimiz olamaz; daha rasyonel olmak durumundayız. Yönetimde kim olursa olsun, bizi ilgilendiren yöneticinin icraatlarıdır. Adil midir değil midir, merhametli midir zalim midir, sahtekâr mıdır dürüst müdür… bizi ilgilendiren ve müdahil olmamız gereken konu budur. Bireyler olarak bizim iktidar yaratma değil iktidarı denetleme görevimiz vardır. Kim hangi yöntemle iktidara gelirse gelsin; birey olarak bizim görevimiz iktidarın uygulamalarının meşru olup olmadığını izlemektir. İnsan Hakları, Demokrasi, Cumhuriyet, Çok Partili Siyasal Yaşam narkozunun etkisi altında iktidara taşıdığımız insanları daha işin başında meşru ilan etmiş oluyoruz. Biz getirdiysek, ne yaparsa yapsın meşrudur anlayışını yıkmalıdır insanlık.

            Kuvvetler dengesi, kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliği gibi iktidarların demogojilerine ve koltuk değneklerine inanmıyorum. Bu kavramlar da bizim iktidara taşıdığımız ancak bizi yutan makinanın birer dişlilerinden ibarettir.

            Ben yönetimde söz sahibi olmak; seçmek, seçilmek değil adaletli, merhametli ve dürüstçe yönetilmek istiyorum; benim için meşruiyetin ölçüsü de budur.

                                                                              Av.Mustafa Özdemir


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Reşit Acemperioğlu [ 20 Ağustos 2007 17:58:14 ]
Sayın Özdemir,

"Seçmek" ve "seçilmek" insanlığın her zaman peşini bırakmadığı taleplerdir. Bundan vazgeçemeyiz. Bu bir. İkinci kural da şu: Yönetim her zaman"askeri kurallarla" oluşur, "hukukla" da gelişir; tabii ki gelişmek istiyorsak..

Şikayetçi olduğunuz konuya gelince.. İnsanlığı seçme ve seçilme aşamasına getirenler Resuller ve Nebilerdir. Bu da üçüncü hatırlatmam olsun.

Kısa hatırlatmalardan sonra şunu diyebiliriz: Bir yerde yönetim varsa öncelikli sorun güvenliktir. O nedenle yönetimlerin kurucu unsuru askerlerdir. Tüm doğu ve batı uygarlıklarında devleti askerler kurmuştur, ülke toprakları da askerler arasında rütbelerine göre paylaştırılmıştır.

Askerlerin kurduğu yönetimin yine askerler tarafından yürütülmesini sağlamak Resullere ait bir yoldur. Bu tür yönetimlerde seçme ve seçilme hakkı da sürekli askerlik yapanların hakkı olmuştur.

Bu yönetimlerde ticaret, ilim, zenaat erbabı vergi ödeyerek askere gitmemeye ve dolayısıyla da yönetime katılmamamaya karar vermişlerdir.

Fakat Mısır'da başlayan bir uygulama Yunan, Roma ve Batı'da yönetim, askeri demokrasi çizgisinden saparak servet ve sermayenin egemen olduğu "burjuva demokrasisi"ne dönüşmüştür. Zamanla medeniyete dönüşen sözkonusu yönetimlerde asker kurucu unsur olsa da, ticaretin tefeciliğe dönüşmesiyle önce seçme ve seçilme haklarını kaybetmişler sonra da paralı askere dönüşmüşlerdir.

Sayın Özdemir,
Canınızı sıkan eğer seçme ve seçilme oyunlarındaki yapaylıklar ise bilmenizi isterim ki, bu tür demokrasiler günümüze egemen olan burjuva demokrasilerine has durumlardır...

Bugün Türkiye'nin yaşadığı yönetim krizinin özünde de sanıyorum, demokrasimizin askeri olamayıp, burjuva demokrasisine de geçmek istememesinde kaynaklanmaktadır... Bilmem anlatabildim mi?

Sanıyorum derdimi anlatamadım...

Selamlar







Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link